Bulunduğumuz coğrafyada, başımızı dik tutup 'Bağımsız' olarak yaşayabilmemizin olmazsa olmaz iki şartı vardır; Tarih ve insan…
Bugün uğraştığımız dertlerimizin tamamı, farklı zamanlarda ve farklı formatlarda yaşanmış dertlerdir.
*Kürtçülük-Bölücülük belasıyla tarih boyunca boğuşmuşuz, bugün yine boğuşuyoruz!...
*Sevr Antlaşması ile istediklerini alamayanlar, kılıf değiştirerek BOP ile karşımıza çıktılar.
-Gitti Sadi-i Kürdi ve Molla Mustafa Barzani, geldi Öcalan ile oğul Barzani.
Bu gidişle torun Barzani ile de çocuklarımız uğraşacak. Değişen bir şey var mı ?..
*Geçmişte Galata Bankerlerinden yapılan hesapsız borçlanma sebebiyle 'Düyun-u Umumiye' rezaletini yaşamıştık ve Osmanlının tüm borçlarını ödeyinceye kadar anamızdan emdiğimiz süt burnumuzdan gelmişti.
*Bugün 'Küresel Ekonomi' aldatmacasına kanan iktidarın yaptığı hesapsız ve yanlış borçlanma sonucu, tüm Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan borcun daha fazlasını, son 10 senede yaptık.
-Gitti Galata Bankerleri,geldi uluslararası para baronları. Değişen bir şey var mı?
Bugün uğraştığımız dertlerimizin tamamı, farklı zamanlarda ve farklı formatlarda yaşanmış dertlerdir.
*Kürtçülük-Bölücülük belasıyla tarih boyunca boğuşmuşuz, bugün yine boğuşuyoruz!...
*Sevr Antlaşması ile istediklerini alamayanlar, kılıf değiştirerek BOP ile karşımıza çıktılar.
-Gitti Sadi-i Kürdi ve Molla Mustafa Barzani, geldi Öcalan ile oğul Barzani.
Bu gidişle torun Barzani ile de çocuklarımız uğraşacak. Değişen bir şey var mı ?..
*Geçmişte Galata Bankerlerinden yapılan hesapsız borçlanma sebebiyle 'Düyun-u Umumiye' rezaletini yaşamıştık ve Osmanlının tüm borçlarını ödeyinceye kadar anamızdan emdiğimiz süt burnumuzdan gelmişti.
*Bugün 'Küresel Ekonomi' aldatmacasına kanan iktidarın yaptığı hesapsız ve yanlış borçlanma sonucu, tüm Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan borcun daha fazlasını, son 10 senede yaptık.
-Gitti Galata Bankerleri,geldi uluslararası para baronları. Değişen bir şey var mı?
Tarihimizi ve insanımızı iyi bilseydik, tanısaydık bugün başka dertlerle uğraşıyor olacaktık.
Heybeliada Ruhban Okulu meselesi de bizim 'Kadrolu Dertlerimizden' biridir.
Zaman zaman ısıtılıp gündemimize getirilir, ve her seferinde farklı elemanlar kullanılır.
Bu kez görev Hürriyet Gazetesi ve Fatih Çekirge'ye verilmiş. Çekirge bir yazdı, bir daha yazdı, üçüncü kez yazınca, bizim için de gerçekleri kamuoyu ile paylaşmak şart oldu…
Zaman zaman ısıtılıp gündemimize getirilir, ve her seferinde farklı elemanlar kullanılır.
Bu kez görev Hürriyet Gazetesi ve Fatih Çekirge'ye verilmiş. Çekirge bir yazdı, bir daha yazdı, üçüncü kez yazınca, bizim için de gerçekleri kamuoyu ile paylaşmak şart oldu…
Heybeliada Ruhban Okulu, Fener Rum Patrikhanesi tarafından Ortodokslar arasında ibadet konusunda birlik sağlanması için 1 Ekim 1844 yılında açıldı. 1971 yılına kadar, yani 127 yılda 930 mezun verdi. Bunlardan 343'ü Piskoposluğa, 12'si de Patriklik makamına ulaştı. 930 mezundan sadece
38'i Rum asıllı Türk Vatandaşıydı.
38'i Rum asıllı Türk Vatandaşıydı.
Şimdi burada duralım ve 1820 yılına gidelim. 1820 Mora isyanı, Balkanları Osmanlıdan koparan ve on bin Türkün katledildiği bir isyandır.
