Ozan EKİZ / EGEDESONSÖZ – İzmir’in yıllardır kördüğüme dönen ve Basmane Çukuru diye adlandırılan bölgede yeni bir süreç yaşandı. Geçtiğimiz günlerde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “iyi niyet protokolü” diye adlandırdığı protokol tartışmalara sebep oldu.
Bölgeye dair İzmir Barosu’nda “sessiz kalmıyoruz” diyerek açıklama yapıldı. Yapılan açıklamada,
YILMAZ: NİYET PROTOKOLLERİYLE BÖLGE RANTA TESLİM EDİLMEMELİ
Açıklama sonrasında görüşlerini aktaran İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz, “İzmir kentlisi olarak beton yığınları istemediğimizi ve bu alanlarda İzmirlilerin bulunma hakkı olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum. Niyet protokolleriyle ranta teslim sağlanmamalı. Kapitalizm ve emperyalizmin çıkış yolu ranttır. Kent daha farklı bir alanı temsil eder. Siz insanları betona gömerseniz orası kent olmaktan çıkar” diye konuştu.
SAĞLAM: MECLİSTE BİR DÖNEM BİZİMLE BİRLİKTE YÜRÜMÜŞ ARKADAŞLAR OYBİRLİĞİ VERİYOR
Kültürpark Platformu Sözcüsü Yasemin Sağlam, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nde kararın oybirliği ile geçmesine tepki göstererek, “Kültürpark’ın koruma amaçlı imar planının olması için, diğer taraftan Basmane Çukuru için direniyoruz. 10 yıllık süreçte 3 ayrı belediye yönetimi değişti. Son gelinen noktada ‘nasıl oluyor’ dediğimiz ve şaşırdığımız anlar yaşıyoruz. Büyükşehir Belediyesi Meclisi içinde olan ve bizimle birlikte mücadele etmiş olan arkadaşlarımız var. Kamunun aleyhine olan alanlar oybirliğiyle geçiyor. Bir şekilde takas ve protokoller gündeme geliyor ve bunlar belediye yönetimine yakışmıyor. İzmir’in yeşil alana çok fazla ihtiyacı var. Basmane’nin ortasında bir yaşam alanı var. 120 bin metrekare inşaat alanı yapılarak, planlama yapılmadan birtakım kararlar alınmasına karşı söz bulamıyoruz. Adım atmalarına ve devam etmelerine izin vermeyeceğiz” dedi.
Yapılan açıklama şu şekilde:
Bugün burada, İzmir’in kent hafızasında yanlış bir adlandırma ile Basmane Çukuru diye anılan yer hakkında yaşanan gelişmelere ilişkin İzmir Barosu’nun görüş ve kaygılarını kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz.
Basmane Çukuru yalnızca atıl bırakılmış bir alan değildir. Bu alan, kentin merkezinde, Kültürpark’a bitişik, tarihsel, sosyal ve kamusal niteliği son derece yüksek bir kent alanıdır. Kültürpark ile mekânsal, tarihsel ve kamusal bir bütünlük içinde olan bu alan, İzmir halkının ortak mülkiyetidir. Dolayısıyla Basmane Çukuru’na ilişkin her tasarruf, yalnızca idari bir karar değil; kent hakkını, kamu yararını ve hukuk devletini doğrudan ilgilendiren bir meseledir.
Son dönemde gündeme gelen protokol ve uygulamalar, kamuoyunda ciddi soru işaretleri yaratmaktadır. Kentin en değerli kamusal alanlarından birine ilişkin süreçlerin, şeffaflıktan uzak, yargı denetimini işlevsiz kılabilecek ve kamu yararını geri plana iten bir anlayışla yürütülmesi kabul edilemez.
İzmir Büyükşehir Belediyesi, bu kentte yaşayan milyonlarca yurttaşın iradesini ve ortak çıkarlarını temsil etmektedir. Belediyenin sahip olduğu yetki, halkın olanı keyfi uygulamalarla belirli kişi ya da grupların tasarrufuna bırakacak şekilde kullanılamaz. Sürecin başlangıcında İzmir Büyükşehir Belediyesi ile EGS ve Güçbirliği Grubu arasında imzalanan kat karşılığı sözleşmeye göre kamuya ait olan mülkün yalnızca yüzde 11’i belediyede kalmış, kalan yüzde 89’u ise 1999 yerel seçimlerinin hemen öncesinde, seçimlere yaklaşık bir ay kala ihaleyi alan sermaye grubuna tapularla devredilmiştir. Öyle ki, tapudaki devir işlemine dayanak kabul edilen inşaat projesinin onaylandığı tarihte yürürlükte olan bir uygulama imar planı bulunmamaktadır. İmar planı mevcut değilken ve henüz inşaata başlanmadan tapu devirleri EGS ve Güçbirliği A.Ş.’ye yapılmış, 2000 sonrasında yaşanan krizle birlikte ihaleyi kazanan firmanın hisselerine ise TMSF tarafından el konulmuş ve Basmane Çukuru için yeni bir süreç başlamıştır.
