Hastaneye giden bir vatandaş derdine derman bulmak için mi gider? Bir şey satın almaya mı gider?
Yada; kamu yada, özel hastanelerin önceliği para kazanmak mıdır? Sağlık hizmeti vermek midir?
Gün geçmesin ki Sağlık Bakanlığı yeni bir uygulamaya imza atmasın.
663 Sayılı KHK (Kanun Hükmünde Kararname) ile Sağlık Bakanlığı; İl Sağlık Müdürlüğü, Halk Sağlığı İl Müdürlüğü ve Kamu Hastane Birlikleri Genel Sekreterlikleri olarak, üçe bölünmüştü.
Konumuz Kamu Hastane Birliklerinde 90 Gün uygulaması. Yani 90 Günlük bir planla Hastanelerde yeni uygulamaları kapsayan bir çalışma. Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki, bir sivil toplum kuruluşu olarak Çalışanın ve Vatandaşın lehine olabilecek her türlü yeni uygulamanın yanındayız, destekçeyiz.
Ancak, öyle uygulamalarla karşılaşıyoruz ki, isyan etmemek mümkün değil. 90 Gün uygulama talimatı içerinde Çalışanın ve Hastanın memnuniyeti il ilgili yapılması planlanan anket, emzirme odalarının kullanılır durumda olması gibi bazı olumlu talimatlar var.
Bazı talimatlarda var ki, hangi akıl ve mantıkla izah edilebilir bilemiyorum. En çarpıcı ifadelerden bir tanesi bizim yıllardan beri ifade ettiğimiz, ancak Sağlık Bakanlığının bir türlü kabul etmediği hastanın MÜŞTERİ olarak görülmesi gerçeği.
90 Gün uygulamasında ilk kez hasta resmi ağızlardan MÜŞTERİ olarak ifade ediliyor. Hasta MÜŞTERİ olamaz, olmamalı. Hasta müşteri olursa, hizmeti sunanın önceliği Hastaya sağlık hizmetini en kaliteli şekilde vermek olması gerekirken, hastadan para kazanma endişesi ön plana çıkar.
Bugün hem özel sektörde, hem de kamuda olduğu gibi. Bunun yansıması da, hastadan fazla tahlil, tetkik, film istemekle olur, gereksiz yapılan ameliyatlarla olur. Devlet eliyle verilen sağlık hizmetlerinin tarifinde hastanın MÜŞTERİ olarak nitelendirilmesi kadar acı bir durum olamaz. Üç gün sonra hastanelerimizde esnaflarımızda gördüğümüz 'MÜŞTERİ DAİMA HAKLIDIR' tabelasını görürseniz şaşırmayın.
Bir diğer talimatta Personel tuvaletiyle hasta tuvaletlerinin birleştirilmesi.
Hastaneler Sağlık Hizmeti veren kurumlardır. Hastanelere gelen vatandaş vergi yatırmaya, bankacılık işlemleri yapmaya gelmez. Hastanelere rahatsızlığı olan hasta vatandaş gelir. Hasta vatandaşta, bulaşıcı hastalıklar (Hepatit C, AIDS, vb) olabilir. Hasta kemoterapi ilaçları alıyor olabilir. Bu talimatları yayınlayan yetkililer yada akıl hocaları bunları bilmezler mi ki, böyle talimat yayınlarlar. Tüm mesaisini hastayla harcayan sağlık personeli bu kadar mı değersizdir. Bu uygulamada ya cehalet, yada art niyet aramak gerekir.
Bir başka uygulamada hastane giriş ve çıkışlarında gelen hastaya, -müşteriye- hoş geldiniz diyerek hal hatır sorma, hastaneden çıkan müşteriye de güle güle yine bekleriz, diye karşılama ve uğurlama talimatı. Ne diyelim ki Koyun can derdinde, Kasap mal derdinde. Siz merak etmeyin sağlık çalışanları gerekli ortamda zaten hoş geldiniz de diyor, geçmiş olsun da diyor.
Yine başka bir maddede hastane idarecileri haftada bir hastayı evinde ziyaret ederek memnuniyetlerini ölçecek. Neresinden bakalım, iş yükünün içine gömülmüş olan idarecilerimizin zaman kaybına mı, giden idarecilerin güvenlik tedbiri alınmadan yaptıkları ev ziyaretlerine mi?
Sözün özü; 663 Sayılı KHK ile sözleşmeli çalışan Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterlerimizden en alttaki uzmanlarımıza kadar tüm çalışanlar kıskaç altına alınmış durumda. Kamu Hastaneleri Kurumu Başkanlığında üç beş kişi, kimseye, hiçbir sivil toplum kuruluşuna sormadan – Memur Sen'e soruyorlarsa bilmem- yaptığı uygulamalar hem idarecilerimizi hem de çalışanlarımızı zor durumda bırakıyor.