Dünyayı gezmek ne kadar güzelse, ülkemizi gezmek de bir o kadar güzel ve öğretici..Ülkemizin taşı-toprağı altın denir ya, ben de ülkemizin şehirlerini gezerken artık bu değerlerimize bir farklı gözle bakmaya başladım. Sadece bakmakla da kalmıyor, bütün gördüklerimi içime sindirmeye çalışıyorum.
Bir günlüğüne Erzurum'a gitme kararını aldığımda biraz düşünceliydim. Hava durumu raporlarına göre Erzurum'da kar ve soğuk vardı. İzmir'de havalar o kadar güzel gidiyordu ki, bu durumdan ne ölçüde etkileneceğimi bir an düşündüm ve birkaç kalın kazak giyerek, saat 06.45 uçağı ile Ankara uçağına bindiğimde, bir gün sürecek yolculuğumunda beni ne süprizlerin beklediğini merak ediyordum. Atatürk Üniversitesi'ne birkaç yıl önce gitmiştim, Orta Doğu Teknik Üniversite'den sonra ikinci büyük kampüsü olan üniversitemizdi ve belki de doğu illerinde yapılan ilk üniversiteydi. Bu nedenle kampüse girdiğinizde bunun farklılığını hemen görebiliyordunuz. Bütün doğu illerinin katıldığı, Mustafa Kemal ile Kazım Karabekir'in katkılarıyla 23 temmuz'da toplanılan Erzurum Kongresi'nin Meclis salonuna yıllar önce girdiğimde müthiş etkilenmiştim. Ancak o günlerde ilk defa şimdiye kadar görmediğim 'burka' giymiş kadınları bu şehirde gördüğümde de içimi büyük bir acı kaplamıştı. Bundan bir iki sene öncenin Türkiye'sinde bu tür kıyafetler giyen kadınların olması beni şaşırtmıştı. Erzurum bu nedenle hafızamda oldukça 'muhafazakar' bir şehir olarak kalmıştı.
Geçmiş anılarımın içinde bir de bizim Muğla- Aydın Efeleri gibi yürüyen 'dadaşlar' kalmıştı. Esmer, siyah gözlü, oldukça ince yapılı Erzurum erkekleri.. 'Dadaş Olmak' nedir diye o zaman onlara sorma fırsatım olmamıştı ama bu yolculuğum sırasında uzun süre Erzurum'da yaşayan kişiler ile konuştuğumda, bazı şehir efsanelerini bile öğrenerek bu şehirden ayrılmıştım. Trabzonlu olmasına rağmen, yıllar boyunca Erzurum'da oturdukları için kendini artık Erzurumlu hisseden Mehmet Bey'e: 'Bana Erzurumlu'yu tanımlar mısınız?' dediğimde, çok açık ve net bir şekilde :'Erzurum insanı saf'tır. Soğuk memleketlerde yaşayanlar genellikle böyle olurlar. Şeytanlık peşinde gezmezler, saf olduklarını bilmezler' dedi. Mehmet Bey'e : 'Dadaş olmak' nasıl bir duygudur dediğimde, Dadaşlık, ağabeyliktir. Dadaşlık maçoluktur. Dadaş 'aç gezer ama dadaşım der' dediğinde aslında Erzurumlu erkeklerin kendilerini ne kadar zorladıklarını düşündüm. Aynı sohbete Atılhan Hoca'da: 'Seven dadaş belli etmez, ayıptır, haber vermeden sever' dediğinde aslında toplum olarak ne kadar kendimizi baskı altında tuttuğumuzu düşündüm. Bu aslında o kadar tehlikeli bir durumdu ki, kişilerin yaşamlarından kendi yaşamları çalınıyordu. İnsanlar, toplum için yaşıyorlardı. Toplum ' ne der' baskısı altında yaşamlarını sürdürmeye ve bazen de gerektiğinde istemedikleri halde bazı kurallara uymak zorunda kalıyorlardı.