Bu noktada özellikle vurgulamak isteriz ki; İzmir Büyükşehir Belediyesine tapuların geri dönmesine ilişkin devam eden hukuki süreçlerden feragat edilmemelidir. Zira bu süreçler yalnızca bir hukuki ihtilafın değil, İzmir halkına ait bir kamu varlığının tescili anlamına gelmektedir.
EGS ve Güçbirliği’nin Büyükşehir Belediyesine açmış olduğu, akdin feshi nedeniyle tazminat istemine ilişkin davada İzmir Büyükşehir Belediyesi 2022 yılında karşı dava açarak sözleşmenin geriye dönük feshi istemiyle tapuların iptalini talep etmiş ve bu dava dosyasında verilen bilirkişi raporunda EGS ve Güçbirliği A.Ş.’ye verilen taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne iadesi yönünde görüş bildirilmiştir. Gelinen bu noktada EGS ve Güçbirliği A.Ş. tarafından taşınmazda yapılan imalatlara makul bir tazminat ödenerek taşınmazların geri alınması söz konusu olmaktadır. Dava dosyasında verilen bilirkişi raporlarına göre 4–5 milyon dolar civarında tazminat ödenmesi karşılığında 80 milyon dolar değerindeki taşınmazların geri alınması gündeme gelmiştir. Bu davadan ayrı olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi, akdin feshi nedeniyle 8,5 milyon dolar tutarındaki teminat mektubunun nakde çevrilmesi talebinde bulunmuştur.
Yargılama sürecinde belediye lehine gelen bilirkişi raporları sonrasında TMSF ile taşınmazların tapularının belediyeye devri konusunda mutabakata varılmış, yalnızca tazminat tutarları konusunda uzlaşma sağlanmaya çalışılmış ancak süreç tamamlanamadan 2023 yerel seçimleri olmuş ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı değişmiştir.
Bu aşamadayken sormak zorundayız:
Hukuki süreç İzmir halkı lehine ilerlerken, bugün ne olmaktadır da belediye, arsanın yüzde 70’ini ranta açılmak üzere TMSF’ye devretmeyi, kalan yüzde 30’u için ise şartlı olarak kültür merkezi yapılmasını kabul etmektedir?
Bu yaklaşım, kamu yararının esas alındığı bir planlama anlayışından ziyade, kamusal bir alanın parçalanarak ticari kullanıma açılması sonucunu doğurmaktadır. Oysa yapılması gereken; bu bütünlüğü güçlendirecek, kamusal kullanım öncelikli ve telafisi mümkün olmayacak kayıpları engelleyecek bir yaklaşımı benimsemektir.
Ayrıca göz ardı edilmemesi gereken bir diğer temel husus da bu alanda öngörülen yoğun yapılaşmanın kentin mevcut altyapısı ve ulaşım sistemi üzerinde yaratacağı ağır yüktür. Basmane ve çevresi, hâlihazırda İzmir’in en yoğun nüfus ve trafik baskısı altında bulunan bölgelerinden biridir. Bu bölgede ticari rant odaklı bir yapılaşmanın hayata geçirilmesi; ulaşım, trafik, otopark, teknik altyapı ve yaşam kalitesi açısından kentin kaldıramayacağı bir yoğunluk yaratacaktır. Kent planlaması yalnızca arsa üzerinden değil, kentin bütününde yaşamın sürdürülebilirliği üzerinden değerlendirilmelidir. İmar düzenlemeleri niyet protokollerinin konusu edilemez.
Kamu hakkının, yetki devri ile keyfi biçimde ranta dönüştürülmesinin önüne geçilmesi hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. Kamuya ait alanlar müzakere edilebilir bir meta değil; toplumun ortak geleceğidir.
İzmir Barosu olarak altını bir kez daha çiziyoruz:
Halkın olan, halka ait kalmalıdır. Kamu yararı gözetilmeksizin yapılan her tasarruf yalnızca bugünü değil, İzmir’in geleceğini de ipotek altına almaktadır.
Bizler, hukukun üstünlüğünü, kent hakkını ve kamu yararını savunan bir kurum olarak, Basmane Çukuru’na ilişkin tüm gelişmelerin takipçisi olmaya devam edeceğiz. Hukuka aykırı, kamu yararını zedeleyen ve kamusal alanları geri dönüşü olmayan biçimde ticarileştiren her türlü girişime karşı hukuki mücadele yürütmekten geri durmayacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz.
Basmane Çukuru bir rant alanı değil, İzmir halkının ortak yaşam alanıdır. Bu gerçeği yok sayan hiçbir uygulama ne hukuk ne de kamu vicdanı nezdinde meşrudur.




