Bu yazı Buca'nın en güzel sokağı olan Vali Rahmi Bey Mahallesindeki Öğretmenevleri Sokağı'nın günümüzde kafeterya çöplüğü haline getirilmesi üzerine kaleme alınmıştır.
17 ve 18. yüzyıllarda Levant ticaretinin gelişimine paralel olarak İzmir'in Doğu Akdeniz liman kentleri içerisindeki yeri giderek önem kazanmaya başlamış ve bir çok Levanten aile şirketi İzmir'in çevresinde Karşıyaka, Bornova ve Buca gibi yerlerde konutlar inşa ederek buralarda yaşamaya başlamışlardı. Örneğin Evliya Çelebi 'Bir köye vardım ki, sanki dünya üzerinde cennet mekanıdır, uzun sarımtırak çekirdeksiz üzümlerini yedik, soğuk pınarlarından içtik, zevk ehli İzmirli dostlara rastladık' diyerek bağlar içerisinde bir köy olan Buca'daki sosyal yaşamın hareketliliğini vurgulamıştı.

19. yüzyılda genellikle Gayr-ı Müslimlerin yaşadığı bir yer haline gelen Buca, bu sürece paralel olarak mekansal bağlamda hızlı bir kentsel gelişim yaşamaya başlamıştır. Genellikle İngiltere kökenli Levanten ailelerin ikamet etmeye başladığı Buca'da dini yapılar da bununla birlikte artmıştır.Bu süreçte Buca'da üç Ortodoks bir Protestan bir de Katolik Kilisesi kuruldu. Kilise sayılarına bakıldığında, Gayr-ı Müslim nüfusun çoğunluğunu Ortodoks Rumların oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu dini yapılanmalarla birlikte, İngiliz ve Fransızlar tarafından açılan eğitim kurumlarının yanı sıra Amerikalılar tarafından Kızılçullu'da (Şirinyer- Paradiso) kurulan Amerikan Koleji genelde İzmir'de yaşayan Levanten ailelerin çocuklarının eğitim gördüğü bir kurumdu.

Bütün bunlarla birlikte, Buca'daki sosyal yaşam, giderek hareketlenmiş, Rees, De Jongh, Forbes gibi İzmir ve Buca'nın ünlü Levanten ailelerinin düzenlediği kültürel aktiviteler Buca'ya canlılık kazandırmıştır. Eski Yunan açık hava tiyatroları stilindeki Apollo Açıkhava Tiyatrosu, Buca'da İzmir'in seçkin ailelerine dönemin en ünlü tiyatro eserlerinden seçilmiş oyunları sunarak bu kültürel canlılığa ayrı bir renk katıyordu. Sanatsal etkinliklerin yanı sıra, sportif etkinlikler de Batı kültürünün bir taşıyıcı öğesi olarak Buca'da yapılmaya başlanmıştır. Hatta bu amaçla yine Levanten ailelerin öncülüğünde Buca'da bir Tenis ve Golf Kulübü bu tarihlerde faaliyet göstermeğe başlamıştır. Bu anlamda, Buca İzmir'de at yarışlarının ilk defa organize edildiği bir yer olmuş, 1856'da Paradiso- Şirinyer ile Buca arasındaki bir düzlükte Bornovalı Whittal ve Bucalı Rees ailelerinin öncülüğünde gerçekleştirilen at yarışları daha sonra düzenli bir hale getirilmiş ve bu at yarışlarında Forbes, Evliyazadeler, Whittal, Paterson, Alyoti, Pirokako, Rees, Giraut ve Balyozyanlar gibi İzmir'in ünlü aileleri atlarını yarıştırmışlardı.. Hatta 24 Nisan 1863'te Sultan Abdülaziz Buca'ya gelerek kendi adına düzenlenen at yarışlarını izlemiştir. Kaynakların aktardığına göre, padişah İzmir'de kaldığı üç günün bir gecesini Buca'daki Dimonstanis Baltazzi adlı bir Rum ailesinin yanında geçirmişti.

