Medyanın özgürce eleştirme hakkının olmadığı bir ülkede demokrasiden söz edilemez. Tüm çağdaş dünyada çok iyi bilinir ki ifade özgürlüğü demokrasinin temel taşı, olmazsa olmazıdır. İfade özgürlüğü olmadan demokratik bir tartışma yapılamaz. İfade özgürlüğünün olmadığı, medyanın sansüre maruz kaldığı, çeşitli baskı yollarıyla susturulduğu ortamlarda yapılan seçimlerde asla demokratik olamaz.
Eğer bir ülkede yöneticiler medyanın özgürce görev yapmasına izin vermiyorlar ise demokrat olduklarını iddia edemezler. Etmeye kalkışsalar da buna kimse inanmaz. Kim yazacak, kim yazmayacak? Ne yazacak, ne yazamayacak, kim konuşacak, kim konuşamayacak, ne söylenebilinecek, ne söylenemeyecek ? Muhalefet haberlerine ne kadar yer verilecek gibi talimatlar yağdıran yöneticilerin, bunlarla uğraşanların demokratlıkları söz konusu bile edilemez.
Anayasamızın 28. Maddesinde ' Basın hürdür, sansür edilemez' diye yazar. Oysa yaşayarak görüyoruz ki bu vazgeçilmez kural sadece ve sadece Anayasa kitabına yazılmakla kalmış, uygulanır olmaktan tümden vazgeçilmiştir. Oysa siyasiler, yöneticiler veya sıradan kişiler kendilerini eleştiren, savunan, kendilerine sağduyuyla yaklaşan veya yaklaşmayan medyaya ve onların çalışanlarına saygı göstermek zorundadırlar. Medyanın temel işlevi zaten eleştiri üzerine kuruludur. Özellikle siyasiler, yöneticiler eleştiriye karşı kızan değil, eleştiriden ders alması gereken kişiler olmalıdırlar. Doğaldır ki eleştiri yapılacaktır. Eleştirilen siyasi veya yöneticiye düşen de o eleştirileri değerlendirip, yanlışı varsa düzeltmektir. Kendisini eleştiren medyaya karşı tahammüllü olmalıdır bir yönetici. Çünkü demokrasi yasama, yürütme ve yargı denilen üç temel gücün üzerinde durur. Dördüncü önemli güç ise medyadır. Siyasiler ve yöneticiler isteseler de istemeseler de, sevseler de, sevmeseler de medya ve medya mensupları vardır ve daima var olacaklardır. Bu gerçek 20. Yüzyılın sonlarından itibaren böyledir. Böylede olacaktır.
Tabi hiç şüphesiz ki medyanın ve medya mensuplarının da kendi üzerlerine düşen görev ve sorumluluklar vardır. Şiddete teşvik etmemelidir medya. İnsanların özel hayatlarına gayri meşru bir biçimde müdahale etmemelidir. Nefret ve kini körükleyici olmaktan uzak durmalıdır. Demokrasinin dördüncü gücü olmaktan aldıkları gücü şahsi çıkarları için kullanmamalıdır.
İşte bu temelde seçimin yaklaştığı bir dönemde biz medya mensupları tüm siyasi partilerden seçim vaatlerin de medya mensuplarının görevlerini kolaylaştırıcı, yasal güvencelere kavuşturucu sözler duymak istiyoruz. Her partinin amacı, Türkiye'yi çok sesli yapacak, her fikrin sesinin gür çıkacağı, çoğunluk değil çoğulculuk anlayışının toplum yaşamının her alanına egemen olacağı bir programı hayata geçirmek olmalıdır. Bu ülkenin tüm çağdaş insanları olarak bizler özgür medya istiyoruz. Bu böyle biline.