Ozan EKİZ / EGEDESONSÖZ – Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD) ev sahipliğinde “Su Konferansı”, İzQ Girişimcilik ve İnovasyon Merkezi’nde gerçekleştirildi. Konferansa Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) ve İzmir Ticaret Borsası (İTB) katkı sundu.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, kentte su kullanımına ve belediye politikalarına dair önemli açıklamalarda bulundu.

Whatsapp Image 2026 01 13 At 15.01.43 (3)

Oda başkanı tasarrufu anlattı: Kömür yakacaklarına battaniyeye sarılıyorlar
Oda başkanı tasarrufu anlattı: Kömür yakacaklarına battaniyeye sarılıyorlar
İçeriği Görüntüle

‘SU ALTI REZERVLERİ İLE İLGİLİ ÇALIŞMALAR YAPIYORUZ’
Başkan Tugay konuşmasının başlangıcında, su kaynaklarının azlığına değinerek, “Su konusunda Büyükşehir’in bakış açısını detaylı paylaşmanın önemine değinmiştik. Daha detaylı anlatmam daha önemli olur diye bir sunum hazırladık. Dünyanın bir suyu var. Dünyadaki suyun büyük bölümü denizlerde yer alıyor; insanın günlük yaşamında kullanabildiği tatlı su ise toplam suyun yalnızca yüzde 2,5’i ve son derece sınırlı, büyük ölçüde yer altında saklıdır. Bu veriler; suyu sınırsız değil, dikkatle korunması ve yönetilmesi gereken stratejik bir varlık olarak ele almamız gerektiğini açıkça göstermektedir. Dünyanın çoğu yerinde su altı rezervleri ile ilgili gerekli çalışmalar yok. Biz bu konu hakkında çalışmalar yapıyoruz, işe buradan başlamamız gerektiğini hocalarımız söyledi. Dünyanın her tarafı su gibi görünüyor ama kullanılabilecek su çok az” dedi.

Whatsapp Image 2026 01 13 At 15.01.45 (3)

‘GİDİŞATIN DURMASI ÇOK KOLAY GÖRÜNMÜYOR’
Su tasarrufu konusunda alınacak önlemlerin kolay olmadığını belirten Tugay, “İklim krizinden kaynaklı bozulmalar var, gerçi iklim krizinin sebebi de biziz. Suyun kullanımının artması var, sanayi var. Temiz suyu kirletiyoruz. İklim krizinden ve kullanımlardan dolayı suyun yavaş yavaş yok olduğu çok açık. Bu gidişatın durması da çok kolay görünmüyor. Tasarruf edeceğiz, deniz suyunu arıtacağız, başka ne yapacağız? Yapılan şeyler bir noktada yetersiz hale gelecek. Yine insanoğlunun aklı ve bilimle oluşturacağı şeyler bu krizi çözecektir” diye konuştu.

‘SUYU YÖNETEMEYEN KENTLER KRİZ YÖNETMEK ZORUNDA KALACAK’
Başkan Tugay, Türkiye ve dünyadaki su kaynaklarına değinerek, “Bugün dünya nüfusunun yaklaşık yarısı, yani yaklaşık 4 milyar insan, yılın en az bir ayında ciddi su kıtlığı yaşıyor. Bu, artık istisnai bir durum değil; küresel ölçekte yaygınlaşan bir gerçeklik. Küresel sıcaklık artışı 2 dereceye ulaştığında 800 milyon ile 3 milyar insanın, 4 derece senaryosunda ise yaklaşık 4 milyar insanın su kıtlığıyla karşı karşıya kalacağı öngörülüyor. Bu tablo bize şunu söylüyor: Su, yalnızca doğal bir kaynak değil; ekonomik istikrarın, toplumsal iyi olma hâlinin ve kentlerin dayanıklılığının temelidir. Kişi başına düşen yıllık yenilenebilir su miktarı 1700 metreküpün altına düştüğünde su stresinden söz ediyoruz. 500 metreküpün altı ise mutlak su stresi demek. 2015 yılında bu mutlak su stresi altında yaşayan ülke sayısı 25’ti; 2050’de bu sayının 45’e çıkması bekleniyor. Türkiye de bu risk kuşağının içinde yer alıyor. Bu nedenle su, kentlerin güvenliği ve geleceğiyle doğrudan ilgilidir. Bugün suyu yönetemeyen kentler, yarın kriz yönetmek zorunda kalacaktır. Bu tabloyu en ağır yaşayan bölgelerden biri Akdeniz Havzası” diye konuştu.