Ege yöresinde bu duyguları hisseden kişiler de vardır. Ancak doğu illerimizde bu baskı yani 'mahalle baskısı' çok daha fazlaydı. İnsanların en büyük korkusu 'dışlanmaktı'. Sohbet ettiğim kişilere bu kuralları bozan, daha rahat yaşayan aileler, ya da kişiler yok mudur Erzurum'da dediğim de, aldığım cevap beni daha da üzdü. Çünkü 'yoktu'. Kimse bu baskıya hayır deme cesaretinde bulunamıyordu. Cuma günü herkes eğer 'Cuma namazına' gidiyorsa,gidilmek zorundaydı. İçki içilen bir şehirdi, ama çok ilginçtir hiç içkili lokanta yoktu. İnsanlar ya evlerinde içiyorlardı ya da arabalarının içinde…
'Mikro Milliyetçilik' şehirde hakimdi. Bu belki de bütün küçük şehirlerde vardı ama Erzurum'da sanki daha yaygındı. Eğer şehri yönetenler ve seçilenler Erzurumlu değiller ise seçilme şansları hiç yoktu. Kadın çalışan sayısı eskiden çok azdı. Şimdi Erzurum İş kadınları dernekleri kadınlarında iş hayatında aktif rol almalarında ciddi bir ivme kazandırmıştı. Doğu illerinde halen içine kapanıklık devam ediyor gözüküyordu. Şehirler arasında 'düşmanlıklar' bunlara 'tatlı kapışmalar' diyelim, halen devam ediyordu. Karslı, Erzurumlu'yu sevmiyordu, Erzurumlu Karslı'yı..
Üniversitemiz hocalarına:' bu düzen değişir mi?' diye sorduğumda çok zor dediler. Kültürel deformasyon doğal olarak gelişmeyi de engelliyordu. Erzurum'da evlerin metrekaresinin oldukça büyük olduğunu duydum. Ne güzel Erzurumlular rahat evlerde yaşamayı seviyorlar diyecektim ki, bunun nedeninin 'ev ev üstüne' olduğunu öğrendim. Neydi ev ev üstüne? Halen Erzurum'da 'gelin-kaynana' aynı evde yaşıyordu. Çekirdek aile kavramına geçiş henüz başlamamıştı bu şehirde… Hiç kimse karşı çıkmıyordu, doğal olarak gelenek ve görenekler devam edip gidiyordu sorgulanmaksızın...
Erzurum'da sanayi yoktu. Tarım yoktu, hayvancılık yoktu. Peki bu şehirde geçim nasıl oluyor dediğimde, kazanmak için insanların pek de hırslarının olmadığını öğrendim. Tarım yoktu ama 'Hacı baba''da eğer döner yemediyseniz, Çağ Kebabı ve Emir Şeyhin köftesini yemediyseniz, bence Erzurum'a gittiğinizi sakın kimseye söylemeyin. Hele ki bir de 'kadayıf dolması'nın tadına bakmadıysanız tatlı nasıl olurmuş deme lüksünüz olmayacaktır. Misafirperver doğu insanın sevgisiyle Erzurum'dan aynı gece İzmir'e dönerken, Erzurum'un geleneksel yemeklerini öğrenmiştim. Erzurum evlerini gezmiş, taş dükkanlarının vitrinlerine bakmış, meşhur Erzurum balının tadına bakmıştım.
Doğu illeri ile batı illeri arasındaki farkı her gittiğim gezilerde daha iyi görebiliyordum. Türkiye, o kadar güzel bir mozaiği sahip ki, bu zenginlik 'bizi biz yapıyor'. Yemeklerimiz, geleneklerimiz, inançlarımız belki çok farklı doğu insanlarından.. Ama bizi bağlayan çok güzel olaylar dizisi var tarihte, yaşanan anılarda. Nene Hatun'un Tabyalarına gittiğimde, havanın inanılmayacak derece soğuk olduğu bir an da, Türk-Kürt- Zaza burada yaşayan tüm halkların ülkeyi kurtarmak için yaptıkları savaşlarda neler yaşadıklarını iyi yorumlamak gerekiyor. 1877-1878 yılları arasında Ruslar, Erzurum'un kenarına geldiğinde Nene Hatun'un köylüyü uyarak ilk öncü birlikleri dağıtması, Kurtuluş savaşında yaşanan anılar, coşkular, galibiyetler 'bizi birbirimize' bağlıyor. Bu nedenle de 'doğu insanlarını' sevmek ve onlara hak ettikleri değeri vermek bütün insanların olduğu kadar devletlerinde politikaları olmalıdır. Türkiye; doğusu-batısı-kuzeyi ve güneyi ile bir bütün. Bu bütünlük sağlandığı müddetçe güçlü bir ülke olarak kalacağız. Erzurum'dan dönerken, yıllar önce Kurtuluş savaşının başladığı günlerde yaşanan duygusal bir hassasiyetle, ülkemi ne kadar çok sevdiğimi bir kez daha hatırladım. Ve ülkem için neler yapabileceğimi düşündüm, özellikle şu günlerde ??