Yeryüzünde cenneti ve cehennemi yaratmak mümkün müdür bilmiyorum ama, bir ülkeyi ziyaret ettiğim ilk gün burada bir 'cennet' yaratılmış. Hatta burası bir 'turizm cenneti' olmuş dedim… Yıllar öncesinde herkesten Dubai ve Muhammed Bin Raşid Maktum ile ilgili bilgiler almıştım. Ancak işin gerçeğini söylemek gerekirse, çok da dikkatimi çeken bir yer olmamıştı. Hatta işin ilginç tarafı anlatılanları da nedense bir 'şehir efsanesi' gibi dinlemiştim.

Ancak çok sevdiğim bir arkadaşım, Arap Yarımadası'nda Birleşik Arap Emirliklerini oluşturan yedi emirlikten birisi olan Dubai için, yeni yıl kutlanacak 10 şehirden birisi dediğinde, birden onu dikkatlice dinlemeye başlamıştım. İyi ki de dinlemişim ki, bu yeni yılı bambaşka bir diyarda, Arap insanların kendi ülkelerinde azınlıkta kaldıkları bir şehirde kutladım. İnsanların kendi ülkelerinde azınlıkta kalmaları ne demektir derseniz hemen açıklayayım. Dubai, yaklaşık 4,114 kilometre karelik bir şehir ve 2013 yılı verilerine göre toplamda 2106 milyon kişi yaşıyor ve bu nüfusun ancak 500 bini kendi ülke vatandaşı.. Yani nüfusun büyük çoğunluğu yurt dışından gelen 'yabancı'lardan oluşuyor.

Zenginlik kavramı, her kişi için farklıdır. Dubai'ye gittiğiniz de bu kavram, bambaşka bir şekil alıyor insanın gözünde. Böyle bir ortam nasıl olmuş da bu şekilde yaratılmış diyorsunuz. Gezinin rehberi şehir ile ilgili bilgi verirken otuz sene önce kelimenin tam anlamıyla bir çöl olan ve geçmişini genel olarak ticaret ve balıkçılıkla sağlayan bu alanın nasıl olur da bu hale geldiğini anlatırken, daha bir merak eder hale geliyorsunuz.

Dubai Emiri Maktum, bir gün ülkesinde yaklaşık 10 yıl sonra artık 'petrol' çıkmayacağını öğrenmesi üzerine ciddi bir stratejik karar alıyor. Eğer petrol rezervlerimiz bitecekse, bizde bu rezervin devam edeceğine inandığımız öyle bir oluşum yaratalım ki, kaynaklarımız aynı şekilde devam etsin diyor. Bu radikal kararın sonucunda, petrolden elde edilen tüm geliri, turizme yatırmaya başlıyor. Ülkede son 10 yıl içinde ciddi bir turizm patlaması yaşanıyor. 2012 yılında bir önceki seneye göre %9,5'luk bir artışla 10,3 milyon ziyaretçi ağırlayan şehir 7 yıl içinde bu rakamı ikiye katlamaya kararlı... Yaz sezonu dışında (hava sıcaklığı 52-54 derece) uzun bir turizm sezonuna sahip olan şehirde, dünyanın her yerinden akın akın turistler geliyor ve ülkeye milyarlarca dolar turizm geliri bırakarak gidiyorlar.

Bu şehirde her gökdelenin ayrı bir hikayesi, ayrı bir görkemi var. 180 metrenin üzerinde şehirde 88 adet bina bulunmakta olup, dünyanın en yüksek binası olan 828 metrelik Burç Dubai, 163 katlı…Şehir sanki 'maket bir şehir' görünümünde.. Dört gidiş- dört gelişli yollara baktığımızda tramvaylardan, metrosuna kadar her şeyin bu kadar ince detaylı bir şekilde planlanmış olması sizi şaşırtıyor.

