Bahir Mazhar ERÜBETENE göre; çağdaş uygarlık düzeyinde olan devletlerin ilk ilkesi, din ile dünyayı ayırmaktır.’¶ Çağdaş devlet, dini dünyadan ayırmakla, insanlığı tarihin en kanlı girişimlerinden kurtarmış ve dine gerçek ve devamlı bir taht olan vicdanı ayırmıştır.
Özellikle çeşitli ’“etnik kültürleri’” kapsayan devletlerde (Türkiye buna bir örnektir) tek bir yasanın bütün toplulukta uygulama alanı bulabilmesi için, bunun din ile ilişkisinin bulunmaması, ulusal egemenlik için zorunluluktur. Bu nedenle dinlerin, bir vicdan işi olarak kalması, çağımız uygarlığının esaslarından ve eski uygarlıklarla yeni uygarlığın ayırmaçlarından biridir.
Laiklik, bir yönetim ilkesi ya da devletin niteliklerinden biri olarak, kişileri ilgilendiren yönüyle, bir dokunulmazlık alanı da çizer. Laiklik, kişilerin dinsel inanç ya da inançsızlıktan, dini buyrukları yerine getirip getirmemekten dolayı, baskı altında tutulmamalarını, ayrım görmemesini, serbest ibadet edebilmesini, ibadete zorlanmamasını da öngörür.
Batı toplumlarının ve devlet düzenlerinin laiklik eksenindeki evriminin özü, devletin belli bir dini temsil etmekten çıkarılıp din ve devlet ayrılığının sağlanması ve devletin her türlü inanç karşısında tarafsız ve eşit davranmasıdır. Burada temel olan, devletin, bir din ya da mezhebe bağlı olmaması, herhangi bir din ya da mezhebin savunuculuğunu ve yayıcılığını yapmaması konusunda ilkeli hareket etmesidir. Başta Fransa ve ABD olmak üzere, laik devlet sistemleri, kamu kurumlarının din ve mezheplere ve bunların bağlı kurumlarına mali yardımda bulunmalarını anayasal düzeyde yasaklamıştır. Laiklik, geleceğimizin güvencesi, demokrasimizin teminatıdır derken;
Laikliğin özü şöyle algılanmalıdır.
Laik devlet düzeni; din ve ibadet, inanma ve inanmama özgürlüklerini güvence altına alır.
Laik devlet düzeni; kişilerin dinsel inançlarını seçmek, bunların gerektirdiği bireysel ve toplu ibadetleri yerine getirmek ya da hiçbir dinsel inanç benimsemeyen kişileri kınamamak konusunda mutlak dokunulmazlığı ve özgürlüğü güvence altına alır.
Laik devlet düzeni; dini, toplum işlerini düzenleyen bir güç olmaktan çıkararak, onu inanç ve ibadete yönelik gerçek işlevine kavuşturur.
Laik devlet düzeni; ulusal bağımsızlık ve çağdaşlaşma ekseninde, hukuk düzenimizde bir yenileşme yaparak, Türkiye nin bir hukuk devleti olmasını sağlar.
Laik devlet düzeni; Türk Medeni Kanunu, Türk Borçlar Kanunu, Türk Ceza Kanunu gibi yasal düzenlemeler ile doğrudan bağlantılı ve doğal olarak Kamu Hukuku ve Özel Hukuk düzenlemeleriyle sıkı sıkıya ilişkilidir.
Batılı çağdaş toplumlarda laiklik ilkeleri, içerik olarak farklılıklar göstermektedir, ABD, İngiltere gibi ’“Anglosakson’” kültürüne mensup ülkelerde açık laiklik ilkesi varken, Fransa ve Türkiye’’de kapalı laiklik ilkesi söz konusudur. Kapalı laiklik, daha modernize edilmiş, daha ilerici ve demokratik bir yapıda iken, açık laikliğin biraz daha disipline edilmemiş ve gevşek olduğunu söyleyebiliriz. Laikliğin demokrasi için olmazsa olmaz ilke olduğunu söylemek akıl yoludur ve akil toplum için temel bir değerdir. Fransa’’da uygulanan laiklik ilkesine göre, üniversitelerde başı kapalı olarak okula giden kız öğrencilerin, siyasi simgelerini reklam yapmak amacıyla başlarını örttükleri bir gerçektir. Fakat bu kızlar, okulu bitirdiğinde başı örtülü olarak, hiçbir kamusal alanda çalışma olanağına sahip değildirler. Fransa'da laiklik tanım olarak kısaca tarafsızlık’’tır. Yani din ile ilgili her şey, dini simgeler özel hayata aittir.
İşte Atatürk’’ün laiklik anlayışı da bir yönüyle Fransız laikliği ile örtüşmekte olup, her iki ülkede de, ’“kapalı laiklik’” uygulamasından söz edilebilir. Kapalı laiklikte din ile ilgili simgelerin, dini cemaatlerin sembollerini okullarda ve kamusal alanlarda yeri yoktur.
Açık ve kapalı laiklik; toplumların; tarihine, kültürüne, felsefelerine ve gelneklerine göre şekillenmiştir.
Atatürk'ün laiklik ilkesi bütün dünyaya örnek olabilecek niteliktedir. Toplumunun yüzde 90’’ı Müslüman olan bu ülkede, Türk kadınları bu ilkenin varlığıyla iş yaşamında, kadın ve erkek eşitliğinde toplumsal yaşamda bir değer olmuştur. İşte bu ilkenin varlığı sayesinde, Türkiye diğer Müslüman ülkelere örnek teşkil eden, çağdaş ve uygar bir ülke olmanın ayrıcalığına kavuşturulmuştur. Çünkü, laiklik ilkesinin desteklenmesi, hem demokrasiyi, hem de saygılı bir yaklaşımla, bugüne kadar Cumhuriyeti korumayı başarmıştır, bundan sonra da mutlaka başaracaktır.
Dini simgelerin, örtünmelerin, modern Türkiye'nin modernitesiyle örtüşmediği açıktır. Dini simgelerin, kamusal alanlarda serbest bırakılması toplumumuzu iki cepheli bir konuma götürür ki, bu çok tehlikeli bir yoldur. Yani laiklik yanlılarıyla, İslam köktendinciliği arasındaki bu bölünme, kaygılandırıcıdır. Köktendinciliğin, çağdaşlıkta yeri olmadığı malumdur. Demokrasi ve demokratik yaşam biçimi; laikliğin korunması, güçlendirilmesi ve daha ileriye götürülmesi ile mümkündür.
Biz diyoruz ki, laik ortamda herkes istediğine inanır, ibadetini yapabilir. İnsanların vicdanlarını baskı altında tutmak, suyu sıkıştırmaya benzer ki, bunun sonu bir felakettir. Öte yandan laiklik gereği, kadının özel yaşamda ya da sokakta örtünmesinin yasaklanması da asla söz konusu değildir.
Sözün Özü; Din, devlet nazarında vicdanlarda kaldıkça saygındır ve dokunulmazdır.
Din, Laiklik nezdinde bir vicdandır, bir adalettir.