Whatsapp Image 2026 01 13 At 15.01.43 (2)

‘YAĞMUR YAĞSIN DİYE BEKLİYORUZ AMA SORUNLAR YAŞIYORUZ’
Akdeniz kentlerinin su ve iklim krizi konusunda yaşadığı sorunlara değinen Başkan Tugay, “Akdeniz kentleri için iklim krizi artık yavaş ilerleyen bir çevre sorunu değil. Su döngüsü bozuluyor, kuraklıklar uzuyor, yağış rejimleri değişiyor. Bugün Akdeniz Havzası’nda yaşayan her 10 kişiden 4’ü su stresi altında yaşamını sürdürüyor. Bu da bize şunu gösteriyor: Suyu yönetemeyen kentler, yalnızca çevresel değil; ekonomik ve sosyal krizlerle de karşı karşıya kalıyor. Üstelik iklim krizi sadece suyun azalmasıyla sınırlı değil. Daha fazla yağmur yağsın diye bekliyoruz. Ancak iklim değişikliğinin en görünür etkilerinden biri, aşırı ve şiddetli, afete dönüşen yağışlar. Ekim 2024’te Valensiya’da yaşanan sel felaketi, bunun en acı örneklerinden biri oldu. Bu tür olaylar artık ‘olağanüstü’ değil; yeni normalin bir parçası. İzmir’de de biz, sel riskine karşı altyapı yatırımlarıyla bu yeni iklim gerçekliğine uyum sağlamaya çalışıyoruz. Kordon hattı boyunca yaptığımız taşkın koruma bariyerleri, geçtiğimiz günlerde yaşadığımız yağış ve fırtınanın bir felakete dönüşmesini önledi. İşin gerçeği, iklim krizi aynı anda hem su kıtlığı hem de afet riski demek. Dirençli kentleri yaratan yerel politikalar artık bir seçenek değil, zorunluluktur” dedi.

‘İZMİR’DEKİ İKİ HAVZA SU SORUNU ÇEKİYOR’
Türkiye’deki havzaların yaşadığı su sorunlarını anlatan Başkan Tugay, “Peki Türkiye’de genel durum nasıl? Türkiye’de su meselesi artık tek bir kentin ya da idari sınırın sorunu değildir; havza ölçeğinde derinleşen, bölgesel bir yönetişim krizine dönüşmüştür. Bugün Türkiye’de su potansiyeli bakımından kesin kıtlık yaşayan 5 havza bulunuyor: Marmara, Gediz, Küçük Menderes, Akarçay ve Burdur havzaları. Su kıtlığı çeken beş havzanın ikisi İzmir’de. Özellikle Gediz ve Küçük Menderes, İzmir’i doğrudan ilgilendiren ve suyun stratejik biçimde yönetilmesi gereken havzalardır. Bu potansiyeli zorlayan en önemli unsur ise artan taleptir” ifadelerini kullandı.

‘SU KRİZİ BİREYSEL ALIŞKANLIKLARLA ÇÖZÜLMEZ’
Türkiye’de ve İzmir’de su kullanım oranlarına değinen Başkan Tugay, “İzmir’de Türkiye’ye oranla göre düşük olmakla birlikte tarım en büyük su tüketicisidir. Sanayide ise Türkiye ortalamasının üzerinde bir su tüketimine sahibiz. Bu tablo bize şunu söylüyor: Su krizi, bireysel alışkanlıklarla değil; tarım, sanayi ve kent politikalarının birlikte ele alındığı bütüncül bir dönüşümle yönetilebilir” dedi.

‘EN ÇOK SU TÜKETEN GIDA MADDELERİ, EN ÇOK DESTEK ALANLAR’
Tarımda su kullanımına dair detayları anlatan Başkan Tugay, “Tarım ve sanayinin tablolarında biraz derinleştiğimizde ilginç sonuçlar ortaya çıkıyor. Yem bitkileri, tahıllar, endüstri bitkileri, yağ bitkileri… Suyu en fazla tüketen tarımsal ürünler. Burada gıda için zorunluluk hâlinden çok daha dramatik bir durum yaşanıyor. Önemli bir tezatlıkla karşı karşıyayız. En yüksek su ayak izine sahip ürünler, aynı zamanda kamu destekleriyle en çok teşvik edilen ürünler arasında yer alıyor. Yani bir yandan su kıtlığından söz ederken, diğer yandan suyu en çok tüketen üretim desenini desteklemeye devam ediyoruz. Bu nedenle mesele, tarımı desteklemekten vazgeçmek değil; hangi ürünü, hangi havzada, hangi suyla desteklediğimizi yeniden düşünmektir. Geçtiğimiz günlerde İzmir’deki sulama kooperatiflerimizle bir araya geldik, sorunlarımızı birlikte değerlendirdik. İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak üreticimizin her zaman yanında olarak su sorununa da birlikte çözüm üreteceğiz; ürün deseninden üretime, lojistikten depolamaya suyumuza sahip çıkacağımız teşviklerimizi sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

