Yokuş başına geldiğinde Bodrum'u göreceksin.
Sanma ki sen, geldiğin gibi gideceksin.
Senden öncekiler de böyleydiler
Akıllarını hep Bodrum'da bırakıp gittiler…
*Cevat Şakir Kabaağaçlı…
*1890 yılının oldukça güzel bir ilkbahar sabahıydı. Tarih 17 Nisanı gösterirken Girit'te tadına doyulmaz bir hava hakimdi. Yüksek komiser Mehmet Şakir Paşa'ya iletilen bir haber, mutluluğun haberiydi. Sağlıklı bir erkek çocuğunun olduğunu ileten ulaklara müjdelerini veren Paşa, eve doğru hızlı adımlarla ilerler. Haber mahalleye çoktan yayılmış ve mahalleli 'Ömürlü olsun Paşam' diyerekten mutluluğunu paylaşmaya başlamıştır bile… Eve geldiğinde nur topu gibi bir evladı kucağına alır ve çok sevdiği abisinin ismini kulağına fısıldar. O ilk kelimeler ile başlar hayat macerasına Cevat Şakir…
*İstanbul'da Robert Kolejinde lise öğrenimini tamamladıktan sonra yüksek öğrenim için İngiltere'de Oxford Üniversitesi Yeni Çağlar Tarihi Bölümüne istemeyerekte olsa girmeyi hak etti. Okuduğu kitaplardan olsa gerek her ne kadar tarihe ve mitolojiye olan merakı olsa da, içerisinde barındırdığı denizcilik tutkusu önüne geçemeyeceği şekilde içinde büyüdü. Deniz onun için hayattı… Doğduğu topraklar bu yangını iyice körüklemişti. Bu yüzden hep denizcilikle ilgili bir bölüm okumayı istese de makûs talihi onu tarih bölümüne itti. Okul bittikten bir süre sonra İstanbul'a geri döndü.
*İstanbul'da Resimli Ay ve İnci gibi dergilere yazılar yazdı, karikatürler çizdi. Zekeriya Sertel 'in çıkardığı Resimli Hafta isimli dergide Hüseyin Kenan takma adıyla yazdığı 'Hapishane İdama Mahkûm Olanlar, Bile Bile Asılmağa Nasıl Giderler' adlı öykü yüzünden Ankara İstiklal Mahkemesi'nde yargılandı ve Bodrum'da 3 yıl sürgün cezasına çarptırıldı. Bir buçuk yıl sonra cezası affa uğrayınca İstanbul'a dönmedi, çok sevdiği, aşık olduğu Bodrum'da kaldı. Aşk bu ya, denizler ona hep ilham kaynağı oldu. Yazmayı hiç bırakmadı. Çeviriler, araştırma yazıları, anılar, öykü kitaplarıyla gelecek nesile bir aydınlanma örneği oldu.
*Mesela günümüzdeki 'mavi tur' geleneğini başlatan insandır Cevat Şakir. Ama şimdikiler gibi değil! Öyle disko müzikleri, türlü içkiler falan yoktu. Çıkarlardı mavi yoluculuğa, yanlarına aldıkları peynir, su, peksimet, tütün ve rakı ile… Teknolojik malzemeler kesinlikle yok. Gazete bile… Amaç zaten hayat kalabalıklığından kaçmak ve medeniyetten uzak olarak kafayı dinlemekti. Bu dinlencenin içerisinde insanlar karşılıklı beyin fırtınaları ile dalgalanırlardı. Günlerce denizde kalırlar ve sadece acil ihtiyaçları temin etmek için karaya çıkarlardı.
*Bu güzel yaşamın geride bıraktığı birçok eserleri okuyup tanımak; mitolojiye, egeye farklı bir gözle bakmana sebep oluyor. 'Hey Koca Yurt' ve 'Merhaba Anadolu' isimli kitapları başucu kitabı olarak sahip çıkmamız gerekenlerden. Özellikle de çocuk kitapları 'Yol Ver Deniz' ve 'Gündüzünü Kaybeden Kuş' çocuğunuzun kitaplığına ekleyebilecekleriniz arasında.
*Yani kıssadan hisse Yokuşbaşı'na geldiğinizde, Bodrum'u gördüğünüzde, bir daha geri gitmek istemediğinizde aklınıza Cevat Şakir'i getirin. 20. yüzyılın en önemli edebiyat ve tarih kokan bu güzel insanın eserlerini okuyun, okutun. Belki de yazdıklarıyla sizi biraz olsun alır götürür bu kirli ve karanlık dünyadan…