Yıllar boyunca yurt dışına gittiğimde, ister istemez gittiğim ülkeler ile kendi ülkemi kıyaslardım. Şüphesiz bu kıyaslamalarım yıllar içinde hızla değişti.1989 yılında çıktığım seyahatlerde, gittiğim ülkelerde 'ah, keşke burada gördüklerim ülkemizde de olsa' derken, zaman içinde 'aa, burada gördüklerimin aynısı ülkemizde de var' demeye başladım. Bu güzel bir duygu haliydi, çünkü insan yaşarken bazen çevresinde olanları tam olarak algılayamıyor. Ancak yurt dışına çıkınca, gözleri daha farklı gözlerle bakmaya başlıyor, hatta o ülkelerde daha 'milliyetçi' oluyorsun ve yorumlarında buna göre değişiyor.

Türkiye'nin, Avrupa ve Amerika'daki 'imajı' son yirmi yıl içinde, bana göre 'pozitif' yönde değişerek ilerliyor diyebilirim. İnsanoğlunun merakı her daim değişiyor. Benim de dünya görüşüm ve felsefem zaman içinde hızla değişiyor. Son yıllarda, dünya insanları arasında hangi ülkelerin 'bizi biz' yapan geleneklerimizle, düşünce tarzlarımızla uyum içinde olduğunu merak etmeye başladım….. Bu merakımı gidermek amacıyla da, ilk serüvenime, benzerliğine inandığım, Türki- Cumhuriyet ülkelerinden Azerbaycan'dan başladım.

Bakü'de kaldığı dört gün bana bir ülkenin nasıl yeniden yapılandırılabileceğini de gösterdi aslında....1992'de Elçibey'den sonra, 1993'de Azerbaycan'ın üçüncü Cumhurbaşkanı olarak seçilen Haydar Alirzaoğlu Aliyev, Sovyet Birliği'nin yüksek devlet adamı, Azerbaycan SSC'nin Bahçıvan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyet'inde doğdu. 1939'da Mimarlık Fakültesi, 1957'de Tarih Bölümü'nden mezun oldu. İrfan Ülkü'nün 'Kızıl Yıldızdan Hilale' isimli kitabında, Haydar Aliyev'in KGB'de ve Sovyetler Birliği yönetiminde devlet adamı olarak edindiği bilgi ve deneyimlerin Azerbaycan'ın ve Türk dünyasının yazgısında belirleyici rol oynadığını görmek mümkün.
Azerbaycan, 'petrol'e sahip ülkelerden olması nedeniyle, çok ciddi bir gelire sahip...Bu zenginliğin paylaşımı ülke vatandaşları açısından da çok önemli. Aliyev, ülkenin Cumhurbaşkan'ı olarak geldiği andan itibaren, Çin lideri Deng Xiaoping gibi, büyük bir 'yenilenme yatırımlarına' başlamış Bakü'de ve ülke genelinde… Bakü'ye girdiğinizde, sanki bir Avrupa şehrinde geziyormuş hissine kapılıyorsunuz, Paris'te, Roma'da, Madrid'de, Budapeşte'de..

Şehirde her yapı, hem tamir görmüş, hem de ışıklandırılmış. Kentsel dönüşümün ne demek olduğunu bu ülkede daha iyi anlayabiliyorsunuz. Sanki şehri yönetenler bundan yirmi yıl önce, ellerine bir kalem almışlar ve başlamışlar şehri adım adım çizmeye, planlamaya… Buraya köprü, buraya yeşil alan, buraya okul, buraya müze yapalım demeye...Şehre koyulacak heykellerin bile kime ait olacağı, Azerbaycan bayrağının nerede dalgalanacağı, modern binaların nasıl olacağı, eski binaların buna nasıl uyum sağlayacağı sanki tek tek belirlenmiş ve bunda sonra başlanmış ' modern bir şehir' haline getirilmeye..

Dur şimdi buradan doğal gaz geçecek, kazalım.., Yok şimdi telefon hatları bağlanacak sökelim sonra yeniden yaparız mantığını gütmeden, ustalarla ve şüphesiz 'paranın gücüyle', muhteşem bir şehir yaratmaya başlamışlar....Sokaklar, meydanlar sanki gelecek elli yıl sonrası planlanarak geniş tutulmuş ve buna göre yapılmış. Şehir adeta, turistlere geldikleri zaman sanki 'görsel bir şölen' sunuyor. Sahil şeridinde yapılan düzenlemeleri görünce, hayıflanıyor insan...

-Dünyanın çeşitli yörelerinden getirilen ağaçları görünce,

-Konserlerin yapıldığı platform yerlerinin bile daha önceden belirlenerek etrafının dört duvarla
çevrildiğini görünce,

-Bisiklet ve paten yolları, kafeteryaların yeri, çocuk oyun alanlarının , şehri daha rahat görmeye yönelik seyir tepelerinin 'peyzaj düzenlemelerinin' çok önceden planlanarak çözümlendiğini fark edince, biraz kıskanıyorsun. Bir yandan gurur duyuyorsun, bir yandan da 'doğrusu bu işte' diyorsun...