Whatsapp Image 2026 01 13 At 15.01.43 (1)

‘ÇÖZÜM SANAYİYİ DURDURMAK DEĞİL’
Sanayinin su kullanımına dair detayları anlatan Tugay, “Diğer taraftan sanayide de benzer bir dönüşüme ihtiyaç var. İzmir’de suyu en çok tüketen sanayi sektörleri, aynı zamanda ekonominin omurgasını oluşturuyor. Çözüm, sanayiyi durdurmak değil; sanayide suyu akıllıca, verimli ve kapalı döngülerle yönetmek. Evsel kullanım ise önemli bir potansiyel barındırıyor” dedi.

Hanelerdeki su kullanım oranlarını değerlendiren Tugay, “Evsel atık suların yüzde 50–80’i gri sudur. Bu suların geri kazanımıyla, binalarda şebeke suyu tüketimini yüzde 40 ila 50 arasında azaltmak mümkündür. İçilebilir nitelikteki suyu her alanda kullanmaya devam etmek, su stresi yaşayan kentler için sürdürülebilir değildir” diye konuştu.

‘YANGINLARI SÖNDÜRÜRKEN KULLANILAN SU DA KAYIP KAÇAK OLARAK SAYILIYOR’
Gündemden düşmeyen kayıp-kaçak oranlarına değinen Başkan Tugay, “Verimliliğimizi artırmamız gerekiyor. Mevcut suyumuza sahip çıkmalı ve iyi korumalıyız. İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak 2024–2025 döneminde kayıp-kaçak oranımızı düşürmek için altyapı yatırımlarına odaklandık. Bir yılda 5,6 milyon metreküp suyumuzu kaybetmemiş olduk. İzmir, kayıp-kaçak oranında Türkiye’nin en iyi 5 şehri arasında. Bu konuda kendimizi geliştirmeye, işletme verimliliğimizi artırmaya devam etmeliyiz. Bu konuda çok konuşuluyor. İZSU dışında kimsenin hesaplama şansı yok. Şehre gelen su ölçülüyor, her saat ne kadar faturalandırıldığı toparlanıyor ve aradaki fark kayıp-kaçak oranı. Bazı kullanımlar saate tabi değil. Yangın hidrantlarında kullanılan su, şebeke suyu ve bu da kayıp-kaçak olarak sayılıyor. Yangınlarda kullandığımız sular da kayıp-kaçak olarak değerlendiriliyor. Kayıp-kaçak konusunda İzmir çok iyi durumda; yetmez ama çalışmalarımıza devam ediyoruz” açıklamalarında bulundu.

‘YENİ BİNALARDA GRİ SU SİSTEMİ ZORUNLU OLACAK’
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin başlattığı ‘gri su’ projesine değinen Başkan Tugay, “Burada sanıyorum en kritik ve toplumsal husus tasarruf. Gri su konusunda çalışmalar yapılıyor. Gelen suyu basitçe filtreleyip yeniden kullanmamız mümkün. Tasarruf, suyu akıllıca yönetmektir. İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak bu alanda somut adımlar atmaya başladık. Kendi tesislerimizde ve belediyemize ait binalarda hızlı bir gri su dönüşümü için çalışmalar yürütüyoruz. Lavabo ve duşlardan gelen suların sterilize edilerek yeniden kullanılmasını sağlayacak sistemleri devreye alacağız. Önümüzdeki dönemde, büyük ölçekli binalarımızın önemli bir bölümünde bu dönüşümü hayata geçireceğiz. Gri suyun yeniden kullanımıyla, binalarda şebeke suyu tüketimini yüzde 30 ila 50 arasında azaltmak mümkün. Burada bir başlangıç yapıyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyesi çatısı altında Gri Su Koordinasyon Ekibi kurduk ve bu deneyimin kent geneline yayılması için paydaşlarla iş birliği sürecini de başlattık. Bir taraftan teknik bir yöntem olarak nasıl uygulanacağı konusunda bir bilgi birikimi oluşturacaklar ve kültür olarak bunu anlatacağız. Yeni yapılan binalarda gri su sisteminin kurulmasını zorunlu hâle getireceğiz. Bu, yalnızca bir teknik çözüm değil; yeni bir su kültürü inşası. Bu kültürün şehrimizde yaygınlaşması için çalışacağız” dedi.

