Ozan EKİZ / EGEDESONSÖZ – Yeni yılın gelmesiyle birlikte Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) birlik başkanları 2025 yılı değerlendirmesi ve 2026 yılı beklentilerini Swissotel Kongre Merkezi’nde dile getirdi.
KÜRESEL EKONOMİDE 2025 TABLOSU: BÜYÜME ZAYIF, RİSKLER YÜKSEK
Açılış konuşmasını EİB Yönetim Kurulu Başkanı Jak Eskinazi gerçekleştirdi. Eskinazi, ilk olarak küresel ekonomik görünüm ve para politikalarını değerlendirerek, “2025’te dünya ekonomisi, “ılımlı ama kırılgan büyüme” ve yüksek jeopolitik/finansal risklerin birlikte seyrettiği bir yıl görünümündeydi. Ne sert bir resesyon ne de güçlü bir sıçrama ekonomik büyümede yaşandı. Büyüme oranları tarihsel ortalamaların altında kalırken, enflasyonun çoğu büyük ekonomide kademeli olarak gerilediğini gördük, fakat bu durum hala tamamen çözülmüş değil. Gelişmiş ülkelerde enflasyon 2025’te hedeflere yakınsarken, para politikası “yüksekten aşağıya” geçiş sürecinde; faiz indirimlerinin kademeli ve temkinli şekilde yapıldığı bir yıl oldu. Faizlerdeki kademeli düşüş, özellikle 2024’te baskılanan özel talep ve yatırımlar için kısmi destek sağlarken, borçlanma maliyetleri hâlâ pandemi öncesine göre yüksek kalıyor. Gelişmekte olan ülkelerde kur oynaklığı, dış finansmana erişim ve yüksek kamu/özel sektör borcu, finansal kırılganlıkları arttıran ana kanallar olarak öne çıkıyor. Artan korumacılık ve ticaret bariyerleri, küresel ticaret hacmini baskılıyor; 2025 ve sonrasında ticaret politikası belirsizliğinin yüksek seyretmesi bekleniyor. Jeopolitik gerilimler, enerji ve emtia fiyatlarında dalgalanma riskini yüksek tutarak hem enflasyon beklentilerini hem de yatırım kararlarını olumsuz etkiliyor. Dolayısıyla 2025 yılı, küresel ölçekte belirsizliklerin kalıcı hale geldiği, ticaret savaşlarının derinleştiği, korumacılığın arttığı ve jeopolitik risklerin tedarik zincirlerini yeniden şekillendirdiği bir yıl oldu. Tüm bu gelişmelerle birlikte küresel finansman koşulları da sıkılaştı” dedi.
‘TEKNOLOJİ VE ENERJİDE REKABER SIKIŞIYOR’
Eskinazi, dünyada yaşanan gelişmelerle birlikte yapay zeka teknolojisine değinerek, “ABD ve Çin’in yapay zeka yatırımlarıyla birlikte, yapay zekaya bağlı artacak enerji gereksiniminin ve nadir elementlerinin önemi bir kez daha ortaya çıktı. Yapay zeka üreticilerinin, kullanıcılarının, geliştiricilerinin, siber güvenlik ve otonom yapay zeka alanında çalışan firmaların şirket değerlerinin trilyonlarca ABD dolarını bulduğu bir yılı geride bıraktık. Yapay zekanın yüksek düzeyde ihtiyaç duyduğu enerji gereksinimi karşılamak için bir kısım ülkelerin tekrar nükleere yatırıma döndüğünü gözlemledik. Hep birlikte Avrupa’nın teknolojide ve enerji alanında Çin ve ABD’nin gerisinde kaldığını gördük. Rusya ve Ukrayna savaşının olumsuz etkilerinin Avrupa’da iyiden iyiye hissedildiği, barış görüşmeleri denense de henüz net bir sonuca bağlanmadığı bir yılı geride bıraktık. Küresel yavaşlama, Türkiye gibi ihracatçı ekonomiler için dış talep tarafında baskı yaratırken, düşen küresel enflasyon ve kademeli faiz indirimleri, risk primi ve finansman koşulları üzerinden kısmi fırsatlar sunuyor ve 2026 yılında da sunmaya devam edeceğe benziyor. 2025 yılında Euro/USD paritesinin Euro lehine hareketi ihracatçımıza bir nebze de olsa nefes aldırdı. Bugün dünya ticareti artık yalnızca fiyat ve kaliteyle değil; hız, verimlilik, güvenilirlik, sürdürülebilirlik ve teknolojik uyum gibi unsurlarla belirleniyor. Bu tablo, ihracatçı ülkeler için olduğu kadar ihracatçılar ve onların tedarikçileri için de oyunun kurallarının değiştiğini gösteriyor” ifadelerini kullandı.
