Mehmet, Mustafa, Hasan, Ali…
Halaylar çekip kınalar yaktık, öyle yolladık.
Kınalı kuzuların üçer beşer katledilişini hep birlikte kınadık.
Dün yine bundan önceki günler gibi,
Bi'kaç Mehmet şehit oldu!
Bi'kaç ana oğulsuz, bi'kaç çocuk da babasız kaldı.
Kimi acısını içine gömdü kimi haykırdıkça yüreklerimizi dağladı.
Sözün bittiği yerdeydik,
'Ve bıçak kemiğe dayandı' filan ama,
Ne sözler tükendi, ne ölümler…
Mayınlar patladı, mermiler yağdı.
Mehmet, Mehmetler öldü.
Hatta Mustafalar, Hasanlar, Aliler belki de…
Feryadı yükseldi anaların ve en masum gözyaşlarını akıttı çocuklar…
Bitmedi, bitmiyor, bitmeyecek!
Neden?
Sokağımızda mayın patlamadı.
Ama nedense kulaklarımız sağır…
Çok şükür, henüz kafamıza bir mermi de yemedik.
Ama tuhaf ki gözlerimiz kör!
Ne yazık ki duymuyor, görmüyor ve dönen dolapları an-la-ya-mıyoruz!
Bi'gün sizin sokağınızda da bi'mayın patlar,
Ve bi'mermi gün gelir size de toslarsa;
Bugün karşıdan baktığınız,
Kızdığınız ve sonra da unuttuğunuz o acı,
Günün birinde sizi de bulur, sizi de yakar!
'Sahi, dolap nerede dönüyor?' derseniz,
İşte karşınızda, tam karşınızda derim.
Televizyonda, radyoda, gazetelerde…
Beren'le Kıvanç hiç eksik olmuyor!
'Hani benim şehidim, hani benim Mehmedim?' derim.