İsmet İnönü’’nün kırk beş yıl önce yaptığı ’“CHP ortanın solunda bir partidir’” açıklaması ile başlayan süreç çeşitli evrelerden geçerek bu günlere gelmiştir.’¶ CHP’’ye oy vermeye devam eden bir kısım seçmen bu partiyi hala sosyal demokrat olarak algılasa da siyaset bilimi açısından CHP’’ye sol parti deme olanağı kalmamıştır.
İnönü’’nün, ’“bu düzen değişmelidir’” sloganı ile, Kurucularından birisi olduğu laik cumhuriyet ünvanlı rejimi yeniden revize etme ihtiyacı duyup, bu konuda CHP’’ye misyon yüklediği 1965 yılı itibariyle Türkiye’’nin temel kurumlarında rüşvet, yolsuzluk, ihaleye fesat gibi kavramların hayali bile mümkün değildi. Anayasa Mahkemsesi, Yargıtay, Danıştay gibi kurumlar saygınlıklarının zirvesinde olup, tüm kararlarını hukuka göre vermekteydiler. Haksızlığa uğradığını düşünen her yurttaş, ’“Türkiye’’de yargıçlar var’” özgüveni içinde ücretsiz adalet arayışı olanağına sahipti. Düzen’’in bozulduğuna karine teşkil eden şey, yatırımlarda bölgeler arası dengesizlik ile bazı subayların değişik bahanelerle ikide bir kalkıştıkları darbe teşebbüsleriydi ki bunlardan birine kalkışan Talat Aydemir bedelini hayatı ile ödemişti.
O tarihte de Türkiye’’de değişik etnik kimlik ve mezhebe mensup insanlar yaşar, kadın ve genç kızlarımız başlarını örterlerdi. Ancak bu durum toplumsal hoşgörüye engel teşkil etmez, başörtülüler ise kamusal alanda devletin kurallarını zorlamaya kalkışmazlardı. Türk aydınları İlericilik, gericilik ya da sağcılık, solculuğu giyim tarzlarına göre değil, siyasi duruşlara göre tarif ederlerdi. Her şey 1961 Anayasası’’nın özgür birey, örgütlü toplum anlayışının toplumca hızla benimsenmesi üzerine ters yüz olmaya başladı.
Dönemin Başbakanı Demirel ’“Bu Anayasa ile devlet idare edilemez’”, dönemin Genel Kurmay Başkanı Tağmaç ise ’“sosyal uyanış, ekonomik gelimenin önüne geçti durdurulmalıdır’” söylemi ile gelen 12 Mart, önce birkaç genci asarak topluma gözdağı verdi, arkasından da da örgütlü toplumu ortadan kaldıracak Anayasal değişiklikler geldi.
Bu noktada CHP’’nin tavrı en net ifadelerle darbe karşıtlığı yönünde olmuştu. Toplumda saygı gören bu tavırla birlikte Toprak işleyenin su kullananındır, ne ezilen ne ezen sloganları ile o tarihe kadarCHP’’ye mesafeli duranlar bile çekincelerini kaldırıp tarihinin en yüksek desteğini verdi. Ancak CHP bu desteği hak edecek iktidar uygulamaları sergiliyemediğinden umutları boşa çıkardı. 12 Eylul darbesi bir anlamda CHP’’nin zaaflarından yararlanılarak gerçekleştirildi.
12 Eylül Türk solunu silindir gibi ezip, aralarında bu günkü iktidar sahiplerinin de bulunduğu Türk-İslam sentezinin yolunu açtı. Ankara merkezli asker, sivil bürokrasiyi daimi iktidar, seçilmişleri ise sanal iktidar yapan 1982 Anayasası ve Siyasi Partiler Kanunu ile adı demokrasi olan yeni düzen kuruldu. Bu yeni düzene 1980 öncesi CHP’’nin türevleri olan SODEP, SHP, DSP ve şimdiki CHP karşı çıkmak yerine bu düzenle uzlaşma yoluna gitti.
Sol görüntülü partilerin yerel yönetim ve koalisyonlarda sergiledikleri kişiliksiz icraatlar, halkın bu partilere ve kadrolarına olan güvenini sarstı. Bir dizi ayrılma ve birleşme operasyoları da işe yaramadı ve Cumhuriyeti kurmakla övünen CHP baraj altında kaldı. CHP’’nin baraj altında kalması birçoğumuzu olduğu kadar Genel Başkan Baykal’’ın da ruhsal yapısı üzerinde derin izler bıraktı. Siyaset Bilimci Baykal sebepleri analiz edeceğine kolayını seçip, kendinden başka herkesi kabahatli ilan etti.
Baykal hiç beklemediği bir zamanda yeniden CHP’’nin başına geçince kendini güvenceye alacak yeni müttefikler aradı. Bir yandan İlhan Kesici gibi isimleri yanına alarak Demirel ve eski DYP tabanına, öbür yandan Canan Arıtman gibi ANAP papatyalarını alarak bu Partinin kentli bujuva tabanına yöneldi. Şimdi artık CHP’’nin yeni seçmen tabanında bu partilerin ağırlığı hissedilmektedir. CHP’’nin yaşlı geleneksel tabanının bir bölümü öldüğü için, sol sosyolojik taban ise kısmen AKP’’ye, kısmen de kararsızlar safına katıldığı için CHP’’de eski ağırlığı kalmamıştır.
Zaten Baykal’’ın eski tabanı kazanmak gibi bir niyeti de yoktur. O şimdi partide geliştirdiği tek kişilik demokrasisine her koşulda boyun eğen yeni nesil siyasetçi tipiyle, önümüzdeki dönemin ’“Ana Muhalefetine’” hazırlık yapmaktadır. Ta ki genel seçim sonrasında karşısına daha deneyimli yeni bir Sarıgül çıkıncaya kadar.
Tüm bu tespitler ışığında CHP’’nin yeniden sol bir parti olması çabaları boşunadır. Bu gerçeği göremeyip Baykal’’dan hala değişim talep eden Kemal Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin gibi isimler ise Mayısta yapılacağı söylenen kurultayda gerçekle yüzleşebileceklerdir.