’“Şaşkın ördek, suya dibiyle dalarmış!’”
Ne kadar doğru bir söz. Allah kimseyi şaşırtmasın.’¶ Ama insan kendi çapına bakmadan taşıyamayacağı yükün altına girerse ve en önemlisi ’“bilmediğini de bilmiyorsa’”, o kişinin işinin batması kesindir. İyi de bu tip biri, ülkenin başında ise o zaman ne olacak?Yandı gülüm, keten helva.
Şu sözleri kim söyledi, hatırlıyor musunuz?
*Size Çingene dediler,
*Size Elekçi dediler,
*Size Roman dediler,
*Sizi Camilerde ön saflara bırakmadılar.
Hatırladınız mı?Bu ülkenin Başbakanı söyledi, fakat bu kötüleme ve küçümseme sözlerini, kendisinin dışındakilerin söylediğini anlatmaya çalıştı. Ama asıl suçlu olarak Türkiye ve Türkler’’in gösterildiği apaçık bellidir. Türkiye ve Türkleri ırkçı göstererek bundan yarar sağlamak, kendisinin de Türk olduğunu söyleyen bir Başbakan’’a yakışıyor mu?
Libya’’dan-Ürdün’’e, Suriye’’den- İran’’a , Suudi Arabistan’’dan-Sudan’’a kadar gördüğü her ARAP’’I öpen, onlar için gözyaşı döken ve tüm komşularımızla ’“SIFIR PROBLEM’” isteyen Başbakan’’ın kendi ülkesinin insanlarıyla arasına ’“onarılması çok zor olan nifak ve ayırım tohumları’” ekmesi şaşkınlığın belirtisi değil mi?
Şaşkınlığın, ülkemizin birliği ve bütünlüğüne en çok zarar verecek bir tarafı da Başbakan’’ın, insanlarımızın ’“ana dillerini kullanmadaki’” yanlış tavrı ve yanlış bilgisidir. Elbette Türkiye’’de yaşayan herkes, anadilini öğrenmek, yaşatmak ve öğretmek hakkına sahiptir. Fakat devlet olmanın ve bir arada yaşamanın en önemli şartlarından biri, resmi dilin ve eğitim dilinin tekliğidir ve bizde bu dil TÜRKÇEDİR. Bize aksi için baskı yapanlarda gerçek durum nedir?İki örnek verelim;

ABD’’DE TEK DİL ZORUNLUDUR;
350 milyon nüfuslu ABD’’nin üçte bir nüfusunun ana dili İspanyolcadır. Çinceden, İtalyancaya kadar çok sayıda dil kullanılır. ABD, 2007 yılında İngilizce Dil Birliği Kanununu çıkardı;
*Kamu ve Özel tüm işyerlerinde İngilizce kullanılması zorunludur.
*Vatandaşlık başvurularının, Güvenlikten Sorumlu Bakanlığa verilen ’“İngilizce bilme şartını yerine getirmek’” yetkisine göre işlem görmesi şarttır.
ABD titizlikle bu kanunu uygularken, Avrupa Birliği projesine rağmen, her Avrupa ülkesi ’“KENDİ DİLİNDE YAYIN VE EĞİTİMDE’” ısrarlı iken, Başbakanın aksini ısrar etmesini ’“şaşkınlık’” belirtisi olarak görmek haklı olmaz mı?
ALMANYA’’DA NELER OLUYOR?
*Almanya’’da son 5 yılda bazı okullarda, DERS ARALARINDA VE OKUL BAHÇELERİNDE DAHİ ANADİLDE KONUŞMAK YASAKTIR.
*Almanya’’da Türkçe dersleri, sistemli bir şekilde kaldırılmaya başlandı. AKP İktidarından bu konuda tek ses çıkmadı.
*Türkiye’’nin, Almanya’’da ’“Türk Lisesi’” açılmasına Merkel karşı çıktı. Başbakan’’dan ’“Bayan Şansölye’’den beklemezdim’” diye gayet sert(!) tepki geldi.
Gördüğünüz gibi bunlar tartışılmaz gerçeklerdir. Gerek ABD, gerekse AB tarafından bize dayatılan ve devletimizin birliğini-bütünlüğünü tehlikeye sokacak uygulamalar, niçin kendileri tarafından uygulanmıyor?İyiyse, güzelse kendileri neden uygulamıyor?
Tüm bunlar ve bugün başımıza getirilen sıkıntıların esas kaynağında, bu güzel ülkenin kuruluş değerlerine, Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana karşı olan bir partinin iktidar olması vardır.
Türkiye Cumhuriyeti’’nin Başbakanının herkese şirin görünme gibi bir mecburiyeti olmamalıdır. Eğer böyle bir komplekse düşerseniz, hem kazık yersiniz, hem de sonradan alay konusu olursunuz. Alay konusu olmanız bizi elbette ki üzer, fakat aslında kazığı yiyen Türk Milleti’’dir. Bu millete altından kalkamayacağı yükler yüklemeğe de kimsenin hakkı yoktur.