Bazen hayalperest olduğumu düşünüyorum. 'Hayalperest' kelimesinin sizler için ne anlam ifade ettiğini bilmiyorum. Bazılarınız için belki kötü, anlamsız, gereksiz bile olabilir. Ama nedense benim hayatımda 'hayalperest olmanın' çok büyük yeri ve önemi var. Hani insan hayal ettiği müddetçe yaşar diye bir söz vardır ya, benimkisi de bunun misali... Hayal ediyorum ve kısa bir süre sonra –tabiki çok kısa değil- gerçekleşiyor. Hatta bu olaylar olurken, her şeyin nasıl denk geldiğine ben bil hayret ediyorum.
Bundan iki yıl önce İllinois Üniversitesi'ne altı aylığına kalmak için ABD'ye gidiyorum. Malum yolculuk çok uzun ben de yol boyunca bol bol film seyrederek vaktin geçmesini sağlıyorum. Film seçimi sırasında Steve Jobs'ın yaşamının anlatıldığı bir film buldum ve hemen merakla izlemeye başladım. Seyrettikçe etkilendim, izledikçe heyecanlandım ve film bittiğinde 'işte böyle bir üniversite istiyorum' dedim içimden. Bilmiyorum içinizde Steve Jobs 'ın hayatını okuyan yada bu filmi seyreden kaç kişi var? Film onun gençliğinden bugünkü başarısına kadar geçen bütün günleri anlatıyor. Standford Üniversitesi'nde okurken, bulduğu iş fikirlerini nasıl paylaştığını görebiliyorsunuz. Onun bu fikirlerini neler olduğu benim için pek önemli olmadı filmde, ama fikirlerin nasıl paylaşıldığı daha dikkat çekiciydi.
Gözünüzün önüne lütfen bir üniversite amfisi getiriniz. Normalde amfiler de yukarıya doğru yükselen koltuklarda kimler oturur, hocalar dersi nerede verirler? Şüphesiz herkesin cevabı burada tek tiptir. Yukarıya doğru tırmanılan koltuklarda 'öğrenciler', en aşağıda kürsüde ise 'öğretim üyeleri' dediğinizi duyar gibi oluyorum. Ama işte burada yanılıyorsunuz. Üniversite- sanayi iş birliğini kurmaya yönelik yapılan bu çalışma ortamında, koltuklarda 'sanayiden gelen kişiler' otururken, kürsü de 'öğrenciler' kendi buluşlarını anlatıyorlardı. Yani, çok basit bir ifade ile üniversitede okuyan öğrenciler eğer ki 'iş fikirleri' yada 'buluşları' var ise buraya müracaat ediyorlar. Belirli günlerde toplanılan bu oturumlarda sanayiciler gelerek bu fikirleri dinlemekteler ve eğer fikri beğenirlerse bu projeyi satın almak için öğrenci ile bağlantı kurmaktaydılar.
Bu muhteşem ortamı görünce sanayi- üniversite odaklı bir kişi olarak gözlerim parladı. Bu gördüklerimi muhakkak kendi üniversitem de gerçekleştirmeye karar vermiştim. Bu etkilendiğim özel görüntüyü, sık sık dile getirdim her konuştuğum ortamlarda…
Çünkü, ülkemizde 'sanayi- üniversite' iş birliğini sağlamaya yönelik çabalar olsa bile başarılı olunamamasının en önemli nedenlerinden birisinin doğru yöntemlerin uygulanmaması, bu konuda çalışan kişilerin doğru kişiler olmaması gibi nedenler olduğunu biliyordum. Bu da doğal olarak beni üzüyordu. Sanayi de eğitimler verirken, gördüklerim ile üniversitede ders anlatırken verilen derslerin ne kadar farklı ve yetersiz olduğunun da farkındaydım.
Öğrencilerin zaten 'iş fikirlerini' dile getirmeleri yada bu fikirleri proje haline getirme de bile zorluk çekiyorlardı. Anlatıyordu öğrenci, böyle yapılabilir, şöyle uygulanabilir diye. Ama sonra siz 'haydi uygula, haydi başla' dediğinizde, ne yapacağını bilemiyordu. Bu ne yazık ki, sadece bizim üniversite öğrencilerinin değil, Türkiye'de yaşayan pek çok kişinin de hayatının bir parçasıydı.