‘TÜRKİYE EKONOMİSİ 2025 YILINDA ÇOK KATMANLI BİR SINAVDAN GEÇTİ’
Eskinazi, geçtiğimiz için Türkiye ekonomisini değerlendirerek, “Küresel bu zorlu ortamda Türkiye ekonomisi de 2025 yılında çok katmanlı bir sınavdan geçti. 2025 yılında enflasyonla mücadeleyi öncelleyen ekonomi yönetimi, TÜFE enflasyonunu 2024 yılsonu yüzde 44,38’den 2025 yıl sonu yüzde 30,89’a düşürdü. 2025 yılı; enflasyonun yüzde 13,49 puan gerilediği, TCMB politika faizinin yıl başındaki yüzde 47,5 seviyesinden yıl sonunda yüzde 38’e düştüğü ve büyümenin yüzde 3,3–3,4 aralığında gerçekleşmesinin beklendiği bir yıl oldu. Enflasyondaki düşüşte Türk Lirası’nın reel değerinin korunması esas nedenler arasında yer aldı. Son bir yılda USD/TL paritesi yaklaşık yüzde 21 oranında artarken, Euro/TL paritesi yaklaşık yüzde 38 oranında arttı. 2025 yılında Euro’nun USD’ye karşı yüzde 13,5 değer kazandığı bir yıl oldu. 2025 Euro/TL paritesinin yaklaşık olarak yıllık enflasyon oranı kadar arttığı, USD/TL paritesinin ise yıllık enflasyonun yaklaşık yüzde 55’i kadar arttığı bir yıl oldu. Dolayısıyla, Euro bölgesine ihracat yapan sektörlerde bir artış görülürken, USD cinsi ihracat yapan sektörlerini daha zorlandığı bir yıl oldu. 2025 yılı, ihracatçılarımız açısından şirket kârlılığının azaldığı bir yıl oldu. TCMB faizlerindeki düşüşün, kredi maliyetlerinde istenilen seviyede bir indirim sağlamamasına bağlı olarak; özel sektörün 2025 yılında döviz cinsi borçlandığına şahit olduk. Özel sektörün 2025 Ekim sonu itibariyle yurtdışından sağladığı döviz cinsi uzun vadeli kredi borcu bir önceki aya göre 3,4 Milyar USD artarak 210,7 Milyar USD’ye ulaştı. 2025 yılı Ekim sonuna göre özel sektörün yurt dışından sağladığı toplam kredi borcunun 1 yıla kadar olan vade dağılımı incelendiğinde, toplam borç tutarının 63,9 milyar ABD doları olduğu görülmektedir. Artan üretim maliyetleri ve finansmana erişimdeki maliyet sorunları nedeniyle birçok firmamızın 2025 yılında da yurtdışı borçlanmaya devam ettiğini gördük. Bu da olası döviz şoklarında ciddi finansal risk ve kırılganlık oluşturmaktadır. 2025 yılı, tekstil ve hazır giyim bazı emek yoğun sektörlerde faaliyet gösteren ihracatçılarımızın; Mısır gibi enerji ve işgücü maliyetlerinin nispeten düşük olduğu ülkelere üretimlerini taşımaya devam ettikleri bir yıl oldu. Hazır giyim ve tekstil sektörü, 2025 yılında ciddi istihdam kaybı yaşadı” dedi.
