çooooook heyecanlıyım!.. uzun zamandır takip ettiğim bir mecranın, cam kenarına oturmuş olmaktan ve manzaranın her halini kelimelere dökerek resmedecek olmaktan dolayı...’¶
burası izmir, burası ege... renklerin, denizin, doğanın, insanların ve duyguların birbirine aktığı içiçe geçtiği şehir. herkesin emeklilikte gelmeyi ya da dönmeyi istediği şehir.
onlar gelene ya da dönene değin, ben buradayım.
ev sahiplerine... bütün geleceklere ve geri döneceklere, şimdiden MERHABA!..
farketmişsinizdir, hemen hemen her şehirde; şehir içi otobüslerde, trende, metroda ve vapurda önce cam kenarlarına dizilir insanlar. haftada bir iki, karşı yakadan vapurla geçtiğim için bu yakaya,vapura ilk bindiğimde beni tebessüm ettiren bir görüntüdür bu. önce cam kenarlarına oturulur. buralar kaptırılınca, bu sefer de koridor kenarlarına... ama mutlaka kenara!
kıyılar yok.. köşeler yok.. sadece kenarlar var bu dünyada. bu dünyanın, kısa süreli yolculuklarına kenar süsleri olarak eşlik ettiklerini bilemeden... kenarları tutulunca, bir de ortada kuyu olmadığını bilen, arayı bulan yolcuları vardır, bu yolculuğun!.. bazen düşünmüşümdür, cam kenarındaki yeri hiç değişmeyen kişiler için; iskelenin kapıları açıldığında başlayan bir kısa mesafe yarışı mıdır, bizim hiç göremediğimiz!.. ya da erkenden gelinerek iskelenin kapısında mı konuşlanılır?.. yerini kaybetmemek, önemli birşeydir bu ülke'de!.. öyleyse, koltuğa yapışmak gerekmektedir!!!
yerin önemi, belki kişiye göre farklı anlamlar ifade etmektedir. benim için cam kenarı;
önümden, kontrolum dışında akıp giden hayatı, adeta bir sinema filmi gibi izlerken zaman zaman bu filmin içine girebilmektir!..
o yüzden, ben de cam kenarını kaptım, mutluyummm! bu kenar; vapurun, arabamın, otobüsün, metronun, uçağın, trenin ve hatta hayatın cam kenarını kapsayacaktır. önümden, içimden, bazen de yanıbaşımdan geçip gidiveren hayatın ve hayatların yansıdığı perde olmaya çalışacaktır, bu köşe!..
cam kenarına oturup da, ruh halleriyle mi alakalı bilemediğim, kenarın hakkını vermeyen insanlar gibi davranmamaya gayret göstereceğim. hep aynı yere oturmak istemeyeceğim. belli bir yerim hiç olmayacak benim, cam kenarında (peki hayatta?).. koltuğun arkasında, adım yazmayacak hiç bir zaman. sadece kimi zamanlar, gördüklerim karşısındaki; heyecanımın, şaşkınlığımın, hüznünüm izleri olan, duygularımı bırakabilirim koltuğa.. bilerek ve isteyerek.. tamamen paylaşmak isteğiyle...
benden sonra koltuğa oturan, tarif edemediği bir duygunun karşıkonulamaz aurası içinde bulacak kendini. bu da, benim hayatla oyunum olsun. tabi bazılarınız diyebilir, keyifli hãllere tamam da, hüzünlü hãllerin aurasını kim ne yapsın!.. kim ister?.. üzülmeyin, bu etki koltuktan kalkıldığı an dağılacaktır. tutunanlar ya da tutunmak istemeyenlere tutulanlar için, sonrasında her şey aynı olmayacaktır, tabi ki!..
işte bu kenar; cam kenarındaki koltuğa bıraktığım ya da oradan taşanlara dair benim sizle paylaşmak istediklerimi içerecektir. cam her zaman tarafımdan temiz tutulmaya çalışılacak, gerekirse toz bezi elimden düşürülmeyecektir. herşey daha net görüş açısı için!..
hoş geldim..hoş buldum..
* yazı boyunca dikkatinizi çekmiştir belki, gramer hatası olarak kabul edilecek bir şeyi ısrarla ve tercih ederek yapmış olmamdır. noktadan sonra büyük harften, hiç hoşlanmadım hayat boyu. hatta cep telefonumda bile, otomatik olarak gelen büyük harfleri sildim hep, elimden geldiğince...yazılarım, haykırmak istediğim anlar dışında, büyük harflere dönüşmeyecektir hiç!.. cezası neyse ödemeye razıyım. küçük harflerle, kimi zaman edeceğim büyük lafların da. henüz küçüğüm. bir gün büyümem tamamlandığında, kendime büyük harfler hediye edeceğim. gururla, hak etmiş olmamın iç huzuruyla, kullanacağım o zaman büyük harflerimi...bu konuda hassasiyet gösterebilecek kişiler içindi, bu notum. sürçügramer edeceğim, af ola!..