Kış bu yıl iyice uzayınca, yeter artık, bahar gelsin yaz gelsin diye isyan ediyordum nicedir..
Galiba sonunda geldi bahar…
Galiba diyorum, çünkü havalar hala bir garip olabiliyor… Bir günden bir güne 15 derece fark edebiliyor…
Ama olsun, uzun ve bayağı sancılı bir kışın ardından en nihayetinde içim yine kıpır kıpır oldu…
Çiçek açmış ağaçlar, masmavi gökyüzü, yeşeren doğa sayesinde mutluluk hormonlarım tavan yaptı…
Her renk, pembe görünmeye başladı gözüme…
Hani şu 'Secret'çılar'ın dillerinden düşürmedikleri söylem var ya, ''karmam düzenleniyor, çakralarım açılıyor'' diye, işte ondan oluyor şu aralar bana…
Hava güzel, ben güzel…
* * * *
İstanbul Bakırköy'de oturduk uzun yıllar…
* * * *
İstanbul Bakırköy'de oturduk uzun yıllar…
Şanslıydım, bahçeli bir evin çocuğuydum…
Şanslıydım, kışın ardından baharın müjdesini her sabah bahçedeki değişikliklerle yaşardım…
Bir gün sümbüller çiçeklenirdi, diğer gün laleler… Onlarca erik elma şeftali ağacımız vardı…
Ağaçlardan ilk erguvan çiçek açardı, hemen ardından erikler, sonra da şeftali…
Güneş yüzünü gösterdi mi, rahmetli anneannem hafta sonları bahçede gözleme yapardı… Pazar menümüz gözleme ayrandı…
Böyle kaç pazar kaç bahar geçti hatırlamıyorum, ama çok güzel geçti o günler…
O kıymalı gözlemelerle ayranın tadı hala damağımdadır… Aynı tadı bir daha bulamadım hiçbir gözlemede hiçbir ayranda…
Ama sanırım yine de her şeye rağmen hala şanslıyım…
Bir bahar daha geldi… Bahçeli evim yok ama dairemin bir balkonunu bahçeye çevirdim… Şimdi her sabah işe giderken baharın müjdesini balkonumdaki değişikliklerle yaşıyorum…
Petunyalar, papatyalar, sardunyalar rengarenk açıyor, leylak çiçeklendi…
* * * *
Herkesin mutlaka neşeleneceği, içinin kıpır kıpır olacağı bir konu vardır bu bahar olayına ilişkin…
Mesela çevremde can eriği için 7 yaşına dönen arkadaşlarım var… Ya da koca bir tabak çilek ve kiraza ruhunu teslim edebilecekler, o derece yani…
Kimileri, börtü böcek diyip kırlara bayırlara koşar, kimisi de bünyesini iyot manyağı yapmak için deniz kenarına…
Bazılarına da 3 top dondurma yeter neşelenmesi için…
Beni ise baharın gelmiş olması düşüncesi bile mutlu ediyor…
Sabah işe gelirken havanın bahar gibi kokması, çimlerin otların çiçeklerin kokusu, tenime vuran sıcacık güneş, masmavi bir gökyüzü, akşam hala hava aydınlıkken iş çıkışı dostlarla iki tatlı sohbet… Ve daha bir sürü şey…
Nisan doğumlu olduğum için mi ne, baharı çok seviyorum…
Ancak ne yazık ki İzmir'de bahar göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor, ondan sonra da gelsin rakı-balık-roka üçlüsünün prim yaptığı, 'şıpıdık terlik, oynadık bittik'çilerin üç ayları….
Ve de hava sıcaklığının, derece ile ifadesinden ziyade; 'bunaltıcı', 'bayıltıcı' gibi tabirlerle ifade edildiği ve üstümüzdekileri neredeyse spatula ile derimizden sıyıracağımız günler…
Bu günlere az biraz daha var…
O yüzden diyorum ki, şu kısacık zaman diliminde bünyeyi ferahlatan konulara yönelin, içinize sindirin, doya doya yaşayın baharı…
Ve dua edin de baharın tadı kursaklarda hep pür neşe ile kalsın…