Türk Siyaseti devamlı olarak büyük meselelerle(!) uğraşır. Büyük meselelerle boğuşmaktan, küçük problemlere eğilmeye fırsatı olmaz.’¶

Biz bugün küçük meselelere değinelim istiyoruz. Sizi sıkarsak peşinen özür dileriz.
Bu yıl, 21. Yüzyılın ilk 10 yılını tamamladık. Bu 10 yılda dünyayı bütün olarak ele aldığımızda, dünyanın zenginleştiğini görüyoruz. Dünyanın zenginliğinin dağılımına baktığımızda, yoksul ülkeler ile zengin ülkeler arasındaki farkın daha da arttığı net olarak ortaya çıkıyor.
2000 yılında dünya zenginliği 44 Trilyon Dolar idi.
2010 yılında dünya zenginliği 69 Trilyon Dolara ulaştı, yani dünya 25 Trilyon Dolar zenginleşti.

2000 yılında dünyada gelir dağılımı şöyleydi;
ABD %22, AB %21, Çin %11, Japonya %8, Hindistan %5, Diğer Ülkelerin tümü %33
2010 yılında dünyada gelir dağılımı ise;
ABD %22, AB%22, Çin%14, Japonya %6, Hindistan %6, Diğer Ülkelerin tümü %30 şeklinde oldu.
Bu iki dağılımı incelediğimiz zaman, dünya zenginliğinin %60’’ını ABD-AB ve Çin’’in aldığı görülüyor. Geriye kalan %40’’ı ise diğer ülkeler arasında dağılıyor. 2010’’a baktığımız zaman, satın alma gücüne göre dünya zenginliğinin en fazla kısmını ABD alıyor. Ülke olarak sonra Çin geliyor. Çin, 1980 de 13’’üncü sıradayken, 2010 da ikinci sıraya yükselmiştir.
Daha ileri bakıldığında, örneğin 2040 yılında dünya geliri yaklaşık 307 Trilyon Dolar olacak.
Bunun dağılımı ise şu şekilde olacağı tahmin ediliyor;
ABD %14, AB %14, Çin %40, Japonya %2, Hindistan %12, Diğer Ülkelerin tümü %18

Bu tahminler, Çin’’in son 25 senede olduğu gibi %8-10 büyüme varsayımına dayanıyor. Dünya bir taraftan zenginleşirken, zengin fakir arasındaki uçurum gittikçe artıyor. Dünyadaki 6,5 Milyar insanın önemli bir kısmı yoksulluk içindedir. Büyük bir kısmı içecek bir bardak temiz su bulamıyor, önemli bir kısmı elektrikten yoksun, önemli bir kısmı okuma yazma bilmiyor ve açlık çekiyor. Böyle bir dünyada kişi başına gelir seviyesi 1000 Dolar ile, 38.000 Dolar arasında değişmektedir. Bu adil olmayan dağılım sonucu dünyanın yeni krizler, yeni göç olayları, yeni terör olayları yaşaması kadar normal bir şey olamaz. Onun için tüm dünya ülkelerinin, Birleşmiş Milletlerin 2000 yılında ortaya koyduğu ’“Milenyum Hedefleri’” ne uyum sağlamak için gayret göstermeleri gerekmektedir.

Dünyada söz ve nüfus sahibi olmak için sadece rakamlar yeterli olmuyor. Bunun için;
a)Ekonomik Güç
b)Askeri Güç
c)Yumuşak Güç ( etki kurma yöntemiyle, bir topluluk üzerinde söz sahibi olma. En çok kültürel bağlamda öne çıkan yumuşak güç, asimilasyon politikalarının da ilk ayağıdır)
d)Enerji kaynaklarını kontrol altında tutabilmek veya enerjiye ulaşabilmek şarttır.
Zenginlikte ve kutup olmada daha 20 sene ABD’’yi kimsenin yakalaması mümkün görünmüyor. ABD’’nin muhteşem bir ekonomisi ve dünyanın en büyük askeri gücü var. Örnek vermek gerekirse ABD şu an 20 devletin(Çin-İngiltere-Fransa dahil) savunma masrafları kadar savunma harcaması yapıyor.

