Yazmak, zamanı ve mekanı reddeden bireysel bir eylem bana göre. Yazan biri için İzmir’’de olmakla dünyanın herhangi bir yerinde olmanın çok fazla bir şey fark edeceğini sanmıyorum. ’¶
Elbette ki, koşullar bağlamında farklılıklar olacaktır. İnsan yaşadığı yeri, o yerin insanını, kültürünü, tarihini, yazdıklarında çok daha iyi yansıtabilir. Ama bu demek değildir ki, İzmir’’de yaşayan biri Mardin’’de geçen bir olayı (hikayeyi) yazamaz. Bir şehri tanımak ve sevmek o şehrin ruhuna inmek demektir. Bir şehrin ruhuna inmek için o şehrin kültürünü, geçmişini bilmek gerekir. Ben de biraz şehrimin kültüründen, geçmişinden, bu şehirde yaşamak ve yazmaktan söz etmek istiyorum.
İlyada Destanı, İzmirliler’’in konuştuğu Aiol ve İon lehçelerinin karışımı olan bir dille yazılmıştır. Bu yüzden Homeros’’un İzmirli olduğu düşünülmektedir. Homeros’’un en ünlü lakabı ise ’“Melesigenes’” yani Meles’’in çocuğudur. Meles çayının İzmir’’de olması Homeros’’un İzmirli olduğu varsayımını kanıtlamaktadır. Gözleri kör olduktan sonra ’“kör’” anlamına gelen Homeros adıyla anılmaya başlanmıştır. Homeros'un baş yapıtı "İlyada" Destanı, Greklerle, Anadolu'lu Troya halkı arasında on yıl süren savaşların son kırk günlük bölümünü içerir. Yaklaşık 16.000 mısradan oluşmuştur. Yurt sevgisi ile tutuşan Homeros, bu destanında açık ve net olarak Troyalıları tutmuş, Yunanlı önder ve savaşçıları gaddar ve saldırgan olarak göstermiştir. Homeros'un ikinci yapıtı "Odysseia" Destanı ise, Troya savaşlarından on sene sonraki dönemi anlatır. Bu destanda, "Odysseus" isimli bir savaşçının yurduna dönmek için gösterdiği çaba işlenir. Yaklaşık 12.000 mısradır.
Anadolu uygarlıklarının en eski tarih ve kültür kaynakları olan "İlyada" ve "Odysseia" Destanları, Dünya Edebiyatı’’nın en çarpıcı metinleri olarak günümüz yaşamında etkisini tüm şiirselliği ile sürdürmektedir. İlyada ve Odysseus’’u yazarken Meles’’in çocuğunun nerelerde dolaştığını, bu şehrin nelerinden etkilendiğini düşünmeden edemiyorum. Asırlar sonra onun yaşadığı İzmir’’in bugünkü hali yazma çabalarımda bazen şevkimi kırmıyor değil.
Amazonlar, silahlarını rahatça taşımak ve kullanmak amacıyla sağ göğüslerini kestirmiş savaşçı kadınlardır. İzmir’’e bir akın yaparlar, şehri ele geçirirler ve bu şehre kraliçelerinin adını verirler. ’“Smyrna’” Bu sözcük, çeşitli dillerde aksan farklılaşmalarına uğrayarak benzer biçimlerde kullanılmıştır: "Zmirna,Smirne, Simire,Semire, Lesmire, Lesmirr, Ksimire, Siniros, Mirina, Samorna, Simira, Zmirna, Zimirra, İsmire, Yezmir gibi’…" Bütün bu erişilmez kız imgeleriyle yüklü isimler, Hitit, Helen, Roma, Latin, Bizans, Slav, Arap, Hun ve Türk dillerindeki İzmir’’di. Tarihte bilinen ve İzmir’’e sahip çıkan uygarlıklarca bastırılan paraların üzerinde Amazon resminin olması bu efsaneyi gerçek kılıyor. Genlerimde bir savaşçı kadının ruhu olduğunu düşündükçe beni yazmaktan hiçbir gücün alıkoyamayacağını düşünüyorum.
Ege Bölgesi efsanelerine şöyle bir göz gezdirdiğimizde Midas’’ın kulaklarının bu bölgede uzadığını, Kral Tantalos’’un Yamanlar Dağı’’na tanrılar tarafından gönderildiğini ve orada bir göle dönüştüğünü, ilk güzellik kraliçesi efsanesini, İda Dağı’’nda oturan ve insanlara aydınlığı getiren Prometeus’’u, Niobe’’nin dinmeyen gözyaşlarını, Batı rüzgarı ve sümbülün efsanesini, yankı ile Nergis’’i ve daha pek çok efsaneyi görüyoruz’… Albert Camus, ’“Mitler hayal gücü olanları canlı tutsun diye vardır.’” diyor. Ve efsaneler edebiyatçılar için bir hazinedir. Bu kadar büyük ve güzel hazinelerin olduğu bir şehir de yazmak’…
Yazan biri için kağıt ve kalemin büyüsü bir başkadır.
Antik Çağ’’ın en büyük kitaplığı Mısır’’daki İskenderiye Kütüphanesi’’ydi; ancak kendisini sanatın ve edebiyatın koruyucusu ilan eden Bergama Kralı 1. Attalos, Bergama’’da da bir kütüphane kurmuştu. Zamanla Bergama ve Mısırlılar arasında bir kütüphane rekabeti başlamış, Bergama Kütüphanesi’’nin gelişmesini istemeyen Mısırlılar, yine bir çeşit kağıt olan papirüsün Bergama’’ya ithalini yasaklamışlardı. Bunun üzerine Bergamalılar, ölü doğmuş kuzu ve oğlak derilerini işleyerek, o dönem için papirüsten çok daha ileri, ince, kullanışlı ve dayanıklı bir kağıt üreterek, adını Bergama’’nın Latince söylenişinden alan ’‘parşömen’’i buldular.
’“Bir nehirde iki kez yıkanılmaz!’” diyerek her şeyin değiştiğini söyleyen ünlü filozof Heraklit’’in MÖ 540-480 tarihleri arasında Efes’’te yaşadığını, Eski Çağ’’ın ünlü hekimi Galen'in (MS 131-210) Bergama'da yaşadığını, Mısır kraliçesi Kleopatra'nın 188 yılının kışını Antonious ile birlikte Efes'te geçirdiğini - ki bunu bir gün öykülemeyi çok isterim- düşünürsek, görülüyor ki, İzmir zaten ilhamını kendi içinde taşıyor. Beşbin yıldan fazla tarihinde belki de bu yüzden en çok sanatçı yetiştiren kent. Bu güzel şehirde yaşamak ve yazmak şansımı sonuna kadar kullanacağım.