‘BARAJLARIMIZDA SULAR BİRİKMİYOR’
Kentteki barajlara değinen Başkan Tugay, “Yeni kuyular açıyor, mevcut kuyularımızı yeniliyor, altyapımızı daha verimli hâle getiriyoruz. Barajları konuşuyoruz ama barajlarımız boş. Tahtalı, Balçova var ama su yok. Gördes Barajı bizim için çok kritik ama yeterli yağış yok. Yeterli su da biriktiremiyoruz. Daha avantajlı barajlar var ve bunların yapılmasının düşünülmesi lazım” diye konuştu.

‘BULUT TOHUMLAMAYA DAİR ÇALIŞMALAR GERÇEKLEŞTİRDİK’
Başkan Tugay, sosyal medyada çokça gündeme gelen ‘bulut tohumlama’ sistemine dair adım attıklarını belirterek, “Tüm bunların yanında, iklim koşullarına uyum sağlayan yenilikçi çözümleri de gündemimize alıyoruz. Uygun koşullarda bulut tohumlama yöntemleriyle yağış potansiyelini değerlendiriyoruz. Bulut tohumlamadan bahsedebiliriz. Küçük bir deneyim dışında deneyim yok. Deneyimler genel olarak yüzde 25 oranında artırdığı söyleniyor. Üniversiteden rapor aldık. Henüz çalışmalara başlamadık. Deniz suyu arıtma konusunda DSİ ile çok uyumlu olmamız gerekir. Yetki olarak İzmir dışında yapılacak işler de var. İzmir’in su sorununu mutlaka bilmeli ve beraber plan yapmalıyız. Teknoloji ve inovasyona destek olan bir tavrımız olmalı” ifadelerini kullandı.

BAŞKAN TUGAY, DSİ’NİN YAPMASI GEREKENLERİ HATIRLATTI
Son günlerde gündeme gelen DSİ’nin kanunen yapması gerekenleri hatırlatan Başkan Tugay, “Bu nedenle su krizine karşı çözümü iş birliği üzerinden kuruyoruz. Bunun için İzmir’de, suya dair kararların ortak akılla ve bilime dayalı alınmasını sağlamak üzere İzmir Büyükşehir Belediyesi Su Kurulu’nu kurduk. Su Kurulu; il genelinde su kaynaklarının mevcut durumunu birlikte değerlendiren ve öneriler geliştiren bir yapı. Özellikle üniversitelerden uzman bilim insanlarının kurula dâhil olması ve yenilikçi katkıları yolumuzu aydınlatıyor. Sondaj ve kuyu sürecine dair izinler hızlandırılmalı.

Su altyapısına ilişkin görev paylaşımı nettir. DSİ su kaynağı sağlar, belediye bu suyu dağıtır. Büyük yatırımları DSİ yapar. Anayasada bu denge açıkça ifade edilir. DSİ barajları yapar, belediyeler suyu dağıtır. 1053 sayılı Kanun bu görev paylaşımını net biçimde tanımlar; büyük yatırımlar DSİ tarafından yapılır, yerel yönetimler protokollerle sürece dâhil olur. Anayasa da merkezi idare ile yerel yönetimler arasındaki bu dengeyi açıkça korur. Planlamayı, tasarrufu ve geleceği birlikte tasarlayıp birlikte kurmalıyız” dedi.

‘VALİLİK KURUMLAR ARASI KOORDİNASYONU SAĞLAMALI’
Başkan Tugay son olarak şu ifadeleri kullandı:
“Bu süreçte bize ve kamu kurumlarımıza da çok net bir sorumluluk düşüyor. DSİ başta olmak üzere tüm ilgili kurumların görevi; suyu sadece tahsis eden değil, havza ölçeğinde yöneten, riskleri önceden gören ve veriye dayalı karar alan bir yaklaşımı birlikte hayata geçirmektir. Valiliğimizin koordinasyonunda; kurumlar arası veri paylaşımının güçlendirilmesi, planların sahada karşılık bulması ve risklere karşı ortak hareket edilmesi artık ertelenemez bir zorunluluktur. Bizim beklentimiz açık: Aynı suyu paylaşanların, aynı gelecek için birlikte çalışması. Salma sulama ile suyu korumamız mümkün değil. Mutlaka damlama ve basınçlı sulama yöntemleri kullanılmalı. Valiliğimizin kurumlar arası koordinasyon kurması gerektiği kanaatindeyiz. İzmir dünyanın en güzel şehri, insanları dünyanın en güzel insanları. İnanıyor ve biliyorum ki İzmir, başta su olmak üzere küresel iklim krizinin olumsuz etkilerini çok çalışarak ve dayanışmayla ortadan kaldıracaktır. Böylesine hayati bir konunun siyaset üstü bir konu olduğuna inanıyorum ve üzerime ne düşüyorsa yapacağım. İzmir Büyükşehir Belediyesi bu sorunun en büyük paydaşı olacaktır.”