Akdeniz Üniversitesi, medikal firmalara olan 250 milyon liralık borcu nedeniyle faaliyetlerini durdurma noktasına gelince, tüm üniversite hastanelerinin ipliği pazara çıktı.

45 kamu üniversite hastanesi 'Borç batağındayız' diye haykırdı.

Sadece İstanbul'daki Çapa ve Cerrahpaşa hastanelerinin medikal firmalara olan borcunun 600 milyon lirayı aştığı ortaya çıktı. Üstelik bu borçlar da ancak 4 yıl gecikmeli ödenebiliyordu.

Yani, 2014 yılında bu hastanelere ilaç veya medikal malzeme veren bir firma, parasını ancak 2018'de alabiliyor.

İzmir'in güzide 2 üniversitesinin durumu da İstanbul'dakilerden farksız.

Ege Üniversitesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi de 2015 yılında aldığı malzemelerin parasını ancak bu yıl ödeyebiliyor.

Yani gecikme 3 yıl.

Büyük kutlamalarla 'SSK hastaneleri ile üniversiteleri birleştiriyoruz' denilerek yapılan 'Sağlıkta dönüşüm' bugün ne yazık ki 'Üniversitelerde iflas' noktasına geldi.

Üniversitelerin döner sermayeleri artık dönemez oldu.

Üniversitelerde para ödeyecek hal kalmayınca, geçtiğimiz hafta Bakanlar Kurulu bir karar alarak Maliye Bakanlığı'nın üniversitelere kaynak aktarmasını kararlaştırdı.

Haber, her yerde 'Müjde' başlığıyla duyuruldu. Ancak, Resmi Gazete'de detaylar yayınlanınca işin rengi de ortaya çıktı.

Resmi Gazete'de yayınlanan karara göre, yıllardır üniverseteden parasını almak için bekleyen bir firma, eğer hala parasını almak istiyorsa bu paranın bir kısmından feragat edecek.

Zaten 3-4 yıldır üniversite hastanesinden parasını alamamış olan firma, bir de yüzde 0.3 ile yüzde 27 arasında alacağından vazgeçecek.

Yoksa?

Yoksa para mara yok.

'Yok bekleyeceğim, paramdan feragat edersem batarım' derseniz ödeme listesinin en son sırasına gönderileceksiniz. Çünkü feragat etmeyenlerin ödemeleri 2018 yılında üniversitenin açtığı ihalelerin de ödemesi yapıldıktan sonra ancak ödenebilecek.

Bu da en az bir 3-4 yıl daha beklemeyi göze almak demek.

Yani;

Ya parandan feragat et ve imzala

Ya da parandan feragat et ve imzala.

Başka yol yok. Yani, 'Eller yukarı bu bir yasal soygundur'

Bu işin firmalar boyutu. Gelelim bir de işin üniversite kısmına.

Onların durumu firmalardan daha beter. Çünkü Maliye Bakanlığı bu parayı öyle bedelsiz falan da vermiyor. 'Sen bu parayı al, feragat eden firmalara öde. Sen de bana borcunu 60 ay vadeyle öde' diyor.

Bir ülke düşünün ki, Bakanlar Kurulu kararıyla, hastanelere ilaç ve sağlık malzemesi satan firmaları önce mağdur ediyor. Ardından 'yasal bir şekilde' soyuyor.

Yani, 'Devlet baba yok' diyor. Firmalara yaptığını bir de üniversite hastanelerine yapılar. Onlara da 'Sana para veririm ama bana geri öde' diyor.

Üniversite hastanesi kim? Devletin ta kendisi değil mi?

Bir baba borç batağındaki oğluna bunu mu yapar?

2015 yılı dolar ortalaması 2.72 tl

Aradan 3 yıl geçti ve dolar şimdi 4 lirayı aştı.

Şimdi soruyorum;

Yurt dışından ithal ettiği ilaç ve medikal malzemenin değeri 2 katına çıkmasına rağmen hala onun parasını alamayan yüzlerce belki de binlerce firma mevcut.

3-4 yıldır her ay büyük umutlarla üniversite saymanlığına giden, 'Parası ödenecekler' listesinde tam ismini görmüşken 'Sen önce o paranın bir kısmından vazgeç, sonra al paranı. Ya da bekle istediğin kadar' anlayışıyla karşılan bir firma ne yapar?

Ne mi yapar? 'Başta devlet dolandırıcı bir ben miyim salak' der ve malzemeleri gerçek değerinin 3-5 katına üniversitelere satar.

Ya da daha vahimi, SUT nedeniyle belirli fiyatın üzerine çıkamazsa, gider hiçbir bir işe yaramayan Çin malı kalp pilini, 3-5 yürümede kırılacak olan platini, hiçbir işe yaramayan kemoterapi ilacını üniversite hastanelerine satar. Ne doktorun ne hastanın ruhu bile duymaz.

Onun için sağlık şakaya gelmez.

Sağlıkta ticaret olmaz.

Bu ülkenin insanlarının sağlığı, herşeyden daha kıymetlidir.

Devlet babanın, gerçekten 'Devlet baba' olduğunu gösterme zamanı çoktan gelmiştir.