Dört ayı dört gün geçti.
Tam dört ay dört gündür Buca Kırıklar'daki 2 numaralı, yüksek güvenlikli F tipi cezaevinde.
Hayır hayır… Zannettiğiniz gibi değil: Ne adam öldürdü, ne tecavüze yeltendi! Ne zimmetine para geçirdi, ne de gaspa kalkıştı!
Sadece ve sadece…
Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencisiydi.
21 yaşındaydı.
Gazeteci olmaktı derdi günü.
Muhalifti.
Parasız eğitim isteyen… Özgür ve eşit bir dünya düşleyen…
Zorbalığa tahammülsüz, haksızlığa itiraz eden…
Genç, gencecik bir öğrenciydi.
18 Ocak 2013 günü Türkiye'nin pek çok ilinde düzenlenen operasyonlar zinciriyle gözaltına alındı.
Polis fezlekesiyle tutuklandı.
22 Ocak'ta cezaevine konulduğu günden bu yana tam dört ay dört gün geçti.
Ortada ne bir iddianame var, ne de hukuksal bir belge.
Polis fezlekesiyle cezaevinde tutulan muhalif bir yürek var sadece.
18 Ocak'ı hatırlarsınız: Çağdaş Hukukçular Derneği başta olmak üzere pek çok dernek, sendika, kültür merkezine baskınlar düzenlenmişti. Onlarca öğrenci, avukat, gazeteci, öğretmen alınmıştı gözaltına. Bizim YURT gazetesinde birlikte çalıştığımız sevgili meslektaşım, güzel insan Sami Menteş de aynı operasyonda tutuklanıp konulmuştu Kandıra Cezaevi'ne. 'Dünyanın en genç tutuklu gazetecisi' unvanını bir onur madalyası gibi takarak göğsüne.
***
Yıl 2013'tü; İktidarda 'ileri demokrasi' vardı!
Ve gözaltına alınmak, tutuklanmak demekti!
Polis fezlekesi, iddianame demekti!
Kitap, broşür, konser bileti, pankart ise delil demekti!
Öyle de oldu nitekim.
Polis fezlekesinde öne sürülen iddialarla gözaltına alınan Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğrencisi 21 yaşındaki Mert Toka, cezaevine konuldu.
Türkiye'de hapse atılmak için bir suç işlemenize gerek yoktu: Muhalif olmak yeter de artardı!
AKP'ye yan gözle bakmak…
Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanı'na itiraz etmek…
Protesto etmek, eylem eylemek, hayır demek, eleştirmek: Bunlar büyük suçlardı!
Dünyaya, hayata ve insanlara onlar gibi bakmamak: Bunlar büyük günahlardı!
Evrimi savunmak, bilimden yana olmak, aydınlanmayı ve laikliği rehber eylemek: Bunlar büyük kabahatlerdi!
Metin Lokumcu, Cihan Kırmızıgül, Ahmet Şık, Soner Yalçın, Yalçın Küçük, Sami Menteş, Mert Toka ve diğerleri: Bunlar büyük günahkarlardı!
***
Mert Toka'nın annesi uğradı geçen hafta yanıma.
Bilinçli, dirençli bir anne: Zerre yılgınlık, damla korku yok yüreğinde.
Sadece annelik içgüdüsüyle oluşan çok insani bir tedirginlik, hafiften bir endişe: Hepsi o kadar!
Bir saate yakın dertleştik Aylin Hanım'la.
29 Nisan ve 13 Mayıs'ta iki dilekçe yazmış İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'na.
Oğlu Mert ve arkadaşlarının Kırıklar'daki 2 Numaralı F Tipi Cezaevi'nde kötü muameleye, kaba dayağa, ağır hakarete uğradığını yazmış.
Şikayet etmiş. Hukuka sığınmış. Gereği yapılsın demiş.
Sonuç: Takipsizlik!
F tipi hukuk sisteminde, F tipi savcılara dilekçe yazsanız ne, yazmasanız ne!
Aylin Hanım, her fırsatta oğluyla kucaklaşmaya gidiyor. Oğlunu her görüşünde faşizmin renkleriyle karşılaşıyor: Mert'in boynunda, omzunda, kolunda.
Oğluyla her kucaklaşışında alçaklığın izlerine rastlıyor: Çizikler, şişikler Mert'in gövdesinde, bacaklarında.
Peki bunca çığlık yükselirken Buca F Tipi'nden… Yok mudur bu feryadı duyan, işiten, fark eden?
Bunca haykırış, hukuksuzluk, işkence bas bas bağırırken Buca'dan… Neden sağırdır kulaklar, gözler neden görmez, neden hissetmez yürek?
Mert'ten bir mektup getirdi Aylin Hanım.
Tutuklanma sürecini anlatıyor Mert mektubunda.
Polis fezlekesinde kendisine yöneltilen suçlamaları, önüne delil diye konulan komiklikleri anlatıyor.
'1 Mayıs'a katılmak.'
'8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü kutlamak.'
'Grup Yorum konserine gitmek.'
'Parasız eğitim eyleminde yer almak.'
'Bazı yasal dernek ve sendikalara sık girip çıkmak.'
'Bir sokakta etrafa dikkatlice bakınarak kontrollü şekilde yürümek.'
'İller arasında çok fazla seyahat etmek.'
Farklı tarihlerde 15 ilde mobese görüntülerini koymuşlar önüne Mert'in.
Neden bu kadar fazla seyahat ettiğini sormuşlar, iyi mi?
Genç meslektaşım, gazeteci adayı Mert soruyor şimdi: Böylesi iddiaların tutuklanma sebebi olduğu bir ülkede adalet var mıdır?
Ben vereyim yanıtını size.
Böylesi iddiaların 'tutuklanma' ve 'yüksek güvenlikli F tipi zindanına atılma' sebebi olduğu bir ülkede adalet yoktur; olsa olsa Adalet ve Kalkınma Partisi vardır!
***
Ne diyordu iyi şair Şükrü Erbaş:
'Bunalıyoruz çocuk bunalıyoruz / Biçim veremediğimi şeylerin biçimini alıyoruz'