Zamanla, Buca demografik açıdan çeşitlenmiş, bu çeşitliliğin bir yansıması olarak kamusal alanda hizmet talepleri giderek yoğunlaşmıştır. Buca'nın demografik açıdan çeşitlenmesinde İzmir'e yönelik olarak yapılan göçlerin önemli bir etki yaptığını söylemek olasıdır. 1770'lerden itibaren özellikle Ege adalarında baş gösteren isyan hareketlerinden kaçarak Anadolu'ya yerleştirilen göçmenlerin bir bölümü İzmir ve çevresinde de ikamet ettirilmişlerdir. Bu anlamda, Buca'da bu göçlerden nasibini almıştır. Özellikle, 1827 Mora isyanı sonrasında bu göç hareketliliği daha da hızlanmıştır. Buca'daki Levanten ailelerin çoğunluğu ise, İngiliz, Rum ve Hollandalılardan oluşuyordu. Yoğunlukla Katolik olan bu Levanten ailelerin bazıları şunlardı. Aliyotti, Cassar, Petrini Sponga, Filupicci, Mikalef, Corsini, Dermond, Missir, Baladur, Aliberti, Rivers aileleriydi. Buca'nın Türk nüfusu hakkındaki bilgilerimiz ise, çok yeterli değildir. Kaynaklar 1868'de Buca'da bir Müslüman mezarlığı ve camisinden söz etmekte iseler de Buca nüfusunun Türkleşmesine etki eden en önemli süreç İmparatorluğun Balkan topraklarındaki ulusçu ayaklanmalar olmuştur. Örneğin, 1912-13 yılları arasında Balkan Savaşları sırasında Rumeli göçmenlerinin bir bölümü Buca'ya gelerek Buca'nın kuzeyindeki Tıngırtepe eteklerine yerleşmişlerdir. İkinci Meşrutiyet sonrası Vali Rahmi Bey döneminde Selanik'e bağlı Yaylacık Köyü'nden İzmir'e göç edenler Buca'ya yerleştirilmişler ve ikamet ettikleri bölge Yaylacık Mahallesi adını almıştır. Cumhuriyet'in ilanından sonra, mübadele ile birlikte Yunanistan'dan gelen mübadillerin bir bölümü de Buca'ya yerleştirilmiştir.

Buca'nın anılan süreç içerisinde demiryolu ağıyla İzmir kent merkezine bağlanması, İzmir ile Buca arasındaki ulaşımı kolaylaştırmış ve Buca zaman içerisinde Karşıyaka ve Bornova örneklerine olduğu gibi İzmir'in en önemli yerleşim alanlarından bir tanesi haline gelmiştir. Topraklarının tarıma elverişli olması, özellikle üzüm ve zeytincilik alanında tarımsal faaliyetlerin yapılması Buca'ya ayrı bir ekonomik canlılık kazandırmaya başlamıştı. Bu ekonomik canlılıkla birlikte, nüfus günden güne artıyor ve nüfus artışına paralel olarak yeni kamusal hizmet sorunları ortaya çıkıyordu. İzmir'de 1867'de bir belediye dairesi kurulmuştu ve 1880'lere doğru bu belediyeye bağlı olarak Karşıyaka ve Bornova'da da İzmir Belediyesi'ne bağlı belediye daireleri oluşturularak bu yerlerdeki kamusal hizmetler belediyeler tarafından görülmeye başlanmıştı. Tıpkı Karşıyaka ve Bornova'da olduğu gibi Buca'da da ayrı bir belediye örgütlenmesinin oluşumunu isteyenler genellikle Levanten aileler ve Rumlardı. 29 Nisan 1898 tarihli Ahenk Gazetesi'nde çıkan bir haberde '…Buca Karyesi şehrimizin sayfiyesi hükmünde olmakla beraber şimendifer mevkii olmak hasebiyle günden güne kesb-i şeref ve cesamet eylemekte olduğunda karyenin umur-ı tanzifiye ve muamelat-ı saire-i belediyesine bakmak üzere Birunabad ve Karşıyaka'da olduğu gibi bu raddede bir şube teşkili hususuna bil-istizan irade-i seniyye-i hazret-i padişahi şeref sûdur buyrulmuştur' denilerek belediyenin Buca'da kurulmasına ilişkin iradenin İstanbul'dan çıktığı dile getirilmekteydi.