Şehirde gezerken iki duygu haline kapıldığımı hissettim birden. Bunlardan birincisi yani hissettiğim ilk duygu; hangi yüzyılda olduğumu bilememiş olmamdı. Bir film kuşağında gibiydim. Gökdelenlerin arasından bir uzay gemisinin geçeceğini zannederek gözüm hep havalardaydı. Böyle bir teknoloji nasıl yaratılmış dedim içimden. Bu kadar sistematik bir düzeni kurmak kolay değildi çünkü… Sadece teknoloji değildi beni şaşırtan, bir şehrin bu kadar temiz nasıl olduğunu anlayamadım. Dubai, bir çöl şehriydi, hiç mi toz yoktu, yada hiçbir kimse mi yerlere çöp atmıyordu?

Bir ara sokaktaki çöp konteynerinin tozunu alan bir işçiyi gördüm. Elinde toz bezi ile konteyneri siliyordu. Nasıl olur bu dedim?? Kim korkuttu bu kişileri, yada kimler bu kişileri böyle eğitti? Sadece kendi vatandaşları değil, binlerce yabancının yaşandığı bu şehirde herkesin aynı dili, aynı inancı paylaşmasını kim, nasıl sağlamıştı? Bu öğretilebilir bir durum muydu?

Şehirde gezerken kapıldığım ikinci duygu ise, Dubai Emiri'nin oluşturduğu bu şehri acaba ben yaratabilir miyim düşüncesiydi? Yıllar önce yabancı sermaye sahiplerine, sizden hiç vergi almayacağım haydi ülkeme yatırım yapın diyen Emir'in yaptıklarını düşününce onun ne kadar cesaretli ve risk üstlenmek birisi olduğunu fark ettim. Türkiye'nin doğu illerinde bu ve benzeri yatırımlar acaba yıllar önce yapılsaydı, bugünlerde neler değişirdi diye hayal kurdum.. Belki terör bitmiş olacaktı, belki göçler durmuş olacaktı, yada hiç başlamayacaktı. Ve bambaşka bir Türkiye'yi yaşıyor olabilecektik..

Dubai Emiri'nin dikkatimi çeken en önemli özelliklerinden birisi de 'vatandaşlarına 'göstermiş olduğu ilgi ve alakaydı. Düşünün bir yönetici ki, halkının özel gereksinimlerini hemen karşılama ihtiyacını öncelikli konuları arasına alabiliyor. Öğrenciler yurt dışında mı okumak istiyorlar; gönderiliyorlar. İnsanlar ev sahibi mi olmak istiyorlar, 20 yıllık kredi verilerek, faizsiz ev sahibi olmaları sağlanıyor. Eğitim, sağlık ücretsiz. Halkın bilinçli ve aydın olması için ciddi çalışmalar yapılıyor. Hatta, yedi emirlikten en fazla yabancı ülke vatandaşlarının gereksinimlerine öncelik veren Dubai Emiri'ni, şehirde yaşayan yabancılar daha çok seviyor ve saygı duyuyorlar.

Hatırlar mısınız, eskiden 'Sim City' diye bir oyun vardı. Hayal oyunuydu bu oyun. Şehrin mimarı sizdiniz. Siz şekillendiriyordunuz her şeyi… Ben de başladım 'sihirli değneğimi' sallamaya… Halkın okuma yazma oranlarından, tarıma, insan haklarından elektrik ve trafiğe kadar pek çok İzmir'de ve çevre illerde değişimler yarattım. Sanki kendimi Eskişehir'in mimarı Yılmaz Büyükerşen gibi hissettim. Gücümü fark ettim, hayallerimi fark ettim.

Her insanın yaşamında bir dönüm noktası vardır. Dubai'de benim yaşamımda böyle bir nokta oldu. Üretebileceğimi, risk alabileceğimi, anlatabileceğimi, yeniden inşa edebileceğimi bir kez daha gördüm. Her şey hayal ile başlıyor ya, ben de hayallerimin peşinden giderek, bir şehrin, bir ulusun, bir halkın nasıl uyanacağını anlamaya çalışarak, yeni adımlar atmaya karar verdim.

Yol hep uzun, ama ümitsiz değil. 2016 yılının, hayallere ulaşmamızı sağlatan bir dönem olmasını diliyorum. Ümit, insanı kamçılar. Dubai bana ciddi bir ''kamçı vurdu''… Dilerim ki, siz de bu kamçıyı hep üzeriniz de hissedin. Harekete geçmek için, vakit kaybetmeyin…