‘YÜKSEK İTHAL GİRDİ BAĞIMLILIĞI İHRACATI KIRILGAN KILIYOR’
Eskinazi, Türkiye ihracat rakamlarını değerlendirerek, “Türkiye ihracatı rakamsal olarak 2025 yılında 273,4 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. 2025 yılında ihracatımız Türkiye geneli 2024 yılına göre yüzde4,5 oranında artmıştır. Türkiye'nin ihracatı, yüksek ithal girdi bağımlılığı nedeniyle katma değeri düşük kalmakta ve dış ticaret açığını beslemektedir. Özellikle imalat sanayinde ara malların yüzde 60-70'i ithal edilerek ihracat üretimi yapılmaktadır. Bu yapısal sorun, döviz rezervlerini eritmekte ve ekonomik kırılganlığı arttırmaktadır. Bu tablo iki temel gerçeği aynı anda ortaya koymaktadır: Birincisi Türkiye’de ana sanayinin üretim hacmi ve çeşitliliğinin arttığı, İkincisi bu üretimi besleyen yerli tedarik zincirinin aynı hızda güçlenemediği gerçeğidir. Ana sanayi büyürken yan sanayide ithalata bağımlılık artıyorsa, bu durum uzun vadede katma değerin yurt dışına transferi anlamına gelir. Sahadaki üretim ve ithalat verilerinin bu hedeflerle uygulama arasındaki gerilimi açıkça ortada. Bu tablo, sanayi ve tarımda teknolojik yenilenmenin ve verimlilik yatırımlarının daha da ötelenmesi anlamına gelmektedir. Yatırım yapılmayan her yıl, rekabet gücünde kalıcı kayıp riskini artırmaktadır. Ancak burada altını çizmek isterim ki: Toplam ihracat rakamı, sahadaki gerçekliği tek başına anlatmaya yetmemektedir. Bugün asıl sorulması gereken soru şudur: Bu ihracat hangi maliyetle, hangi kârlılıkla ve ne kadar sürdürülebilir şekilde yapılmıştır? Birçok sektör için 2025 yılı, bir büyüme yılı değil; ayakta kalma, direnme ve uyum sağlama yılı olmuştur” ifadelerini kullandı.
‘KONKORDATO RAKAMLARI REEL SEKTÖRDE BOZULMAYI GÖZLER ÖNÜNE SERİYOR’
Geçtiğimiz yıl için EİB üyelerinin rakamlarına değinen Eskinazi, şu ifadeleri kullandı:
Bu genel çerçeve içinde Ege İhracatçı Birlikleri olarak 2025 yılı ihracatımız 18,505 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiştir.
Sektörel bazda baktığımızda, artış gösteren sektörlerimiz:
- Hububat, Bakliyat ve Yağlı Tohumlar
- Demir ve Demir Dışı Metaller
- Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller
- Tütün
- Maden
Artışları sadece başarı, düşüşleri sadece başarısızlık olarak okumak doğru değildir. Bazı sektörler maliyet baskısına rağmen üretimi sürdürmüş, bazı sektörler ise kârlılığı korumak adına bilinçli daralma yaşamıştır. 2025 yılı ihracat artışında en önemli unsurlardan biri Euro/Dolar paritesinin Euro lehine hareketidir. 2024 yılı ortalama Euro/Usd paritesi 1,075 iken, bu oran 2025 yılında ortalama 1,142 olmuştur. Yıllık bazda parite artışı ortalama yüzde 6 olmuştur. Dolayısıyla, ihracatımızın yaklaşık yüzde 45’nin Euro bölgesine olduğunu düşünürsek, 2025 yılındaki ihracatımızın 2024 yılına göre fazla olmasında artışın yaklaşık yüzde 2,7’si parite etkisinden kaynaklanmaktadır. Parite etkisi ihracat artışında önemli bir ivme yaratmıştır. yüzde 4,5’luk yıllık ihracattaki artışın yüzde 2,7’lik kısmı parite etkisinden kaynaklanmaktadır. Türkiye