Birkaç ay önce Endüstri Mühendisliği'nden bir hocamız beni aradı. 'Girişimcilik' konulu, üniversitemiz öğretim üyelerine eğitim verip- veremeyeceğimi sordu. Bu soru ile başlayan dostluk, 23 Mayıs'ta yapılan ve üniversitemizde bir ilk olarak yapılan etkinliğin de temellerini atmış oldu. Interdisipliner çalışmayı çok seven birisiyim. Yani bir kimyacının, bir iletişimcinin, bir plastik cerrahın, hatta bir tarihçinin yada pazarlamacının bir arada çalışması gerektiğine inanırım. Bir konuya ne kadar farklı pencerelerden bakarsanız o kadar güzel görme imkanınız olacaktır.
Benimkisi de böyle bir arayışın belki de son birikimi oldu. Endüstri Mühendisliği, Makine Mühendisliği, Malzeme Mühendisliği, Biyoloji, Kimya, Uluslararası Ticaret derken birden proje akınına uğradık. İş Fikri Yarışması için müracaat eden öğrenci sayısı 60'ı geçtiğinde, çok başarılı projeler yazılmamış olsa bile insanların içindeki bu arayışa bir ses verme imkanını bulduğumuz için muhteşem mutluyduk. Öğrenciler bana mailler yazıyor, moral istiyor, cesaret toplamaya çalışıyorlardı. İş Fikri Yarışması'nın günü gelmeden bir hafta önce projelerini göndermişler. Bu projelerin 'para edip- etmediğini' merakla bekliyorlardı. Önemli olan iş dünyasının istediği, verimlilik, karlılık, etkinlik boyutlarında maliyet avantajı yaratabilmekti. Yaratıcı olmak gerekiyorsa; olacaklardı. Yenilikçi olmaları gerekiyorsa; olacaklardı.
Toplamda 20'den fazla iş dünyasının sahipleri, sivil toplum örgütlerinin başkanları, melek yatırımcıların ve fabrika müdürlerinin bulunduğu jüri önünde bu projeleri sunmak öyle kolay da değildi. Yarışma sırasında, bu öğrencilerin 'takım elbiselerini' giydiklerini gördüğümde, o traşlı- temiz yüzlerini gözlemlediğimde 'olması gereken ortam bu olmalı' diyerek, iyi ki hayallerimin peşinden gitmiştim, öğrencinin kendini kanıtlamasına yardımcı olabildiğim, iş fikirlerini hayata geçirmek için çabaladıkları günümüz ortamında bu öğrencilere mentorluk yada koçluk yapmanın ne kadar olumlu bir ortam yaratmış olduğunu gözlerimle gördüm. İlk 3'e giren projeler, işletmeler tarafından desteklenen projeler oldu. 3'e girmeyen projeler arasında jürilerin öğrencilerin yanlarına gelerek onları tebrik etmelerinin, ya da projeleri ile olumlu yorumda bulunmalarının bir sanayi- üniversite iş birliğinde ne kadar etkili olduğuna bir kez daha tanık oldum.
'Hayallerim ve Ben' diye başlamak size belki komik gelebilir ama, tam 2,5 yıl önce bu hayali görmüştüm. Şimdi beklemenin semeresini görüyorum. Sabredince geliyor bazı avantajlar. Sorun olan konular bile, niyetlenince sana kapılarını açıyor, bilinmezden kurtarıyor.Kısacası, 'iş fikri yarışması'; CBU'de gerçekleşen bu tür aktivitelere yönelik ilk uygulama.. Daha iyi yapılabilir miydik? Şüphesiz EVET... İyi de biz daha dün başladık, durum bakalım beş yıl sonra nerede olacağız.
'Başarı, hayal, niyet, sabır, tutku'; her halde 'başarının' arkasındaki temel fonksiyonlardır diyebiliriz…