Kim yanlış yapıyor, ya da nerede yanlış yapılıyor? Siyaset ile ilgilenmeye başladığım yıllardan bu yana, aktif olarak seçime katılacak 'kadın adaylar' ile konuşurum. Hatta siyasette kadının varlığının olmamasını; onların 'karakteristik özelliklerine' ve 'aile içi eğitimine' bağlayarak kendi üniversitemde bile anketler yapan birisiyim. Partili hanımlar ile sık sık sohbet toplantılarına katılırım ama nedense halen kadınların siyasette bir adım ilerlemediklerine tanık oluyorum. Seçim listelerine baktığımda, Türkiye genelinde, Ege Bölgesi'nde yeterli sayıda 'kadın aday' göremiyorum. Ya 1 ya da 2 tane yine 'göstermelik' olarak listelere yazılan 'formalite adaylar' gibiyiz bu siyaset arenasında..
Siyaset ile uğraşmak aslında ciddi bir 'kariyer'. Öyle bir gün ben uğraşayım sonra da her hangi bir yere 'aday' olabilirim düşüncesi ile siyaset yapmak mümkün değil. 'İthal Adaylar' da var malum bu alanda. Bu kişileri de ikiye ayırmak gerekiyor aslında. Bu şekilde siyasete katılan birinci gruba katılanları bir türlü onaylayamıyorum nedense.
Bu gruba girenler: 'anne ya da babalarının' isimleri nedeniyle partilerin liste başına yazılan ve seçilen kişiler. Bu kişiler ne yazık ki, ne çevrelerine ne de partilerine katkıları oluyor. İkinci gruba girenler ise başarılı 'kamu görevleri' nedeniyle liste başına gelen kişiler. Bunlar bazen 'akademisyenler' olabiliyor, bazen de 'bürokratlar'. Bu kişiler 'deneyimleri' ve 'bilgileri' nedeniyle siyasi parti Genel Başkanları tarafından tercih ediliyorlar. İmkan olsa ve partilerin il ve ilçe yönetimleri tarafından seçilme şansları olsa, bu konuma gelmeleri mümkün bile değil. Ülkemizde bu pozisyonda 'milletvekili' olan pek çok 'kadın' var. Ancak bir gerçek var ki, pek çok erkek Milletvekiline göre, kadın milletvekillerinin seçildikleri 'bölgeye' katkıları çok daha yüksek…
Her hangi bir seçimde aday olan ve siyasi partilerin en alt basamağından belli bir konuma gelen kadın sayısı oldukça az. Yaptığım araştırmalar sırasında erkek yöneticilere: 'neden, kadın adaylara daha fazla imkan tanımıyorsunuz?' dediğim zamanlarda; 'yeterli bilgiye sahip' kadın olmadığını söylüyorlardı. Geçmiş deneyimlere göre söyleyebilirim ki, bütün seçimler aslında kadınlar tarafından başarılıyor. Neden mi? Çünkü, nüfusun %50'sini oluşturan hanımlara ulaşmanın en doğrudan yolu yine kadınlar tarafından sağlanıyor. Kadın partililer, mahalle mahalle gezerek hem cinslerine partilerinin ve parti liderlerinin sloganlarını, seçim vaatlerini anlatıyorlar. Durum böyle olunca da; bu kadar koşan kadınlara karşı haksızlık yapılmıyor mu sizce?
İzmir'de kapı kapı gezen, parti liderlerinin arkasından koşan kadınları gördüm. Evdeki yemeklerini yapıp çıkan, çocuklarını komşularına bırakan kadınların saatlerce yürüdüklerini ve partilerine hizmet ettiklerine tanık oldum. Bu kadınlarımız aslında pek çok göreve layık kişiler. Bu kadınlar rahatlıkla kendi mahallelerinde 'muhtar' olmayı hak eden kişiler. İl ve Belediye Meclis üyesi seçimlerinde, mesleklerinde uzman, iş hayatında serbest çalışan kadınlarımız var iken, neden onları göremiyoruz bu görevlerde ve makamlarda? Her komisyonda çalışacak bilgiye sahip kadınlar var.
Kadınların yönetimdeki başarılarını acaba erkekler ne zaman görebilecekler? Hizmet etmeye aday olan kadınların aslında daha titiz çalıştıkları için, daha hoşgörülü oldukları için, daha detaycı oldukları için aslında siyasette daha başarılı olacaklarını, verdikleri sözü tutarak partilerinin 'itibarı'nı daha fazla yükselteceklerini görmeye ne zaman başlayacaklar?
Acaba diyorum:'Türkiye'de erkekler kendilerinin siyaseti bu hale getirdiklerinin haberinde değiller mi? Yanlış politikalar ile partilerine zarar verirken, kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederek partililerini birbirine düşüren yöneticilere sormak gerekiyor, ne yapıyorsunuz diye? Nasıl bir parti içi demokrasi anlayışıdır bu? Partilerde verilen eğitimler ile realitede uygulanan kurallar birbirine ne kadar uyuşuyor? Yoksa yeniden parti üst yönetim kurullarında bulunan kişilere bu konularda 'eğitim' mi aldırtmak gerekiyor?
Siyaset ile uzaktan ilgilenmek bu aşamada çok yerinde bir karar. Uzaktan bakınca daha 'objektif' olabiliyor insan, daha rahat 'eleştiride' bulunabiliyor. Yıllar önce bir hikaye duymuştum. Rahmetli Bülent Ecevit, siyasete başladığı ilk yıllarda eşi Rahşan Ecevit, eşinin ne kadar toplum tarafından beğenildiğini, sevildiğini anlamak için topluluk içine girer, konuşanların sözlerini dinlermiş. Bir gün iki kadın konuşuyormuş. Birinci kadın: 'otobüs üzerinde konuşanlardan hangisi Ecevit? 'demiş. Bu sözü duyan Rahşan Hanım, hemen o günden itibaren eşine her zaman 'mavi bir gömlek' giymesini sağlayarak, bu soruya yanıt veren kadının 'mavi gömlekli olanı' demesine imkan vermiş.
Bu kısa ve öz anektod aslına bize bazı mesajlar veriyor diye düşünüyorum. Keşke, Genel Merkezlerde yönetimlerde bulunan kişiler acaba halk arasına girip, insanlar ne diyorlar diye bir dinleseler işe yarar mı acaba???