CHP’ye yönelik “mutlak butlan” kararı sonrası, Halkevleri’nden CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal hakkında dikkat çeken bir açıklama geldi. Halkevleri, Sarıbal’ın “mutlak butlan” kararını destekleyen grupla birlikte hareket ettiğini belirterek, kendisini “Saray iktidarının işbirlikçisi” olmakla suçladı ve üyeliğiyle ilgili ihraç sürecinin başlatılacağını duyurdu.
Açıklamada, Sarıbal’ın geçmişte köylülerin, tarım emekçilerinin ve yaşam savunucularının mücadelelerinde Halkevleri ile birlikte hareket ettiği belirtilirken, son süreçte aldığı pozisyonun kabul edilemez olduğu ifade edildi.
Açıklama şu şekilde:
“Mutlak butlan” kararı ve CHP Genel Merkezi önünde yaşananlar, fiili olarak var olan durumun simgesel ifadeleridir. Saray iktidarı, CHP’nin kurucusu olduğu devlete CHP’yi fiilen kapattıracak ölçüde yeni bir biçim vermiştir ve etkin muhalefet odaklarını etkisiz hale getirip kendisine uyumlu bir şekilde yeniden inşa etmeyi hedeflemektedir. Daha yakın zamanda “İç cephe tahkimatı” hedefinden boşuna bahsetmediler. Bahçeli’nin CHP’ye “Saraçhane’den çıkıp Ankara yolunda” siyaset yapması gerektiğini “tavsiye” etmesi de boşuna değildi. Sendikaların ve meslek örgütlerinin içinin boşaltılması, bürokratik yöneticilerle teslim alınması, icazetli alanlara sıkıştırılması boşuna değil. Kayyumlar, seçim iptalleri ve son olarak “Butlan” kararı… Bunların hepsi, emperyalist-kapitalist sistemin ihtiyaçları doğrultusunda halkın en temel toplumsal-siyasal haklarını tasfiyeye yönelen ve halkın bu tasfiye karşısındaki direnme kapasitesini engellemeyi hedefleyen Saray iktidarının özel saldırı programının parçalarıdır. İktidar, halkın isyan ve direniş eğilimlerinden beslenen muhalefet dinamiklerini mümkünse bastırmayı, değilse kontrol altında tutmayı amaçlamaktadır. Yerel seçimlerde en yüksek oyu almış, düzen dışı hedefleri olmayan bir parti dahi, Saray’ın istediği kalıba girmediği ve halkta biriken öfkenin sandıktaki adresi haline geldiği için bu saldırıların hedefi olmaktadır.
Saray’ın saldırı programı emperyalizm ve sermaye desteklidir
Saray’ın saldırı programının esas temelini ise egemen sınıfların emperyalist merkezlere bağımlı ve onların ihtiyaçları doğrultusunda Türkiye’yi emperyalist hâkimiyet planlarının ve uluslararası sömürü zincirlerinin bir halkası olarak konumlandırma hedefidir. NATO zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanan Saray iktidarı, ABD’nin ve Batı Avrupa’nın Karadeniz, Kafkasya, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki hakimiyet planlarına hizmet edecek yeni kolordular ve donanmalar kurmak üzere görev almıştır ve NATO ilişkileri çerçevesinde hizmet ettiği emperyalist güçlerin diplomatik, politik ve finansal desteğini arkasında bulmaktadır. 19 Mart 2025 ve 21 Mayıs 2026 operasyonlarının her ikisinin de Erdoğan-Trump görüşmelerinin akabinde gerçekleşmesi tesadüf değildir. Erdoğan’ın “Türkiye’yi çok uluslu şirketler için bölgesel yönetim merkezi olarak konumlandırmak için yoğun çaba sarfediyoruz” ifadesi de bir başka göstergedir. Bu hedefin somut karşılıkları bellidir: Türkiye’nin ticari bir geçiş hattı, ucuz emeğe dayalı bir üretim üssü haline gelmesi, doğal kaynaklarının maden ve enerji şirketlerinin yağmasına açılması, temel hakların uluslararası tekellerin kârlılık alanı haline gelmesidir. Bu tablo içinde halk, yoksulluk ve güvencesizlik kıskacında ve her türlü ekonomik-siyasal katılım ve itiraz hakkından soyutlanarak yaşamaya zorlanmaktadır.Saray sınırları çizilmiş, kontrollü muhalefet istiyor
Bu saldırı programının hayata geçirilmesi ve sürdürülebilmesi için, egemen sınıflar açısından iktidar kadar muhalefetin niteliği de belirleyicidir. Programı sekteye uğratabilecek her muhalefet tasfiye edilmek zorundadır. Sınırlarını egemenlerin çizdiği, iktidarla değil kendi kendisiyle uğraşan, kontrollü bir muhalefet yaratmak, bir isyan bastırma rejimi olarak faşizmin işleyiş mantığının doğrudan sonucudur. Dolayısıyla yaşananlara karşı geliştirilecek her refleks, faşizme karşı mücadele bağlamında ele alınmalıdır. Halkevleri, 19 Mart operasyonu sonrasında da “Butlan” kararı açıklandıktan sonra da meseleye bu doğrultuda yaklaşmış, faşizme karşı mücadelenin gereklilikleri dışında bir kaygı ve beklenti taşımadan aktif tavır almıştır. Çünkü yaşananlar göstermiştir ki, sandık hedeflerine ve düzen sınırlarına sıkışmış bir mücadele hattının başarı şansı yoktur. Esas olan, Saray iktidarının karşısına dikilecek direnişçi çizgi ve halkın isyancı hareketidir.Tek seçenek, tek yol halkın direniş ve isyanıdır
