PKK’’nın ’“ateşkes’” kararı, havuzlu villa polemiği kadar medyamızda yer almadı.
Militarist ve çatışmacı bir kültürle şekillenmiş olan toplumumuz, barışı algılamada,tartışmada güçlük çekiyor.
Bize dayatılan ve öğretilen çözüm biçimi salt ’“ölmek ve öldürmek’” olunca, savaş rantçılarının, kan tacirlerinin terörü profesyonelce yönetmesinin önüne geçemiyoruz.
Çaresizliğimiz daha çok bilgisizliğimizden kaynaklanıyor.
Güneydoğu’’da yıllarca gazetecilik yaptım. 12 Eylül 1980 darbesi sonrası Türk Haberler Ajansı (THA) muhabiri olarak Sıkıyönetim Mahkemelerini izledim. İşkenceleriyle dünyaya ün salmış Diyarbakır Cezaevinde PKK’’lılarla görüştüm,söyleşiler yaptım. Cudi dağında, K.Irak’’ta örgüt kamplarına ulaştım.
30 yıllık bu kardeş kavgasının tanığıyım.
PKK, dünyanın en büyük en kanlı terör örgütüdür.
Bunun yanında’…
En kolay provoke edilebilen, en kolay kullanılabilen, ilkesiz, gerçek anlamda da lidersizdir.
Bugün: barış
Yarın : savaş diyebilecek kadar gizemlidir. Karmaşık bir idari ve mali yapıya sahiptir.
Bu nedenle 30 yıllık kanlı geçmişinde askeri hareketinin asla ve asla siyasi bir hedefi olmamıştır.
Siyaset yapmasını beceremediği için, en kolay olan terörü seçmiştir.
Yeni Türkiye hakkında, görme ve duyma bozukluğu yaşadığı her hareketlerinden anlaşılıyor.
Şimdi tekrar bir ’“ateşkes’” süreci başlattı.
Aslında örgüt şunun farkına vardı.
Silahlı propagandayla, şiddetle hak arama, kendini ifade etme dönemi artık bitti.
Hem savundukları düşünceler,hem de ana kadroları yaşlandı.
30 yılda 40 bin kardeşimiz öldü. On binler yaralandı. Kardeş kavgasında en büyük acıyı da yine Kürtler yaşadı. Terör bir bölgeyi ekonomik ve sosyal yönden kurttu. Doğu ile batı bölgeleri arasındaki gelişmişlik farkı daha da büyüdü.
Bir kuşak tamamen eğitimsiz,bilgisiz kaldı. Bu coğrafyadaki yaşam alanlarının çoğu yok edildi.
Terör ve şiddet ikliminde, ne bilim nede ekonomi yeşerme olanağı buldu.
Bölge insanı da ’“bazı haklar elde etme adına’” kendisine dayatılan ’“ölme ve öldürme’” şartından artık yılmış,yorgun düşmüştür.
’“Eylemsizlik’” kararında APO’’nun İmarlı şartları dahil, onlarca nedeni sıralamak mümkündür.
Kısacası PKK, artık yeni bir sürece adım atmak,siyasallaşarak varlığını şiddetsiz biçimde sürdürmek zorunda.
Avrupa Birliği süreci de bu görüşü daha da olgunlaştırdı.
Ankara, bu ’“eylemsizlik’” kararını nasıl algıladı ?
Hükümet ’“silahları bırakıp teslim olsunlar’” resmi söylemin dışına yine çıkmadı.
PKK’’lılara sormazlar mı ’“madem koşulsuz teslim olacaktınız, o halde bu acıları neden yaşadık?’”
Bu tamamen politikasızlıktır.
30 yıl önce de aynı şeyler söylenip, ’“üç-beş çapulcuya Türk devleti masaya oturmaz’” denildi.
Artık hepimiz çok iyi biliyoruz ki’…
Bu kardeş kavgasının asla ve asla galibi olmayacaktır.
Ayrıca siyasette kan davası değil,çözüm üretim mekanizmasıdır. PKK’’nın siyasi ayağı olmaya çalışan TBMM’’sinde grubu bulunan BDP ile görüşülebilir.
Ankara baskı gruplarına, savaşçı şahinlere karşı direnemiyorsa..(ki..durum onu gösteriyor) sadece ve sadece dilini daha insancıl,daha duygusal biçimde kullanabilir.
Dil yarası,kurşun yarasından daha ağırdır.
Bu böyle biline.