Çin, 2030 veya en geç 2040 yılında ABD’’yi yakalayabilir. Çin’’in rejimi hibrit bir rejimdir. Yani idaresi komünist idaredir, fakat ekonomisi tamamen, serbest ekonomidir. Hatta o kadar serbesttir ki, bunu pek çok liberal ülkede bulmak mümkün değildir.
Çin bir şeyi çok iyi anlamıştır. Kalkınma ve zenginleşmenin çaresi, mutlaka rekabetten ve hür teşebbüsten geçer. Eğer bir ülke insan kaynaklarını,insan gücünü yani becerisini, bilgisini iyi ve serbest bir şekilde piyasa ekonomisi üzerinden kullanabiliyorsa o ülke ilerleyebiliyor. Fakat serbest ekonomi tek başına yeterli değildir. Serbest ekonomi aynı zamanda demokrasi, insan hakları ve mutlaka hukukun üstünlüğünü de kapsamalıdır. Hukukun üstünlüğünün olmadığı yerde kalkınmayı sürdürmek mümkün değildir.

Bu dünyadaki yarış acımasız ve kurtlar sofrasındaki yarıştır. Bu yarışta herkes aklını, rasyonalizasyonu, beceriyi her türlü olanağını en iyi şekilde kullanmak zorundadır.
Amerikalıların kurduğu bir otomobil fabrikasında; Çalışanlar Çinli, mühendisler Amerikalı, ticaret kısmında ise Hintliler görev yapıyor. Bu fabrikanın duvarlarından birinde şu sözler yazar; ’“Her sabah bir ceylan uyanır, koşmaya başlar. Ceylan en hızlı koşan aslandan daha hızlı koşmalıdır ki hayatta kalabilsin. Her sabah bir aslan uyanır,koşmaya başlar. Aslan en yavaş koşan ceylandan daha hızlı koşabilmelidir ki açlıktan ölmesin.’”

Dünya bu ve benzeri ’“Küçük Meselelerle’” uğraşıp duruyor. Biz nelerle uğraşıyoruz?Tabii ki ’“Büyük Meselelerle’”’…

*Müslim Gündüz(Aczimendi Şeyhi): Atatürkçü rejim yenilmiştir. Şeriat galip gelmiştir.
*Cübbeli Hoca: Jet Ski’’ye binmek benim de hakkım. Hem binerim hem 4 kadın alırım hem de Fatih Altaylıcığımın programına çıkarım, kime ne?
*Okyanus Ötesi Hoca: Ölülere nasıl oy kullandırılır?.
*Ömer Çelik(AKP Genel Bşk. V): Cumhurbaşkanı resepsiyonuna gitmeyen askerler, emre itaatsizlik yaptılar.
*Ümit Boyner(Tüsiad Başkanı): Kürt sorunu, demokrasi eksikliğinden ortaya çıkmıştır! Eşim de böyle düşünüyor zaten. Brüksel’’den sonra Diyarbakır’’da da bir temsilcilik açacağız!..
*Rifat Hisarcıklıoğlu(TOBB Başkanı)(Kendi kendine konuşur): ’“Önce, Sinan Aygün arkadan Murat Yalçıntaş, sıra yavaş yavaş bana geliyor, Kayseri’’ye mi sığınsak ne dersiniz?
Başbakan Erdoğan: Yok öyle 25 kuruşa bir simit, hakara makara yapmayın, al ananı da git ulan, terbiyeli konuşmayan gazetecilerle savaşırım arkadaş’…

Çin, bizim gibi ’“Büyük Meselelerle’” boğuşsaydı, nasıl kalkınabilirdi?.. Çok şükür bizim civanım delikanlımız var, çok şükür’….