İstanbul'da bulunan Başbakanlık Osmanlı Arşivi'ndeki arşiv belgeleri Buca'da 1898 yılı içerisinde bir belediye dairesinin kurulmasıyla ilgili bilgiler aktarmaktadır. Örneğin, 9 Mart 1898 tarihli bir belgede, Buca'nın İzmir'in en yakın sayfiye yerlerinden biri olduğu belirtilerek tren yolunun yapılmasından sonra günden güne gelişmekte olduğu ifade edilmiş ve Bornova ile Karşıyaka'da açılan belediye daireleri gibi Buca'da da bir belediye dairesinin kurulması konusunda talep Dahiliye Nezareti'ne iletilerek kurulacak olan belediyenin reis ve azalarının Buca'nın içinden seçilerek atanması istenmiştir. Bu konuyla ilgili olarak sadaret makamından iznin alındığına dair 9 Mart 1898 tarihli bir başka belgede belediye dairesinin kurulma sürecinin tamamlanmış ve onaylanmak üzere Dahiliye Nezareti'ne gönderilmiştir.

Bu gelişmelerin ışığında, Buca'da belediye dairesini 1898 yaz ayları içerisinde teşkil edilmiş olduğu ortadadır. Nitekim, 16 Haziran 1898 tarihli Ahenk Gazetesi'ne geçen şu ifadeler bu iddiamızı destekler niteliktedir. Haberde Buca Karyesi'nin umur-ı tanzifiyesiyle ve muamelat-ı saire-i belediyesine bakılmak üzere İzmir Belediyesi'ne merbuten mezkur karyede bir belediye şubesi teşkiline ve karye-i mezkure eşrafından refetlü Salih ve Kokoli ve Palayoğlu ve Doktor Beriyo ve Manipopulo efendilerden mürekkeb bir heyet teşkiline .'[1]denilerek Buca Belediyesi'nin ilk reis ve azaları görevlerine başlamışlardır.

Bütün bu belgelerden anlaşıldığı gibi Buca Belediyesi'nin kuruluşu 114 yıllık bir tarihsel sürece dayanmaktadır. Her ne kadar Buca Belediyesi'nin resmi web sitesinde belediyenin kuruluşu ile ilgili olarak Cumhuriyet dönemine gönderme yapılmış olsa da dönemin belgeleri iyi incelendiğinde Buca Belediyesi'nin 114 yıllık tarihiyle ülkemizdeki mahalli idareler geleneği içinde ayrı bir yeri olduğuna kuşku yoktur.

Günümüzde beş yüz bini aşkın nüfusuyla, Türkiye'nin her yerinden gelen göçlerle oluşmuş sosyolojik yapısıyla İzmir'in en büyük metropol ilçelerinden birisi olan Buca, tüm metropol kentlerde olduğu gibi çarpık kentleşmenin yaratmış olduğu ciddi sorunlarla uğraşmaktadır. İşte, bağların ve zeytinliklerin kaybolarak beton yığınlarına dönüştüğü, ıhlamur kokulu caddelerin egzoz gazıyla donandığı Buca'nın yerel yönetim geleneğinin 114 yıllık birikiminin başlangıcının kısa bir öyküsü…

Değerli Egede Sonsöz okurları bir kez daha yineleyelim ki, yaşadıkları kentin tarihini bilmeyenler o kenti sadece tüketeceklerdir. Umarım bu yazı öğretmenevleri sokağı ile ilgili verilen hatalı kararın düzeltilmesi için bir vesile olur.

[1] Ahenk, 4 Haziran 1314 (1898)



Belge 1
- Buca'nın belediye olmasına dair Ahenk gazetesinin16 Haziran 1898 tarihli haberi



Belge 2 -
Buca'da belediye kurulmasına dair arşiv belgesi



Belge 3 -
Buca'da belediye kurulmasına dair arşiv belgesi