Bu gerçeği ve iktidarın karakterini bilen, tam da bu yüzden “Mısır’daki Tahrir Meydanı’nı izlediğiniz gibi TV’den izlersiniz” diyerek faşizmin saldırganlığı karşısında halkın isyancı dinamiğine başvurmaktan söz eden Özgür Özel, böyle bir mücadeleyi hayata geçirmekte geciktiği her dakika “Butlan” sonucunun önlenebilirlik imkânını kaçırmıştır. Elbette burada kişisel niyetlerden bağımsız, yapısal bir durum söz konusudur. Özel’in takıldığı nokta, düzen siyasetinin sınırlarıdır. CHP’nin pozisyonundaki kararsızlığın tarihsel, sınıfsal, toplumsal nedenleri vardır. En nihayetinde, emekle sermayeyi uzlaştırmaya dönük, halkı basit anlamda parti sempatizanı ve seçmene indirgeyen bir siyaset tarzı, halkın sermayeyi ürkütecek şekilde harekete geçmesine mesafe koyacaktır. Ancak halkın bağımsız örgütlülüğünden ve militan doğrudan eyleminden başka bir seçenek de iktidarı durdurabilecek ve geriletebilecek güçte değildir. Bugün CHP’ye yönelen saldırıya faşizme karşı mücadele bağlamında karşı çıkmak, bunu halkın örgütlenme ve direniş eğilimlerini geliştiren, genişleten ve kendi bağımsız hattında ilerleten bir tarzda ele almakla mümkündür.Halkın her düzeyde haklarına saldıran, iradesini gasp eden bir iktidara karşı mücadele, farklı alanlardaki hak mücadeleleri arasında bağ kurmayı gerektirir. Yoksulluğa ve güvencesizliğe karşı mücadele, aynı zamanda yargının siyasal bir araç olarak kullanılıp halkın üye olduğu partinin yönetimini belirleme hakkının dahi gasp edilmesine karşı mücadeleyle bir olarak ele alınmalıdır. Bu durumu teyit eden bir örnek olarak, Cumhurbaşkanlığı kararıyla faaliyet izni iptal edilen Bilgi Üniversitesi’nde akademisyenlerin ve üniversitelilerin ortak direniş kararlılığı, iktidara geri adım attırmış; hak kazandırıcı tek geçerli çizginin direniş çizgisi olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Temel kavga halk ile Saray arasındadır
CHP Genel Merkezi’nin polis zoruyla boşaltılması, parti içi bir anlaşmazlığın uzantısı değil, Saray’ın halkı örgütsüz, savunmasız, siyasetsiz bırakmaya yönelik bütünsel saldırı planının bir parçasıdır. Bu durum, hem iktidar hem de toplumsal muhalefet açısından bir dönüm noktasıdır. Mesele ne CHP meselesidir ne de CHP içi rekabet meselesidir. Meselenin temelinde, halk ile Saray arasında çelişkinin giderek derinleşmesi ve bunun karşısında iktidarın ülkeyi muhalefetsiz bırakma çabası yatmaktadır. Bu saldırı karşısında esas olan da halkın direnişidir.Saray’ın saldırı planlarına alet olanların aramızda yeri yoktur!
Daha önce köylülerin ve tarım emekçilerinin mücadelelerinde, doğa ve yaşam savunmasında omuz omuza verdiğimiz için GYK listemizde yer alan üyemiz CHP milletvekili Orhan Sarıbal’ın, dün yaşanan olaylar sırasında “mutlak butlan” kararını destekleyen grupla birlikte hareket ettiği görülmüştür. Saray iktidarının saldırılarının doğrudan ya da dolaylı parçası olmak tartışmasız “işbirlikçiliktir”; izahı, mazereti, kabul edilebilirliği yoktur.Bir demokratik kitle örgütü olarak Halkevleri’nin işleyişi, üyeliği ve kurullarının şekillenişi, mücadele ilkeleriyle hayata geçer. Mücadele ilkelerimizle çelişen hiçbir tutum, bu tutumları sergileyen hiçbir kişi Halkevleri’nde varlığını sürdüremez. Örgütümüz bu konuda gerekli süreçleri işletecek ve somut adımlar atacaktır.
Halkın hareketi için halkın örgütüne ihtiyaç var!
Bir kez daha altını çizmek gerekir: Saray iktidarına karşı sonuç alıcı mücadele, halkın kendi bağımsız çıkarları doğrultusunda en geniş hareket kapasitesi hedeflenerek ve “hayatı durduran” yöntemlerle mümkündür. Halkevleri, kendi örgütsel varlığını böyle bir direniş hareketinin inşasına vakfedecek, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirecektir. Bir halk örgütü olma özelliklerini geliştirmek, halkın hak mücadelelerini büyütmek, düzen siyasetinden hiçbir beklentisi ve çıkarı olmadan bağımsız bir hattın gerekliliğini vurgulayarak direniş çizgisini güçlendirmek, somut olarak atılması gereken adımlardır.Şimdi tüm odağımız, Saray iktidarına karşı direniş kararlılığını büyütmek ve faşizme karşı harekete geçmiş halkın bağımsız bir siyasal özne ve hareket olarak kendini ortaya koymasını sağlamaktır. Bu halk, kendi kaderini eline alacak ve kurtuluşun yolunu açacaktır. Çünkü Halk, Saray’dan büyüktür!