Zamanın Padişahı İkinci Mahmut, Sadrazam Benderli Ali Paşa'ya bu isyanın sebeplerini araştırmasını emreder. Araştırma sonucunda Mora İsyanının en önemli ikilisinin Ruslar ve Patrikhane olduğu anlaşılır. Patrikhanede yapılan aramada belgeler bulunur. Yapılan yargılama sonunda Fener Rum Patriği suçlu bulunur ve patrikhanenin 'Orta Kapısı' önünde idam edilir.
Olaydan sonra toplanan patrikhane yönetimi; 'Aynı yerde, benzer rütbede bir Türk Devlet Adamı asılana kadar kapının kapalı tutulmasına karar verir.
Söz konusu kapı Cumhuriyet dönemine kadar zincirlenmiş olarak tutuldu.
Daha sonra da kaynaklandı. Patrikhane çevrelerinde 'Kin Kapısı' olarak anılan bu kapı halen kapalıdır.
Zamanın Padişahı İkinci Mahmut, Sadrazam Benderli Ali Paşa'ya bu isyanın sebeplerini araştırmasını emreder. Araştırma sonucunda Mora İsyanının en önemli ikilisinin Ruslar ve Patrikhane olduğu anlaşılır. Patrikhanede yapılan aramada belgeler bulunur. Yapılan yargılama sonunda Fener Rum Patriği suçlu bulunur ve patrikhanenin 'Orta Kapısı' önünde idam edilir.
Olaydan sonra toplanan patrikhane yönetimi; 'Aynı yerde, benzer rütbede bir Türk Devlet Adamı asılana kadar kapının kapalı tutulmasına karar verir.
Söz konusu kapı Cumhuriyet dönemine kadar zincirlenmiş olarak tutuldu.
Daha sonra da kaynaklandı. Patrikhane çevrelerinde 'Kin Kapısı' olarak anılan bu kapı halen kapalıdır.
Kurtuluş Savaşımızda, Türk Milletini arkadan hançerleyen Fener Papazını Atatürk, İstanbul'dan sürmüş ve patrikhaneyi 'Fesat ve Hıyanet Ocağı' diye nitelendirmiştir.
Düşünebiliyor musunuz; Mora da isyan çıkacak, on bin Türk katledilecek, Balkanlar elden gidecek, patrikhane bu olayların tam ortasında olacak ama Türk Devleti bu olaydan 23 yıl sonra, aynı patrikhaneye 'Ruhban Okulu' açma izni verecek.
Kurtuluş Savaşımızda, patrikhaneden en büyük ihaneti göreceğiz ama Atatürk 'Fesat ve Hıyanet Ocağı' dediği okulu kapatmayacak.
Dünyada konuşulan tüm dillerde buna 'İnançlara ve Azınlıklara Hoşgörü'denir. Gelişmiş ve medeni ülkelerin hiçbirinde bu anlayışı bulamazsınız.
Hele Müslümanlara ve Türklere karşı tek örneğini göremezsiniz.
Kurtuluş Savaşımızda, patrikhaneden en büyük ihaneti göreceğiz ama Atatürk 'Fesat ve Hıyanet Ocağı' dediği okulu kapatmayacak.
Dünyada konuşulan tüm dillerde buna 'İnançlara ve Azınlıklara Hoşgörü'denir. Gelişmiş ve medeni ülkelerin hiçbirinde bu anlayışı bulamazsınız.
Hele Müslümanlara ve Türklere karşı tek örneğini göremezsiniz.
Gelelim okulun kapanma olayına;
Anayasa Mahkemesi 1971 yılında, 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları kanununun 1. maddesini iptal etti. Yükseköğretim Kurumlarının sadece devlet tarafından açılıp, işletebileceğine karar verdi. Özel Üniversiteler de kanunla ve devlet denetimi içinde kurulabilecekti. Bu karardan sonra Heybeliada Ruhban Okulu da 'Özel Yüksekokul' statüsünde değerlendirildi. Okulun varlığını sürdürebilmesi ancak Türk Üniversitelerinden birine bağlanmasıyla mümkün olabilecekti.
Ancak bunu kabul etmeyen ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi kararını tanımayan Patrikhane, Heybeliada Ruhban Okulunu kendi kapattı.
Anayasa Mahkemesi 1971 yılında, 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları kanununun 1. maddesini iptal etti. Yükseköğretim Kurumlarının sadece devlet tarafından açılıp, işletebileceğine karar verdi. Özel Üniversiteler de kanunla ve devlet denetimi içinde kurulabilecekti. Bu karardan sonra Heybeliada Ruhban Okulu da 'Özel Yüksekokul' statüsünde değerlendirildi. Okulun varlığını sürdürebilmesi ancak Türk Üniversitelerinden birine bağlanmasıyla mümkün olabilecekti.
