Bizde sendikaların kurulması 50 yıla dayanmakta. Kuruluşta maalesef radikal düşünce sahipleri ön planda olmuştu. Sendikalarda işverenle beraber değil onunla hasım olma zihniyeti vardı. Zamansız getirilen bir müessese uzun yıllar makro- ekonomiye yararlı olamadı. Bugün yayınlanan istatistiklere göre, kayıtlı işgücünün %8,3'ünün sendikalı olduğundan yakınıyoruz. Bu oran sadece Fransa'da daha küçük AB ortalaması %23 civarında. 1980 yılında yapılan ihtilalın en önemli icraatlarından biri, toplu sözleşme yapan sendikalara üyeliği ihtiyari ( isteğe bağlı) hale getirmesidir. İşveren sendikalarına üyelik de öyle. Dönüp geriye baktığında prematüre olarak doğan sendikalarda gelişen radikal hareketlerin bizi bugünkü sendikalaşma oranına ittiğini söylemek durumundayım. Altmışlı yıllarda Türkiye çapında genel bir greve gidildi. Sendika yönetimi, işçilerine çalıştığınız tezgahları yok edin en azından zarar verin diye talimat verdi. Halil Tunç İzmir'de elektrik dağılım şalterlerini indirerek hayatı felç edebilmiştir. Yıl 1991, toplu iş sözleşmeleri sürüyor. Ağustos ayında seçim tarihi belli olduktan sonra TÜRK-İŞ zam isteğini %457 olarak bildirdi. Enflasyon %60 , zam talebi %457. Genel müdür, kendisine çay taşıyandan daha az ücret alıyor. O günkü idareye 'bu zammı vermez iseniz ülkeyi kan gölüne çeviririz' şantajı yapılıyordu. Tabii ki bu durum toplumda içten içe huzursuzluk getirdi, sendikalardan uzaklaşıldı. Bu gelişmelerin ardından yavaş yavaş radikal unsurlar geri plana itildi. İşçi sendikaları patronluğu, ağalığı, derebeyliği yavaş yavaş güç kaybederek batılı anlamda sendikalar oluşum fazına girdik diyebiliriz. Oluşum sancılı oluyor tabi. Toplumların hazır olmadan demokratikleşmesi de öyle.
Bakın Orta Doğuya Arap baharından evvel günde kaç kişi ölüyordu , sonrası kaç kişi ölüyor. Irak ın Suriye nin Mısır ın Libya nın içler acısı durumu. Orada yaşayan halklar bir önceki rejimleri arar duruma girdiler. Oradaki insanların bir önceki rejimlerde yaygın insan haklarının olmadığı söylenebilir ama karınları doyuyor, can güvenlikleri de büyük ölçüde vardı. ABD nin Büyük Orta Doğu Projesi ağır ağır işliyor, ceremesini yöre halkları çekiyor.

Halk yönetiminde olanlar, toplumu değişimlere hazırlamalı, değişimler emri vaki halinde halkın önüne konulmamalı. Aksi halde değişimler sancılı oluyor zararı da büyük oluyor.