geneli ihracatımız 2025 yılında ihracatta 273,4 milyar dolarlık seviyeye ulaştı. Bir önceki yıla göre yüzde 4,5 artış gösteren ihracatımız aslında parite etkisinden arındırdığımızda, gerçekte yaklaşık yüzde 1,8 oranında arttığını görmekteyiz. EİB’nin 2025 yılı toplam ihracatı 2024 yılına göre yüzde 1 oranında artmasına karşın, bunu parite etkisinden arındırdığımızda aslında ihracatımız 2025 yılında 2024 yılına göre yüzde 1,7 oranında azalmıştır. Parite etkisi olmasaydı, muhtemelen EİB ihracatı 2024’e göre daha düşük olacaktı. USD endeksinin 2025 yılındaki değer kaybı yaklaşık yüzde 9,7 olduğunu düşündüğümüzde, USD’nin değer kaybına bağlı olarak ihracatçılarımızın gelirleri erozyona da uğradığı için karlılık açısından 2025 yılı oldukça sıkıntılı bir yıl olmuştur. İhracatçılarımız mevcut müşterilerini kaybetmemek adına kardan taviz vererek çalışmaya devam etmişlerdir. İhracatçının çalışma sermayesi 2025 yılında 2024 yılına göre erimeye devam etmiştir. Enflasyonu düşürme programının en büyük yan etkisi, emek yoğun ihracat sektörlerinde karlılık ve özsermaye erimesi olmuştur. 2022–2025 dönemindeki konkordato rakamları, reel sektördeki bozulmanın hızını net biçimde ortaya koymaktadır: 2022’de yaklaşık 1.587, 2023’te 1.516 olan konkordato başvuru sayısı, 2024’te 3.497’ye çıkarak bir yılda yaklaşık yüzde 130 artış göstermiştir; 2025’te ise henüz yıl tamamlanmadan, sadece ilk 9 ayda 4.424 dosya açılarak 2024’ün tamamı aşılmıştır. 2025 verileri, mevcut politika ve finansman koşulları değişmediği sürece geçici değil, kalıcı bir krizle karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz.
‘TEKSTİL VE HAMMADDEDE ARTIŞ, İPLİK VE DOKUMADA DÜŞÜŞ’
Tekstil sektörü hakkında 2025 değerlendirmelerinde bulunan Eskinazi, “2025 yılında tekstil ve hammaddeleri ihracatı 9,4 milyar dolar olurken, bölgemiz 452 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirmiştir. Birliğimiz ihracatında pamuk ve örme kumaş artış gösterirken, iplik ve dokuma kumaşta düşüş yaşanmış, halı ihracatı ise sınırlı artışla seyrini korumuştur. Artan enerji, işçilik ve finansman maliyetleri ile kur-enflasyon dengesizliği, tekstil sektöründe istihdam kaybı, kapasite düşüşü ve üretimin yurtdışına kaymasına neden olmuştur. İstihdam desteklerinin artırılması olumlu olmakla birlikte, sektörün düşük faizli finansman ve daha güçlü yapısal teşviklere ihtiyacı devam etmektedir” diye konuştu.
‘UZUN VADELİ PLANLAMA VE SANAYİ GÜÇLENDİRME ŞART’
Türkiye’nin yapısal sorunlarına değerlendiren Eskinazi, “Türkiye’nin en büyük sorunu, öngörülebilirliğin zayıflamasıdır. Öngörülebilirliğin olmadığı yerde uzun vadeli plan yapılamaz, yatırım ertelenir, risk alınmaz. 2025 yılı verileri, mevcut koşulların geçici değil, yapısal riskler taşıdığını göstermektedir. 2026 yılına girerken şuna inanıyoruz: Üretimi merkeze alan, uzun vadeyi ödüllendiren, risk alanı koruyan ve sanayiyi güçlendiren bir yaklaşım mümkün ve gereklidir. Aksi halde 2026, birçok sektör için dayanıklılığın zorlandığı bir yıl olmaya devam edecektir” dedi.