Ancak bunu kabul etmeyen ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi kararını tanımayan Patrikhane, Heybeliada Ruhban Okulunu kendi kapattı.
Bu güne gelince;
Patrikhane, dünyada sürdürdüğü 'Ortodoksluğun Evrensel Merkezi' olma anlamındaki 'Ekümeniklik iddiasını' Türkiye'de sürdürerek, Ulusal Hukuk sistemimizin dışında bir statüye sahip olmak ve Ruhban Okulunun da böyle bir 'Özel' statü ile yeniden açılmasını sağlamak peşindedir.
Patrikhane, dünyada sürdürdüğü 'Ortodoksluğun Evrensel Merkezi' olma anlamındaki 'Ekümeniklik iddiasını' Türkiye'de sürdürerek, Ulusal Hukuk sistemimizin dışında bir statüye sahip olmak ve Ruhban Okulunun da böyle bir 'Özel' statü ile yeniden açılmasını sağlamak peşindedir.
Eğer buna izin verilir ve bu yapı Üniversite olarak hayata geçerse, devamında YÖK, İslam Üniversitelerinin açılmasına da izin vermek zorunda kalacaktır. Sonrasında her tarikata, her cemaate bir üniversite. Üstelik kuponsuz, çekilişsiz.
AKP yöneticilerinin, Fethullah Gülen'in Patrikhane ve Patrikle birbirlerini bu kadar çok sevmelerinin altındaki neden 'hedef birlikteliğidir…'
AKP yöneticilerinin, Fethullah Gülen'in Patrikhane ve Patrikle birbirlerini bu kadar çok sevmelerinin altındaki neden 'hedef birlikteliğidir…'
Anayasamızın 130. maddesine göre, bilimsel özerkliğe sahip üniversitelerin devlet tarafından yasayla kurulması şarttır. Dini Özerkliğe sahip bir üniversitenin açılması ise ancak bu maddenin değiştirilmesi ile mümkündür. Yeni Anayasa çalışmaları sırasında, Türk Milletinin dikkatle takip etmesi gereken konu budur.
Bugün Batı Trakya da yaşayan Müslüman Türkler, kendi Müftülerini seçemezler. Yunanistan Hükümeti buna izin vermez. Rodos'taki Türk Okulu kapalıdır. Yine Rodos'taki 7 camiden 6'sı kapalıdır. Üstelik bunlar AB Üyesi bir ülkede olmaktadır.
Biliyorum, şimdi bazıları 'İnsan Haklarında karşılıklılık olur mu, biz bu hakları azınlıklara verelim, gerisi Yunanistan'ın ayıbıdır' diye koro halinde konuşacaklardır.
Öyle bir olur ki… Tarih boyunca azınlıklara yaptığımız hoşgörünün zekatını istemek, her Türkün hakkıdır.
Öyle bir olur ki… Tarih boyunca azınlıklara yaptığımız hoşgörünün zekatını istemek, her Türkün hakkıdır.
Kafasını, namusunu ve kalemini, ücreti karşılığında kiraya vermiş olanlara söyleyecek sözümüz olamaz. Fakat, kandırılmış saf siyasetçilere-yazarlara bir önerimiz olacak;
*Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'da 'Fatih Camisini' yaptırmaya karar verdiğinde, caminin yapılacağı yerde bulunan 'büyük ve yuvarlak mezarın' nereye nakledildiğini ve ne için gizlendiğini,
*Özellikle Yunanistan'da yakın zamana kadar onlarca bulunan PKK kampları ile Patrikhane arasındaki ilişkiyi,
*Son yıllarda geçirdiğimiz ekonomik krizlerin ardında hangi güçler olduğunu bilmeden, lütfen bu konuda yanlışa düşmeyin. Sonra vebali çok ağır olur.
Tamam mı Çekirge ?.. İmza Usta Toronaga !...
*Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'da 'Fatih Camisini' yaptırmaya karar verdiğinde, caminin yapılacağı yerde bulunan 'büyük ve yuvarlak mezarın' nereye nakledildiğini ve ne için gizlendiğini,
*Özellikle Yunanistan'da yakın zamana kadar onlarca bulunan PKK kampları ile Patrikhane arasındaki ilişkiyi,
*Son yıllarda geçirdiğimiz ekonomik krizlerin ardında hangi güçler olduğunu bilmeden, lütfen bu konuda yanlışa düşmeyin. Sonra vebali çok ağır olur.
Tamam mı Çekirge ?.. İmza Usta Toronaga !...