2011 yılı ha bitti ha bitecek. Sağlık, huzur ve mutluluk açısından şahsen bol şükürlü bir yıl geçirmiş de olsam siyaseten çok zevksiz bir yıl olduğunu düşünüyorum. Bu yıl içinde bir referandum oylaması ile bir genel seçimi geride bıraktık. Referandumun önemi ve referandum ile amaçlanan asıl meselenin halka doğru anlatıldığını sanmıyorum. Fakat birileri o kadar etkili bir politika yürüttü ki sağcısından solcusuna büyük bir kesimin desteğini de alarak 'evet' zaferi kazandılar. O gün evet diyen bazı insanların bugünkü pişmanlığı maalesef para etmiyor. Referandumun hemen sonrasında yapılan son genel seçimden biraz bahsedecek olursak; referandumda oy bile kullanamayan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile gidilen genel seçimlerde bana göre Ak Parti'nin ekmeğine yağ sürüldü.
İstanbul Atatürk Havalimanı'nda bir taksi durağında çay molası veren Kılıçdaroğlu'na 'Bizde bir şey bulmayın. Sen oy kullanmadın, ben gittim çoluğumu çocuğumu sabah yataktan kaldırdım başkanım' diyen taksici Cemal Karataş'ın bu ince sitemi aslında çok büyük bir mana içeriyordu. Anlayan da anladı zaten! Aynı Kılıçdaroğlu %40 oy beklediği genel seçimlerden bu kez oy kullanmış da olsa %26 oy alabildi. CHP'nin Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir reklam bütçesi ile girdiği genel seçimlerde örgütün, partinin ve parti politikalarının değil de daha çok genel başkan reklamının yapıldığı 'Ben Kemal Kılıçdaroğlu' diye başlayan spotlar eşliğinde Baykal'lı CHP ancak birkaç puan geçilebildi. Sonuç ortada; 'Partinin kasası tam takır kuru bakır!'
Bir Temmuz'da 'Gerekirse dört yıl yemin etmeyiz' diyen Kılıçdaroğlu on bir Temmuz'da yemin etti. On günde ne değişti diye sorarsanız; 'İnanın ben de bilmiyorum!'.
Ve Allah'tan genel başkan yardımcılarının genel başkanlarını aratmayan gaflarını hesaba katmıyorum. Çünkü oraya girersek içinden çıkamayız.
Partisini iktidara getirmekten ziyade parti içi iktidara gelme hesapları ağır basan Kılıçdaroğlu tüzük, önseçim, çarşaf liste gibi yıldızlı laflarla yıllarca bu kavramlara aç olan parti tabanının ağzını sulandırmış ama maalesef doyuramamıştır. Örgütün büyük umutlar besleyerek başına taç ettiği Kılıçdaroğlu kongreler sürecini uzatarak koltukta kalacağı bir fazla günün derdine düşmüştür.
Kılıçdaroğlu'nun eşi Selvi Hanım bir röportajında 'Sol taş çatlasa yüzde 35'den fazla oy alamaz' demiş Kemal Kılıçdaroğlu'da Selvi hanımın bu sözünü aile içi mesele diyerek geçiştirmiştir. Ben Selvi hanımın; 'Sol değil de Kemal bey taş çatlasa %35 oy alır' demek istediğini düşünüyorum. Kemal bey de taş çatlamadığı için % 26 da kalmıştır.
Hiç unutmam Kemal Kılıçdaroğlu genel başkan olduğu ilk günlerde verdiği bir röportajda iki, üç haber sitesinin ismini vererek bunları sık sık takip ettiğini ve beğendiğini söylemişti. İşte bu sitelerden biri de 'Gerçek Gündem' isimli haber sitesiydi. Kemal Kılıçdaroğlu yüzlerce hatta binlerce haber sitesi içinden saydığı bu üç siteden biri olan 'Gerçek Gündem' haberlerini güvenilir bulmasa okur mu? Okumaz!
Adı geçen sitenin sahibi ve genel yayın yönetmeni olan Barış Yarkadaş'ın 'Kılıçdaroğlu'nun kafası neden karışık?' başlıklı son yazısı Kemal beyin hiç hoşuna gitmeyecek. Aslına bakarsanız benim de hoşuma gitmedi. O yazıyı okuduktan sonra Kemal beyin şahsı için değil belki ama Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığı için inanılmaz kaygı duydum. Çünkü bahsettiğim yazıda Kılıçdaroğlu'nun Açık Toplum Enstitüsü kurucusu Soros'un desteklediği TESEV'in 183 no'lu kurucu üyesi ve vakfın kurulması için gerekli olan vakıf senedinin de hissedarları arasında olduğunu okudum. Dahası da var. Ergenekon sanıkları ve Kürt seçmen arasında gel-git yaşayan zaman zaman da 'ulusalcı' yapıya şirin görünmeye çalışan Kılıçdaroğlu SHP kökenli isimleri baskın kılarak CHP örgütünü dizayn etmek istiyormuş. Bakalım başarabilecek mi?
Doğan görünümlü Şahin'i biliyordum da CHP görünümlü SHP beni çok şaşırttı.
Not : Barış Yarkadaş'ın yazısını okuduktan sonra kurultay delegelerinin cep telefonlarına gelen 'Soroscular ve Tesevciler' diye başlayan o kısa mesajlar aklıma geldi. Hani hep birden ayıplamıştık. Acaba birileri yine haklı mı çıkacak?