Bundan iki ay öncesinin 17'sinde kaynamaya başlayan kazan geçen gün taştı nihayetinde. Kazan çok öncelerden fokurdamaya başlamıştı aslında ama...Ses kayıtlarına nasipmiş taşması.
Nicedir kasetlerle, tapelerle çalkalanan siyaset gündemine eşi benzeri zor bulunan ve duyulan bir ses kaydı bomba gibi düştü. Başbakan tarafından montaj olduğu iddia edilen bir ses kaydı bu! Tayyip Erdoğan ne zaman başı sıkışsa, CHP'yi günah keçisi yapar ya, bu sefer de öyle yaptı. Oysa ki kendisi de biliyor bir zamanlar aralarından su sızmayan ve şimdilerde ağzından düşürmediği paralel devletin kendilerini gammazladığını. Halkı her zamanki gibi kandırma çabasına girdi. Ama güzel ülkemin kandırılan halkına 'balık hafızalı' demek hafif kalır. Güzel ülkemin 'koyun insan topluluğu' ülkenin yarısını buluyor neredeyse. Umuyorum ki, biat kültürünün damarlarına işlediği bu topluluk son olaylar üzerine biraz olsun düşünme zahmetine katlanmıştır!
Diğer yanda ise haksızlıklar ve yolsuzluklar üzerine sokağa çıkan, tepkisini gösteren, haklı olarak 'Hükümet İstifa!' diye ayaklanan bilinçli bir topluluk var. Kurunun yanında yanan topluluk ne yazık ki! Okuyan, bilen, araştıran, gerçekleri gören, kültürlü olduğu kadar vicdanlı bir topluluk aynı zamanda.
Geçtiğimiz yaz yaşanan Gezi Olayları sonrasında AKP'nin oylarının fark edilir derecede düşmesi gerektiği halde önemli bir değişiklik olmadı. Halbuki sonun başlangıcıydı bu. Son rüşvet ve yolsuzluk skandalından sonraki yapılan anketlerde ise, AKP'nin yüzde 10'luk bir düşüşü tespit edilmiş. Sözcü gazetesinin haberine göre, en azından halkın yüzde 46'sı , ailelerinin AKP İktidarı döneminde fakirleştiğini kabul etmiş. Yargıya güvenmeyenlerin oranı da yüzde 60'lara çıkmış. Bu rakamlar, iktidarın gerçek yüzünün anlaşılması açısından iyi görünüyor. Ama bunun yanında operasyonun dış güçler tarafından tezgahlandığına inanan AKP seçmeni de var, gerçekleri bildiği halde partisine körü körüne bağlı olan seçmen de. Yani, 'Cebe indirilen benim param değil mi?', 'Çalsın ama iş yapsın' imasını yapabilecek kadar şuursuz ve bilinçsiz bir seçmen de var Türkiye'de, inanmak zor olsa da! Hem de asgari ücretin net 850 lira olduğu bir ülkede. Böyle bir insan topluluğu ile ilgili tespit ayrı bir tez konusu sanırım. Bizlerin bu durumu çözemediği aşikar. Sosyolog ya da psikologlar bu konunun içinden çıkabilir mi, o da bilinmez.
Ama bir de bu kesimden daha da ürkütücü bir kesim var: Kişisel menfaati nedeniyle iktidar partisini tutan topluluk! Cahil kesim elbet masum kalır bunların yanında. Bu haftaki Halk TV'den canlı yayımlanan Halk Arenası'nda konuşan gazeteci-yazar Yılmaz Özdil'in de tespitine göre, mevcudiyetini AKP'ye borçlu olan bir kesim var güzel ülkemde. Dilim söylemeye, elim yazmaya varmıyor ama; satılık olan grup bunlar!
Seçmenin durumundan geçip devlet yönetimindeki hale baktığımızda, devletin 11 yılı aşkın nasıl yönetildiği hepimizin malumu. AKP İktidarının bu yıl yerel seçimlerde kan kaybedip, iyi bir ihtimalle önümüzdeki genel seçimlerde iktidardan düşeceğini hesap edersek, bu hükümetin ömrü yaklaşık 12 yıl olacak. (Aslında bundan daha iyi bir ihtimal var. Hükümetin hemen istifa etmesi. Çünkü olması gereken de bu.) Türkiye Cumhuriyeti'nde kurulan bu hükümetin önce demokratik ilke ve yasalarla devleti yönetmeye başlayıp daha sonra bu ilke ve yasaları kendi ilkelerine çevirmeye çalıştıklarını anlamak için çok zeki olmak gerekmez. Görünen köy kılavuz istemiyor. Türkiye Cumhuriyeti'nde nasıl bir dikta rejimi ve korku imparatorluğu yaratılmaya çalışıldığını dehşetle izlemekteydik. Ama hiçbir zaman elimiz kolumuz bağlı olmadı. Hele bu sefer hiç olmayacak! Çünkü yaptıklarıyla kendi kendilerini ele verdiler.
12 yıllık bir imparatorluğun sonuna geldik gibi görünüyor. Bu 12 yıllık imparatorluğu üçer yıllık dört bölüme ayırabiliriz mesela. Tıpkı Osmanlı İmparatorluğu'ndaki gibi: Kuruluş, Yükselme, Gerileme ve Çöküş. Kuruluş Dönemi iktidara gelmelerinden çok öncelere dayanıyordu aslında. Tohumları 'Tatlı mı olacak, kanlı mı olacak' diyen merhum hocalarına, Pensilvanya'daki 'Paralel Devlet'lerinin hocasına dayanıyordu. Ama İlahi Adalet ki, kuruluşlarının mimarı olan cemaat lideri hocaları onları çöküşün eşiğine getirdi. Onlar yükseldikçe korkuyu getirmek istediler. Ama o korkunun içine kendileri battılar şimdi. Görünen o ki, Korku İmparatorluğu çökmeye başladı. Hepimizin gözü aydın!