Geçtiğimiz hafta bir derneğin yemeğinde, çok güzel ve ilginç bir ortamın içinde buldum kendimi…Müftü yardımcımız Ekrem Saylam, Pastör Ertan Çevik ve Haham Moti Katan ile 'Ezan ile Çan Sesleri'nin duyulduğu bir şehirde, özel bir coğrafyada buluşmuştuk. Bu buluştuğumuz nokta 'Havva ile Adem'in çocukları' olmamızdı. Yani bizler, birbirimizin kardeşiydik. A ya da B olmak değildi önemli olan, bizi birbirimize bağlayan güç, bizi yaratan kişiydi.
Kendimi tanımaya başladığım ilk yıllarda, ailemde Türkçesi bizden çok daha farklı olan bir kişi vardı. Büyük dayım 1960'lı yıllarında Almanya'ya okumaya gitmiş ve orada bir Alman kızıyla karşılaşmış; kız kardeşine çok benzeterek yanına yaklaşmıştı. Okulunu bitirdikten sonra da evlenmişler ve bir yıl sonra da aile özlemine dayanamayan dayım, Alman yengemi de yanına alarak Türkiye'ye geri dönmüştü. Yengemin Rosa Mari ismi Müslüman olunca 'Candan' olmuş ve gerçekten de aile onu candan bir şekilde kucaklamış, o da ailenin de bir bireyi olmuştu.
Yengemin 'yabancı gelin' olduğunu ancak Türkçeyi çok iyi konuşuyor olamamasından dolayı ayırt edebilmişizdir sadece. Bunun dışında namazını kılan, orucunu tutan birisiydi. Hatta diyebilirim ki, pek çok Türk kadını bile bu kadar Türk geleneklerine uymuyordur. Osmanlı erkeği olan dayım da, şüphesiz bunun hep tadını çıkartıyordu.
Çocukken onun eskiden Hıristiyan olduğunu annem söylediğinde öncelikle şaşırdığımı hatırlıyorum. Ailemizde farklı dinler ile ilgili sohbetlerin yapıldığını hatırlıyorum belki de bunun en büyük nedeni namazında niyazında olan ve hacca giden 'babaannem' olabilir. Onunla dini sohbetler yaptığımı çok iyi hatırlıyorum. Gelişimimde 'daha hoşgörü birisi olmamıza' yönelik öğretilerin kişiliğime de yansımasında onun çok büyük rolü olmuştur. Bu nedenle hiçbir zaman 'düz mantık' düşünememişimdir. Kararlarımı verirken de durumlara ve şartlara göre tutum ve davranışlar değiştirdiğimi kabul ederim. Çünkü yaşam bana '2+2=4' olmadığını sık sık göstermiştir. İnsanları her zaman 'Yaradan' dan dolayı sevmişimdir. Bu nedenle de herkese eşit, adil bir şekilde davranmanın ve kucaklamanın 'insanlık' adına da önemli ve yararlı olduğunu savunurum.
Geçtiğimiz sene bir akademisyen arkadaşım onunla birlikte aynı partiyi tutmadığım için: 'sen bizden değilsin' dediğinde çok üzülmüştüm. İnsanların birbirlerine 'sen ve ben' ya da 'bunlar ve ötekiler' şeklinde ayrıştırılmalarına hep karşı çıktım. İnsanların birbirlerine 'küsmelerine', 'konuşmamalarına' hayret ettim. Aynı koridorda karşılaşan kişilerin birbirlerini 'görmemezliğe' geldiklerinde ya da selam bile vermeden geçtiklerinde hep ne kadar 'çocuk' olduklarını düşündüm.
Daha ötesi insanlar neden bu kadar hoşgörüsüz olabiliyor diye düşünüyorum? İnsanlar acaba neyi paylaşamıyorlar derim? Birbirimizi daha iyi anlamak, daha güçlü iletişim kurabilmek, empati kurabilmek için uğraşmamız gerekirken; birbirimize karşı neden anlayışsız ve kaba olduğumuzu bana açıklayacak birisi olabilir mi diye çevreme bakınırım ve ne yazık ki bulamam…
Semavi dinleri bu nedenle benim için çok önemlidir. Hangi din olursa olsun, onların hepsinin öğretisi çok basit ve yalındır. 'SEVGİ' ile başlayan 'HOŞGÖRÜ' ile devam eden 'AFFEDİCİ' olmayı öğütleyen bütün inanç sistemleri bizlere aslında nasıl 'insan' olmamız gerektiğini de öğretiyor.
Sizce, insanların birbirlerini değiştirmeye çalışmaktansa, oldukları gibi kabul etmeleri ve herkesin bireysel zenginliklerinden faydalanmaları daha mutluluk ve huzur verici değil mi? Neden hep birini suçlama gereğini duyuyoruz… 'Suç Kültürü'nü bulunduğumuz ortamlardan uzaklaştırdığımızda 'Sevgi Tohumları'nı da çevreye yaymış oluyoruz aslında... 'Sevgi Köprüleri' yıkılınca 'güvensizlik' de başlıyor ve bu kısır döngü tekrar tekrar başa sarıyor ve bir türlü sonuca ulaşamıyoruz.
Bayram bir sevinç ve neşe günüdür. Duyguların coştuğu sevgi ve saygının olabildiğince canlandığı güzel günlerden biridir. Ramazan Bayramı'nın, bütün inananlar için özel bir yeri vardır. Çünkü Ramazan Bayramı, her gün tutulan orucun iftar vaktindeki sevinci gibi, tutulan bir aylık orucun toplu bir iftar sevincini de ifade eder.
Diğer yandan da zekatlarını, fitrelerini, sadakalarını yoksulların ellerine vermekle bir çok fakir fukarayı sevindirmekle büyük bir hayır işlenmekte ve sosyal bir görevin mutluluğu yaşanmaktadır. Bayram günleri sadece bu olayların kutlandığı bir sonuç değildir. Eş, dost, hısım akraba ziyaretleri de değildir. Tebrikler yollamak, ziyafetler çekmek evet çok güzeldir. Ama bununla beraber bence en önemli konu: 'dargınların barışmaları, verebilen elin alabilecek ele uzanması'dır. İşte o zaman kişinin kendi içindeki 'mutluluğu' ortaya çıkacak ve 'iç huzura'ulaşacaktır.
Ramazan Bayramı'nızı şimdiden en içten sevgilerimle kutlar, yeni günlerin ülkemize ve insanlığa 'huzur, hoşgörü, ve mutluluk' getirmesini diliyorum. Nice mutlu bayramlara…