Günümüzde İzmir'in en büyük metropol ilçelerinden bir tanesi haline gelen Buca'nın kentsel gelişimi 19. yüzyıl sonlarından itibaren hızlanmış, bu gelişmeye paralel olarak kamusal hizmet alanlarının çoğalmasıyla birlikte, bu hizmet alanlarını düzenleyecek ve buna ilişkin yaptırımları uygulama alanına koyacak yerel bir örgütlenme birimine yine aynı dönemden itibaren ihtiyaç duyulmaya başlanmıştır.

Buca'nın 19. yüzyıl öncesine ait tarihsel geçmişiyle ilgili olarak elimizde çok az kayıt mevcuttur. Bazı kaynaklara göre, Helenistik dönemden itibaren bir yerleşme alanı olarak kullanıldığı anlaşılan Buca'nın adının Khoi'den geldiği söylenmektedir. Khoi adı etimolojik olarak geçirmiş olduğu evrimle Goni'ya, Bugia ve en sonunda da Buca'ya dönüşmüştür. Bu kaynakların belirttiğine göre, Khoi kelimesi Yunanca'da bir kapalı açının iç tarafını tanımlamak amacıyla kullanılmaktaydı.

Buca adının kökeni ve etimolojisi ile ilgili olarak bir başka iddia ise, Bizans döneminde şimdiki Buca'nın kurulduğu yerde Vuza, Uza ya da Vuzas isimli bir toprak sahibinin yaşadığı ve Buca isminin de buradan kaynaklanarak zamanla Buca'ya dönüştüğüdür. İsmin kökeni ile ilgili üçüncü bir yaklaşım ise, Rumca'da 'Kıyıda köşede kalan köy' anlamına gelen 'Bovios' sözcüğünün zamanla Buca'ya dönüşmesidir.

1688 tarihli bir Fransız konsolosluk kaydında İzmir'de o yıllarda gerçekleşen deprem nedeniyle Fransız konsolosluk binasının Buca'ya nakledildiği ifade edilmiştir. Aynı zamanda bu kayıt, tarihte ilk kez Buca adının bir resmi belgede kullanılmasıdır. Buca'ya ilişkin Osmanlı belgelerinin ilki 16. yüzyıla tarihlenmektedir. Bilindiği gibi Osmanlı toprak sistemi içerisinde İzmir'e bağlı köylerin sadece has ve tımar köylerinden oluşmadığı, bunun yanı sıra yaya çiftlikleri de bu sistem içerisinde yer alırdı. Aslında yaya çiftlikleri Osmanlı Devleti'nin ilk düzenli ordusunun oluştuğu yerlerdi ve buralarda bulunan askerler savaş dışı zamanlarda tarımla uğraşırlar savaş sırasında ise nöbetleşe olarak askere giderlerdi. Tımarlı ve kapıkulu ordularının kurulmasıyla birlikte eski önemini kaybeden bu sistem, 16. yüzyılın sonunda kaldırılmıştı. Aynı yüzyıla ait olduğu bilinen bir belgede İzmir'e bağlı köyler sıralanırken Buca, Ayaklı ve Balatçık'ın yaya çiftlikleri olduğu dile getirilmiştir.

Şimdi bir bilgi ve belgeden yola çıkarak 'Buca' adının İtalyanca'dan geldiğinin hikayesini sizlerle ilk kez paylaşacağız.

Geçtiğimiz yıl Mayıs ayında Proje Koordinatörlüğü'nü yürüttüğüm bir Avrupa Birliği Projesi kapsamında uluslar arası bir sempozyumda konuşma yapmak üzere İtalya'nın Bologna kentine gittim. Orada Bologna Belediyesi'nin Kültür İşlerinden Sorumlu yöneticileri Melissa
La Maida ve Maura Grandi ile birlikte bir kent turuna çıktım.
Bologna, İtalyan Orta Çağı'nın en özgün örneklerinin yer aldığı bir müze kent görünümündeydi. Kentin sokaklarında İtalyan arkadaşlarımla birlikte dolaşırken gördüğüm bir şey beni çok şaşırttı. Genellikle sokak aralarında ve daha çok mahsene benzeyen yerlerde sık sık karşılaştığım bu kelime 'Buca' idi. Hemen iki İtalyan arkadaşıma sordum: 'Bu kelimenin anlamı nedir?' dedim. Verdikleri cevap çok ilginçti: 'Buca' kelimesi bugünkü modern İtalyanca'da çok yer tutmamasına rağmen Ortaçağ İtalyancasında 'sessiz, sakin, uç, kıyı ve kenar' anlamlarında kullanılıyormuş.
Buradan yola çıkarak yaşadığımız kent Buca'nın ismi üzerinde bugüne kadar onca spekülasyonun neden üretilmiş olduğunu da anladım.
17. yüzyıldan itibaren Buca'da İtalyan kökenli Levanten aileleri yerleşmişti. Onlar genellikle Buca'yı sessizliği, sakin bir yer oluşu ve İzmir metropolüne kenardan ilişmiş bir yer oluşu dolaysıyla tercih etmişlerdi. İşte bu yüzden yaşadıkları yere de 'Buca' adını Ortaçağ İtalyancasından devşirerek dilimize kazandırmışlardı.
Sevgili Egede Son Söz okurları; işte yaşadığımız kentler, tarihleriyle, yüzlerce yıl öncesinden biriktirip bugüne taşıdıklarıyla, farklı kültürel kodlarıyla bir bütün oluştururlar. Ama ne yazık ki biz bugün yaşadığımız kentlerin o devasa birikiminden bihaberiz.

Sevgili dostum, araştırmacı-yazar İlhan Pınar'ın da çok güzel bir şekilde ifade ettiği gibi, 'Yaşadıkları şehrin tarihini bilmeyen, şehri yaşanır mekan kılmak için tarih gerekliliğinin bilincinde olmayan şehirliler, o şehri sadece tüketecektir.'