‘ENFLASYON, KUR VE EMEK YOĞUN SEKTÖRLER 2026’DA RİSKTE’
2026 yılına dair öngörülerini anlatan Eskinazi, şunları söyledi:
İhracatçılara ışık tutması açısından, 2026 yılında yürütülen ekonomik program çerçevesindeki beklentilerimiz ise; Para politikasında sıkı duruşun, TCMB’nin temel politika aracı olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı üzerinden sürdürüleceğini, yüzde 38 oranında mevcut olan faizlerin görece enflasyona göre yüksek kalacağını, Türk Lirası’nın reel değerini ise korunmaya devam edeceğini öngörüyoruz. Nominal faizlerin enflasyon üzerinde kalacağını ve pozitif reel faizin ve Türk Lirası carry tradenin devam edeceğini düşünüyoruz. Enflasyonla mücadelede 2025 yılında olduğu gibi 2026 yılında da değerli Türk Lirası beklentimizi koruyoruz. USD/TL kurunun değer artışının enflasyonun 2026 yılında yüzde 30’lu seviyelerden yüzde 24’lü seviyelere düşüş beklediğimizden ötürü, enflasyondaki artıştan daha düşük bir artışla beklentimizi korurken EURO/USD paritesinde ise EURO lehine hareket beklerken, Euro bölgesine ihracat yapanların daha karlı olacağını düşünüyoruz. Fakat sepet kurda yüzde 20-25’den daha fazla artış beklemiyoruz. İhracatçının 2026 yılında kurdan dolayı yurtdışı satış gelirlerinde enflasyon üzerinde bir artış beklemiyoruz. Karlılık için, üretim maliyetlerini düşürmek yine burada tek seçenek olarak kalıyor. Makro ihtiyati tedbirlerde bir gevşemeyi henüz görmemekle birlikte, kredi kanallarında bir rahatlama da beklemiyoruz. USD bazında kredi kullanımının 2026 yılında da devam edeceğini düşünüyoruz. Emek yoğun sektörlerdeki sıkıntıların devam edeceğini öngörüyoruz. Sıkı para politikası duruşun, enflasyonun gidişatı kadar, TCMB rezervlerinin de belirleyici olduğunu göz önünde bulunduruyoruz. Enflasyon muhasebesinin 2026 yılında altın/gümüş/kuyumculuk dışında kaldırılmasının, şirketlerin genel olarak daha fazla vergi yüküyle karşı karşıya kalacaklarını ve vergi sonrası karın düşeceğini düşünüyoruz. TCMB para politikasının sıkı, kamu maliyesinin ise nispeten daha gevşek olmasını, bütçe üzerinden genişlemeci maliye politika patikasının genişleyerek devam edeceğini düşünüyoruz. 2025 yılında tarımdaki üretim düşüşünün enflasyon üzerinde ciddi risk yarattığını, konut ve gıdanın 2026 yılında enflasyon üzerinde yine önemli bir belirleyici olacağını, bunların da para politikasıyla çözülemeyeceğinin görülmesi gerektiğini hatırlatmak isteriz.
‘ÜRETİM, YATIRIM VE CESARET YILI OLSUN’
Eskinazi son olarak yeni yıl mesajlarını ileterek, “Sorunları görmezden gelen değil, sahadaki gerçekleri dile getiren bir duruşu benimsiyoruz. İhracatçımız bugüne kadar büyük fedakârlıklar yaptı. Ancak bu fedakârlığın sürdürülebilir politikalarla desteklenmesi artık zorunludur. Bu zorlu süreçte üretmeye, ihracat yapmaya ve ülkemize değer katmaya devam eden tüm ihracatçılarımıza, EİB çatısı altında özveriyle çalışan Genel Sekreterliğimize, Katılımları için siz değerli başkanlarımıza ve basın mensuplarımıza teşekkür ediyorum. 2026 yılının; üretenin ödüllendirildiği, yatırım yapanın cesaretlendirildiği, beklemenin değil harekete geçmenin yılı olmasını diliyorum” dedi.