Bakü'de beni en çok heyecanlandıran duygu hali, her halde kendimi ülkemde geziyormuş gibi hissetmendi....Henüz şehrin yeniden yapılandırılmayan bölümlerinde gezerken, kendimi İzmir'de 'Gıda Çarşı' sında gezermiş gibi hissettim. Buradaki esnaf, ayni bizim ülkemizdeki gibi dükkanlarının önüne sattıkları ürünleri koymuşlar, müşteri bekliyorlardı. Yol boyunca gezdiğim dükkanlarda Türk markalarının satıldığını görmek büyük bir gurur kaynağıydı. Türkçe konuştukları için, Azerilerle anlaşmak çok zevkliydi. Bir mobilya mağazasına girdim, sanki Türkiye'de, 'İstikbal, Bellona' mağazasında mobilyalara bakıyordum. Buzdolabı almak istersen, Arçelik vardı, televizyon almak istersen de Vestel...
Aynı sokak üzerinde yürümeye devam ettiğinde, tekstilde başarılı olan bütün Türk markalarının bu ülkede satıldığını gördüm. Azeri dostlarımızın, Türk ürünlerini tercih etmeleri beni çok umutlandırdı ve sevindirdi.

Sohbet etmek; onları tanımak için en büyük avantajdı. Buradaki dostlarımızın büyük bir çoğunluğunun 'Türk Dizi'lerini seyrettiğini kaç kişi tahmin edebilir bilmiyorum ama Bakü'de her halde halkın yarısından çoğu, yıllardır Türk dizilerinin müptelası... Nasıl bizim ülkemizde, herkes Türk dizilerini seyretmek için her gece televizyon başına geçiyor, Bakü'de aile bireyleri de aynı saatte televizyon karşısına geçiyorlarmış. Hatta ilginç olanı, her aile üyesinin seyrettiği diziler de birbirinden farklı...Bakü'de son yıllarda gençler arasında, araba tercihinde 'jip tipi' arabaların tercih edilme nedeni ' Kurtlar vadisi' dizisiymiş. Kadınlar 'Hürrem'in Takıları' nı dikkate alarak secim yapıyorlarmış. Yolda giderken, müziği sonuna kadar açılmış bir araba görürseniz, bilin ki bir Azeri genci, Türk Pop sanatçılarının son çıkan şarkılarını dinliyor...

Bakü sokaklarında yürürken, birden 'Galatasaray Forması' giymiş bir çocuk görüyorsunuz, ona yaklaşıp hangi takımı tuttuğunu sorduğunuz da 'Galatasaraylıyım'diyor . Ne kadar gurur duyduğunu gözlerinden okuyorsunuz zaten...
Sanki küçük bir Türkiye burası...Azarbaycan'da gördüklerim beni umutlandırdı. Yıllar boyunca biz 'Avrupa'ya özenirken, şimdi Türki Cumhuriyeti'ndeki vatandaşlarımız, gardaşlarımız bizlere bakarak, model alıyorlar.
Bu garip bir duygu yarattı bende... Öncü olmanın dayanılmaz bir ağırlığını hissettim birden, bir Türk olarak, ülkesini çok seven birisi olarak...Türki Cumhuriyetleri'ndeki ülkelerle birlik sağlamak isteyen bir eğitmen olarak..
Bakü'de yasadıklarım, gelecek yıllar içerisince iyi yönetilirse, Türki Cumhuriyet'lerindeki kardeşlerimizle aramızda çok güçlü birlikler oluşturabileceğimizi bana gösterdi...Diğer yandan da Bakü'de tanıştığım Arkeolog ve Etnografya Enstitüsü Müdürü sevgili Safar Hüseyinoğlu Aşurov'un sözleri aklıma geldi. Bir rivayete göre, Atatürk yıllar önce : 'Bir gün, Sovyet Rusya dağılacak ve bizim muhakkak orada yaşayan Türki Cumhuriyet'indeki dostlarımıza sahip çıkmamız gerek' demiş. Aşurov, bana dönerek: 'Nerdeydiniz, bize neden sahip çıkmadınız?' dedi. İşte o anda, içim burkuldu, o anda 'tarihi bir sorumluluğumuzu' yerimize getirmediğimizi fark ettim.
Geçmişi irdeleyerek, sevgili Ata'mızın sözlerini düşündüm. Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev ve ailesinin ülkesi için yaptığı girişimleri takdirle karşıladım. Hüseyin Adıgüzel'in 'Zirve' isimli kitabında Aliyev'in ülkesi ve insanlık için yaptığı mücadeleyi anlatırken okuduğum her satır, onu gözümde daha 'değerli' kıldı. Kendi kendime düşündüm. İnsanları kendi içinde gruplara ayırdım. Bazı insanlar vardır; her canlı gibi doğar, beslenir, büyür ve ölürler.Öldükten sonra isimleri bile anılmaz. Yine bazı insanlar vardır, doğar beslenir, büyür ve kendi daireleri içinde bir şeyler yaparak ölüp giderler. Onlar, bulundukları daire içinde isimleri ile yaşarlar. Ama bazı insanlar vardır ki, onlar doğar, beslenir ve insanlık ailemi dairesi içinde, milletine ve insanlığa unutulmaz hizmetler verirler, isimleri geleceğe kalarak ölürler. Bütün insanlık ailemi onların isimlerini, öldükten sonra da yaşatırlar.
Bakü'de, Azerbaycan'da yaşadığım bütün güzellikler, dostluk gösterileri, dilimizin ve geçmiş tarihimizin bizlere sunduğu ortaklık ile, pek çok alanda hepimizin dünyaya, kardeşliğe bir 'borcumuz' olduğunu gösterdi. Yaşamda hiçbir şeyin 'tesadüf' değildir. Bu nedenle, hepimizin bu gerçekleri fark etmesi dileğiyle..