20 Ekim 1991 genel seçimlerinde Leyla Zana ve Deniz Baykal aynı partiden, SHP’’den seçilmişlerdi.’¶
O dönemde Baykal bir grup arkadaşıyla birlikte, Diyarbakır’’da ev ev dolaşıp Leyla Zana için oy istiyordu.
Siyasi iklim böyleydi.
Kürtler, sola ve onun temsilcisi sandıkları CHP’’ye daha yakın duruyorlardı. Diyarbakır demek ’‘’’CHP’’’’ demekti.
Örneğin, cezaevlerindeki işkence ve ölüm olaylarını protesto için CHP Diyarbakır binasında açlık grevi yapılıyordu.
Bugün CHP’’nin adının geçmediği kent, 1980’’li 90’’lı yıllarda CHP’’nin kalesiydi.
Barış, sevgi, bir arada eşit koşullarda yaşama sloganı Sosyal Demokrat Parti’’ye aitti.
Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) rahmetli Erdal İnönü ile ülkede savaş, şiddet iklimini değiştirmişti.
Leyla Zana, TBMM’’sindeki yemin törenini öncesi ziyaretime geldi.
Ben Diyarbakır Söz gazetesinin sahibiydim. Oturduk epeyce konuştuk. Leyla Zana’’nın Kürtçe yemin edeceğine ilişkin haberler çıkıyordu.
’‘’’Sakın böyle bir hata yapma, bu ılımlı sürece zarar verirsin’’’’ dedim.
PKK tıpkı bugün olduğu gibi ’‘’’eylemsizlik’’’’ kararı almıştı.
Zana ’‘’’Bu kışkırtmaya gelmeyeceğim’’’’ demişti.
Ertesi gün gazetemde bu açıklamaları manşetten verdim.
Sonra Kürt ve Türk şahinler, güvercinleri avladı.
Leyla Zana öylesine kışkırtıldı ki’… Kürtçe üç-beş sözcük kullanmaya zorla itildi.
Yerel diplomasi deneyimi olmayan Kürt milletvekilleri, bu süreci ellerine yüzlerine bulaştırdılar.
Bazıları cezaevine konuldu. Bazıları yurt dışına kaçtı. Öldürülenler oldu.
Kandan, şiddetten, milliyetçilikten, ırkçılıktan beslenenler ülke yönetimine egemen oldular. Memleket kan gölüne döndü.
Dönemin Başbakanı Tansu Çiller ’’’’bu vatan için kurşun atan da yiyende şereflidir’’’’ açıklaması yaptı.
Türkiye’’de Kürt avı başladı. Sayıları binlerle ifade edilen siyasi cinayetler işlendi. Köyler yakıldı. PKK bu süreçte kuralsız savaşın bir parçası oldu. Terörde sınır tanımadı. Kadın, çocuk, yaş-kuru ayrımı yapmadı.
Bir yıl önce konuşulan, tartışılan, görüşülen her şey unutulmuş. ’‘’’ barış’’’’ sözcüğünü kullanmak bile taraflar için öldürülme gerekçesi olmuştu.
Ülkenin kaynakları, enerjisi, bütün geleceği bu çatışmalarda kullanılıyordu.
Devletimiz, durmaksızın kendi dağlarını bombalıyordu.
Medyamızın her üç manşetinden biri ’’’’Cudi kuşatma altında’’’’ şeklindeydi.
Savaşın psikolojik bölümü medya üzerinden yürütülüyor, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’’nin açıklamalarının dışında tek satır yayınlanmıyordu.
Doğuyla batı arasına kalın bir perde çekilmiş, burada yaşananların burada kalması sağlanıyordu.
’‘’’Mehmetçik gazeteciler’’’’ adı verilen bir gazetecik, habercilik türü oluşturulmuştu. Mehmetçik gazetecilere Genelkurmay ödül bile düzenliyor, örtülü ödenekten paralar ödüyordu.
Savaşın yarattığı ekonomik ve siyasi rant ürkütücüydü.
Leyla Zana Kürtçe yemin etmeseydi, bütün bu acılar yaşanır mıydı bilemiyorum.
Ancak bildiğim bir gerçek vardı..
1990’’ların ’‘’’derin devleti’’’’, Leyla Zana’’yı kıskaca almıştı.
Örneğin seçimden bir hafta önce Diyarbakır Söz gazetesinin önüne bir ses kaseti bıraktılar.
O kasetteki konuşmaları yayınlamam içinde beni tehdit ettiler. Gazeteyi bombalayacaklarını söylediler.
Ben direndim. Yayınlamadım.
Yeni Ülke Gazetesi Cizre büro şefi Abdullah Arısoy ile o sırada gazetede muhabir olarak çalışan Leyla Zana arasında geçen duygusal bir konuşma kayıtlarıydı bunlar
Kısa süre sonra da, bu kez PKK gazeteyi bombaladı.
Her şey birbirine karışmıştı. Derin devletin görevini bazen PKK üstlenebiliyordu.
O vahşi sürecin canlı tanığı ve ağır bedeller ödeyen bir gazeteci olarak,’’’’Kürt siyasetçileri diplomasi fakiri, öngörüsüz ve sadece duygusal düşünen, bireysel çıkışlardan hoşlanan acemiler gibi’’’’ algıladım.
Demokratik açılım sürecinde de bu uyumsuzluğu, duygusal ve bireysel çıkışları gözlemliyorum.
Leyla Zana’’yı kışkırtanlar, şimdi benzer şeyleri DTP eş başkanı Emine Ayna’’ya dayatıyorlar.
Benden uyarması.