O günü hiç unutamam. Bundan tam 18 yıl önceydi.
18 Şubat 1992
Gazeteci arkadaşım Halit Güngen öldürülmeden tam 15 dakika önce ziyaretime geldi.’¶ 2000’’e Doğru dergisinde kapak olan haberini gösteriyor. Keyifle bu başarılı manşetin yorumunu yapıyorduk.
Derginin sahibi Doğu Perinçek’’ti
Haberin manşeti ise’’’’Hizbullah Çevik Kuvvette, Askeri Tesislerde Eğitiliyor’’’’ başlığını taşıyordu. Biz Diyarbakır’’da çalışan gazeteciler olarak her gün onlarca Kürt vatandaşı katleden Hizbullah’’ın derin devlet destekli olduğunu biliyorduk. Ama elimizde yeterli belge yoktu.
Halit Gürgen, hepimizi atlatmış, belgeleri, fotoğrafları, itirafları yayınlamıştı.
Keyifle çayımızı içtik. Gün kararmıştı. Sokaklar erken boşanıyor. Akşamları mecburiyet olmadıkça kimse sokağa çıkmıyordu. Adaşım, dergide bir işi olacağını, sonra eve gideceğini söyledi.
’‘’’Bu haber başına iş açabilir, dikkatli ol dedim.’’ ’‘
Diyarbakır Söz gazetesinin çıkışına kadar onu uğurladım.
Aradan bir saat bile geçmeden, Halit Güngen’’in 2000’’e Doğru Derginsinin bürosunda öldürüldüğünü duydum.
Bir Saat önce birlikte çay içtiğim arkadaşımın, 300 metre ötede feci şekilde katlediş haberini yazdım.
Gençti, eğitimliydi, başarılıydı. Çantası hep kitap doluydu. Durmaksızın araştırıyor, okuyor bir de Sezen Aksu’’yu dinliyordu. Ahmet Arif’’i ezberlemişti. Bu ülkeyi herkes kadar seviyordu.
Gazeteci Halit Güngen’’nin öldürülmesi çoğu Ulusal gazetede yer bile almadı.
Halit arkadaşımızın öldürülmesinden sonra, bir grup gazeteci aylarca uğraştık. Soruşturmayla ilgili tek satırlık bilgiye ulaşamadık.
En sonunda dönemin Diyarbakır DGM savcısı aynen şunları söyledi:
’‘’’Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığından kesin talimat gelmiş. Faili meçhul cinayetlerle ilgili, hiçbir bilgi ve belge verilmeyecek. Bu işi fazla kurcalamayın, herkesi aşan durumlar var’’’’
’‘’’Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığından kesin talimat gelmiş. Faili meçhul cinayetlerle ilgili, hiçbir bilgi ve belge verilmeyecek. Bu işi fazla kurcalamayın, herkesi aşan durumlar var’’’’
Benzer bir uyarıyı da, dönemin Olağanüstü Hal Bölge Valisi Önal Erkan’’dan almıştık:
’‘’’Benim bile can garantim yok’’’’
Devletin yasal olmayan kanadı kendi vatandaşını öldürüyor. Yasal gibi görüneni ise o cinayetin izlerini siliyordu.
Dün öyleydi.
Bugün de .
Türkiye 80 yıldır boşlukta sallanıyor.
Çünkü bir türlü hukuk devleti olamıyor.
Daha açıkçası hukuk devleti olması, sistemden geçinenlerin, hazineden beslenenlerin, seçkinlerin işine gelmiyor.
Onların saltanatı, varlığı her şeyin olduğu gibi kalmasına bağlı.
Hepimiz biliyoruz ki, bu ülkede hukukun misyonu güçlüyü, egemeni korumaya yöneliktir.
Eski TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu Başkanı Sadık Avundukluoğlu, Sabah gazetesine yaptığı bir açıklamada şunları söylüyordu:
’‘1975 ile 1990 yılları arasında 908 faili meçhul tespiti yaptık. Diyarbakır, Batman gibi illere gidip, polis ve jandarmaya, ’‘Bana faili meçhullerle ilgili belge bilgi verin’‘ dedim, kimse yardımcı olmadı. Dönemin İçişleri Bakanı Nahit Menteşe’‘ye gittim, Uğur Mumcu’‘nun katillerini gören ’‘Ayhan Ayten’‘i dinlemek istiyorum’‘ dediğimde, ’‘Ne yapacaksın?Karıştırma bu işleri ’‘ diye cevap verdi.’‘
Kurumlar içerisinde büyük bir güç var ve o güç, ülkenin 24 saatini programlıyor. Dışişleri’‘nde, İçişleri’‘nde, Adalet Bakanlığı, MİT ve yargıda çok ciddi sızmalar var’‘topyekun temizlik için devletin önce kendi içini temizlemesi şart
Dönemin Ankara DGM Başsavcısı Nusret Demiral, bütün Emniyet birimlere yazı yazıyor, ’‘Faili meçhul cinayetler araştırma komisyonuna bilgi vermeyin’‘ diyor. Telefonla arayıp, ’‘yanlış yaptığını’‘ söyledim. ’‘Hayır, yapmadım’‘ dedi.
HSYK’’nın, Erzurum’’da özel yetkili savcıların yetkilerinin kaldırması, Ergenekon soruşturmasının engellenmesi olayını medyamız ’‘’’ yargı darbesi’’’’ olarak yorumlamış.
Yanlış olan şudur;
Ana darbenin gölgesinde yaşayıp, zavallı yavru darbeye vuruyorlar.