Ölümün ne kadar zor ve acı olduğunu bir genç ya da bir çocuk öldüğünde anlarım!!!
İçim cızlar, yaşamı daha çok sorgulamaya başlarım.’¶
Ya kayıp çocukların ailelerine sorsak ölümü!!!
Ölüm hafif derler.
Çünkü ölümde mezar vardır, yeri bellidir.
Ölüme alışılır, kabullenilir.
Ya kayıplara!
Asla kabullenilmez, öldü mü kaldı mı, organ mafyasına mı gitti, sokaklarda mı sürünüyor, elini ayağını mı kestiler, tecavüze mi uğradı, uğramaya devam mı ediyor???
Sorup durursunuz kendi kendinize.
Geceleri uyuyamazsınız, biraz uyumaya geçseniz de başınıza bıçak saplanmış gibi bir ağrı girer, uykuya izin vermez.
Dışarıdaki kuş sesleri de, çiçeklerin kokusu da, ne yiyecek, ne içecek hiç bir şeyden zevk alamazsınız.
Belirsizlik yer bitirir, kemirir içinizi kahredersiniz!!!
İşte böyle bir ruh halidir kayıp ailesi olmak. Yaşamakla ölmek arası birşey.
Bir süre önce iki küçük kız kaybolmuştu.
Gazetede Türkiye’’yi ağlatan dram yazısını görünce bir anda tüylerim diken diken oldu.
Küçük kızlar evlerine dönerken paraları olmadığı için dereden geçmek zorunda kalmışlar ve düşüp buz gibi suda boğulmuşlar..
Kocaman yutkunuyorum!!! Yazılacak çok şey var yazacak hiç bir şey yok diye düşünürken
kendim sıcak bir odada oturuyor olmanın verdiği bir huzursuzlukla boşa kürek çekmenin yılgınlığını da yaşıyorum bir yandan.
Küçük kızların kocaman gözleri gitmiyor aklımdan, onların ölümünden hepimizi sorumlu tutuyorum!
Doğurduğumuz çocuklara sahip çıkmamak.
Birçok hayvan türü yavrularını koruyabilmek için büyük fedakarlıklara katlanırken, Homo Sapiens (modern insan!) denilen tür, çocuklarını nasıl sorumsuzca harcıyor şaşırıyorum.
Penguenlerin çocuklarını nasıl büyüttüklerini, nasıl yaşama alıştırdıklarını belgesellerden izlediniz mi hiç?
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) dünyada bir milyon 200 bin çocuğun kaybolduğunu bildiriyor. Bu rakamları şişiren ülkelerden biri de TÜRKİYE!!!
Zeka özürlüler ve akıl hastaları zaten bilmeyerek evden kaçıyorlar, bir de istem dışı kayıplar var, bunlar da fuhuş, evlat edinmek, pedofili, cinayet veya organ ticareti, dilendirmek, uyuşturucu kuryeliği yaptırmak amaçlı kaçırılanlar..
Popüler kültür bütün yaşantımızı esir aldığından mafya dizileri seyreden çocuklar ve gençler macera uğruna ve şöhret olmak için de evden kaçıyor.
Ailede geçimsizlik, ekonomik sıkıntılar, ailedeki çocuk sayısının fazlalığı da çocukların kaybolma nedenleri arasında.
Namus uğruna cinayetlerin işlendiği, herkesin namus bekçisi kesildiği ülkemizde pedofili; çocukların kaybolma nedenlerinin büyük bir kısmını oluşturuyor.
PEDOFİLİ; Ergenlik yaşı öncesindeki bir kız ya da erkek çocuğa yönlendirilmiş cinsel davranışlarda bulunma durumu.
Ülkemizin önemli bir yarası ama kapalı gözükmeyen, üstü örtülen bir yarası!!!
Ne yazık ki çeşitli korkular, eğitimsizlik, yasaklar, yetersiz hukuk yapısı, özellikle kadının ekonomik özgürlüğünün olmayışı bu yaranın görünmez olmasına neden olup, yarayı kangren haline getirmek üzere!!!
Dünyada son yıllarda çocuklara yönelik taciz veya şiddet uygulamaları yüzde 90 artmış. Tecavüzcülerin tahminen yüzde 5’’i ortaya çıkarken, yüzde 95’’i gizli kalmakta.
2006 yılında yapılan istatistiklerde, internet kullanıcılarının yüzde 65’’i porno sitelerini ziyaret ediyor!!!
Bunların da yüzde 40’’ ı çocuk pornosunu oluşturuyor.
Hal böyleyken ülkemiz çocuklarının zamanlarının büyük bir bölümünü internette tek başına geçirmesi, okullarda ödevlerin bile internetten verilmesi endişe verici!
Dünyanın gelişmiş bütün ülkelerinde çocuk kaçırma olaylarıyla ilgili özel birimler kurulmuş.
Bizim ülkemizde henüz görünürde hiçbirşey yok!
Hala organ mafyası var mı yok mu diye tartışılırken;
Sivil Toplum Kuruluşları’’na, anne-babalara, devlete çok iş düşüyor. Çocuklarımızın hakları olduğu ve bedenlerinin kendilerine ait olduğu çocuklara öğretilmeli!!!
Sonuçta EĞİTİM ŞART ,
En az üç çocuk doğurun diyen devletin çocuklara sahip çıkması şart!!!