Sağlık deyince hemen hepimizin en hassas olduğu, daha doğrusu hassas olmak zorunda olduğumuz bir konu. Çünkü her şeyin başı sağlık. Sağlıklı olmadığımızda ya da ailemizden birinin yada bir yakınımızın sağlık sorunu olduğunda yaşamdan zevk almamız neredeyse imkansız. Bundan dolayıdır ki, millet olarak en hassas olmamız gereken konuların başında Devletin vatandaşlarımıza verdiği sağlık hizmetlerinin eşit, adil ve güvenilir olması gerekliliği.
Ak Parti iktidarı döneminde en fazla değişikliğe uğrayan hizmetlerden bir tanesi sağlık hizmeti sunumu. Her zaman ifade ettiğimiz gibi en isabetli karar SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devredilmesiydi. Vatandaş açısından önemliydi ve yerinde bir karardı. Personelin mağdur edilmemesi şartıyla bu kararın arkasında olduk.
Sağlıkta dönüşüm adı altında yapılan bu değişikliklerdeki son değişiklik Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile yayınlanan personel rejimi yasası. Öncelikle şunu vurgulamak isterim ki, KHK'ler hükümetin acil, önemli ve zorunlu durumlarda başvurması gereken bir yol. Ancak. bizdeki hükümetlerin özellikle Ak Parti iktidarının KHK çıkarma gerekçesi ise TBMM'ni devre dışı bırakmak.
Bu yöntem doğru değil. Sağlık Bakanlığı çatısı altında çalışan 400 bine yakın personeli doğrudan ilgilendiren Devlet Hastanelerinin özerkleşmesini, yani ticarethaneye dönüşmesinin yolunu açacak olan ve 2023 yılına kadar yurt dışından yaklaşık 100 bin doktor 200 bin hemşire ithal etmenin yolunu açacak olan bir kanun neden TBMM'de tartışılarak en doğru yol bulunarak çıkarılmaz ki?
Böyle önemli konularda CHP ve MHP milletvekilleri de görüşleri beyan etse, konu tartışılsa belki daha güzel sonuçlara ulaşabilirdik.
Tabi her şeyden önemlisi alınan kararlarda niyetin iyi olması. Gördüğümüz kadarıyla burada niyet iyi değil. Neden?
Çünkü Kamu hastane birlikleri yasasıyla öncelikle idareci personellerin, ardından tüm sağlık personelinin sözleşmeli personel olması için yol açıldı. Devlet Hastanelerimiz ve Eğitim Araştırma hastanelerimiz için üst yönetimler oluşturulacak, bir de genel sekreter. Örneğin ilimiz İzmir için düşünürsek (KHK'de bazı illerde birden fazla üst hastane birliği oluşturulabilir diyor) İzmir'de iki tane birlik oluşturulsun. Tabi bu durumda iki tanede üst yönetim olacak. Bu üst yönetim tam yetkili. Yani –her ne kadar bu gün ifade edilmese de- hastane açma, kapatma, devretme yetkileri olacak. Diyelim ki, yönetim yarın bir karar aldı. Alsancak Devlet Hastanesi'nin bulunduğu yer bakımından ulaşımda zorlanılan bir hastane bu hastanenin yerini şehir dışına çıkaralım dedi.
Bunu neden dedi? Alsancak Devlet Hastanesi'nin arsa değerinden dolayı. Urla Devlet Hastanesi'ni kapatalım ya da yerini değiştirelim dedi. Neden? Kimse duymasın da adaya da güzel otel olur düşüncesi oluşursa kim denetleyecek?
Karşıyaka Devlet Hastanesi'ne yıllardan bu yana hiçbir yatırım yapılmıyor. Karşıyaka bölgesinin yükünü hatta Bergama'ya kadar olan bölgenin yani küçük menderes havzasının yükünü çeken küçücük bir Devlet Hastanesi, Karşıyaka Bölgesine bölgeye hizmet verecek bir Eğitim Araştırma Hastanesine ihtiyaç var diye söyleye söyleye dilimizde tüy bitti. Yapılmadı.
Sayın Sağlık Bakanımız Recep Akdağ bir ara girişimde bulundu yapalım diye. Hatta 400 yataklı olsun diye. O bölgeye 400 yataklı bir hastane yapıldı ancak Devlet Hastanesi değil. Demek ki Karşıyaka bölgesine Devletin hastane yapmamasının bir gerekçesi varmış.
Yani Son personel rejimi yasasıyla yapılmak istenen Devlet Hastanelerinin ticarethane mantığıyla çalıştırılması. KHK'de başarısız olan yönetim istifa eder diyor. Başarının kriteri nedir? Vatandaşın sağlık hizmetini en iyi şekilde alması değil. Hastane birliğinin kasasının durumu. Yani ne kadar parası var? Ne kadar borcu var?
Sebep ne olursa olsun. Vatandaşın sağlığı üzerinden para kazanmak doğru değil. Özel hastaneleri bir yere kadar anlayabiliriz belki. Ancak Devlet Hastanelerini anlayamayız. Çünkü devletin asli görevlerinden bir tanesi de tüm vatandaşlarını eşit, ücretsiz ve kaliteli sağlık hizmeti vermesidir.