Toplulukları yönetme şekil ve yöntemleri vardır. Tarihten bu güne pek çok yönetim şeklini devletler uygulamış çoğu zaman yönetim şekilleri diğer devletlere de örnek olmuştur. Uygulanan yönetim şekillerinden biride toplulukları düşünmekten, üretmekten uzaklaştırmak, günübirlik meşguliyetlerle oyalamaktır.
Ülkemizdeki yönetim şeklide bizleri televizyon dizileriyle, suni gündemlerle oyalayarak, milleti düşünmeye sevkedecek olayları da, haber konusu yaptırmayarak gözlerden kaçırma şeklinde olmaktadır. Şükür ki son zamanlara kullanımı hızla artan sosyal medya ağı oluşmuş, televizyon ve gazetelerden öğrenemediğimiz pek çok haberi sosyal medya aracılığıyla öğrenir hale gelmişiz.
Tarihte İspanyanın çok kalabalık olduğu dönemlerde İspanyol kralına sorarlar;
- Bu kadar kalabalık bir ülkeyi nasıl yönetiyorsun?
(Boğa güreşi arenalarından bahsederek)
- Ben onları yüz binlik beşiklerde uyutuyorum der.
Bir başka yönetim şeklide vatandaşı bir şekilde kendine muhtaç etmek. Bir başka deyişle sadaka toplumu oluşturmak. Gerçek ihtiyaç sahiplerine yapılan devlet yardımını aklı selim hiçbir vatandaşımızın bir şey diyecek hali yoktur elbet. Ancak devlet imkanlarının siyasi rant malzemesi olarak kullanılmasının da kabul edilebilir bir yanı yoktur.
Türkiye deki 74 Milyonluk nüfusun neresinden baksanız, en az 10-11Milyonluk bölümü hiç çalışmadan üretmeden devletin kendilerine verdiği parayla geçimini sağlamakta. Bunun adı evde bakım hizmeti olur, eğitim yardımı olur, çocuk yardımı olur, vs. Verilen paranın isminin ne olduğu önemli değil. Vatandaşı kendine muhtaç et. İstediğin gibi yönet anlayışı. Tıpkı Stalin'in devlet yönetme anlayışı gibi.
Bir sohbet esnasında, Stalin ve üç beş arkadaşı vatandaşı nasıl daha kolay yöneteceklerini tartışırlarken Stalin bana bir tavuk getirin der. Tavuk gelir. Stalin tavuğu ortaya bırakır. Tavuk kaçmak için bir o yana bir bu yana koşar. Stalin tavuğu alır diri diri tüylerini yolar. Ortaya bırakır. Tavuk Stalin'nin bacaklarının arasına girer saklanır. Stalin yanındakilere;
- Vatandaşı yönetmekte böyledir der. Tüm imkanlarını elinden alacaksın. Kendine muhtaç edeceksin ki, yanından ayrılmayacaklar der.
Son zamanlarda Ülkemizde yaşanan gezi parkı olaylarında, mesele gezi parkında üç-beş ağacın kesilmesi meselesi değil.
Mesele; Teröre, Teröriste gösterilen hoşgörü.
Mesele; Kendinden olmayanı ötekileştirmek.
Mesele; Uludere'de ölene 125 Bin TL, Gaziantep'te sokakta ölene 25 Bin TL tazminat ödemek,
Mesele; 1 Mayısta Memur-Sene Taksim meydanını açmak, diğer sendikalara kapatmak,
Mesele; Kendi vatandaşları aç iken Suriyeli sığınmacılara aylık bağlamak,
Mesele; Birkaç küçük TV. dışında Medyanın doğruları ve gerçekleri değil tamamen hükümet yanlısı yayın yapması,
Mesele; Suçu sabit olmayan askerlerin yıllarca içeride tutulması,
Mesele; Habur'da teröristlerin ayakları altına serilen kırmızı halılar, kurulan seyyar mahkemeler,
Mesele; Akil adamlar ve toplantılarda Türk bayrağına, istiklal marşına yapılan saygısızlık,
Mesele;Teröristlere gösterilen hoşgörünün sokaktaki vatandaşa gösterilmemesi,
Mesele; Demokratik haklarını kullanan vatandaşa Meydan okumaktır.
Mesele; Milliyetçileri temsil eden MHP ile, teröristi temsil eden BDP'yi aynı kefeye koymaktır.
Eylemcilerin cami içerisinde içki içtiği iddiası (caminin müezzini yalanladı), çapulcu, ayyaş gibi ifadeler milleti kutuplara ayırmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin başbakanı sadece kendisine oy verenlerin başbakanı değil, 74 Milyonun başbakanıdır.
Yaşanan olaylarda olayları provoke eden, çevreye esnafa zarar veren gurupları hep beraber gördük. Elbette tasvip edemeyiz. Ancak toplum üzerindeki baskıyı görmemiz gerekiyor. Nasıl ki bir zamanlar askerdeki oğlunu ziyarete giden örtülü annemiz, oğlunu göremeden kapıdan çevrildiğinde, başörtülü üniversite öğrencimiz okula alınmadığında üzüldüysek, bu günde benden olmayanın canı cehenneme politikasıyla ötekileştirmeyi de kabul etmiyoruz. Her vatandaşın aynı düşünceye, aynı inanca, siyasi görüşe ,yaşam tarzına sahip olmasını bekleyemeyiz. Tek kriterimiz vatan haini olmamasıdır..
Ve gezi olaylarında yabancı parlamenterlerden bazılarını Taksim Meydanında görmek oldukça rahatsızlık verici. Masum vatandaşlarımız için değil ama, provokatörlerin uzantıları ortada.
Tüm bu gerçeklerden dolayı siyasi görüşü düşüncesi ne olursa olsun insanların sesini duyurmak için, meydanlarda toplanmasını, görmezden gelen iki gün yayınlamayan medya kuruluşları tepkiler üzerine yaşananları gündeme getirdi.
İktidar aleyhinde hiçbir haber yapmayan Muhalefetin haber olması gereken haberlerini görmezden gelen medya kuruluşları habercilik özelliklerini yitirmişlerdir. Reyhanlı'da ölen onlarca vatandaş varken, güzellik yarışmalarını, dizileri, yarışma programlarını kesmeyen medya kuruluşları toplumun gözündeki değerini yitirmiştir.