'Keşke CHP'de daha çok olsa ondan.
Partinin evrileceği yer durduğu yer, tüm hücrelerinin dili o dil olsa'
dediğim Sezgin Tanrıkulu; nasıl bir enerjiye sahiptir öyle…
Genel Başkan Kılıçdaroğlu için; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yarışında kullanılan 'sakin güç' sloganı onun için de biçilmiş kaftan hatta.
Temelde ve stratejik yaklaşımlarda çakışıyor olmalılar ki; Sayın Tanrıkulu, suya sabuna dokunma yürekliliğini gösteren; kendinden emin ve kararlı bir CHP'li olarak hemen yanı başında yer alıyor kendisinin. Bu benzetmemi; kendisini haklı bulduğu, insana dair kavga ve paylaşımlarına hapsetmeye kalkışacaklara şimdiden 'dur' demek isterim. Çünkü bu yakıştırma; inanç ve eylemde yalpalamadan, derinlikli biçimde ve kararlılıkla yol almayı anlatır bana göre.
Milletvekili olmanın tüm gereklerini yerine getirirken; üstelik hangi kentin,
hangi ağırlıklı demografik yapının vekili olsa da; olağanüstü bir hak savunucusu olarak parlamakla kalmayan bu profil, CHP sıralarındaki örneğimdir.
Baştan sona övgü sözleri de yazıları da çok alışılmışım değildir aslında. Ama İstanbullu'nun Vekili; CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu'nun her açıklaması, sorusu ve raporu gerçekten umut verici…
Birkaç gün önce; İzmir Milletvekili Rıza Türmen'le birlikte; bir Ece Ayhan şiirini anıştırarak, 'devlet dersi'nde sorulan, devletin ve tabiatın 'Maveraünnehir nereye dökülür?' sorusunun doğru yanıtının, ' solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine' olduğunu; son 12 yılda 241 çocuğun coğrafik kan haritası ile gözler önüne serdi.
İnsana, haklara, halklara dair, sözde değil; yüreğinde, ciğerinde, eyleminde mücadele edişini heyecanla izlediğim Tanrıkulu; Cumhuriyet Halk Partisi'nin öldürülen çocuklar raporuna ilişkin açıklamasında;
' 2004'te evinin önünde öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ile Gezi olayları sırasında eve ekmek almaya çıkan 14 yaşındaki Berkin Elvan'ın öldürülmesi arasında geçen sürede AKP'nin çocuk avı politikasında hiçbir değişiklik olmamıştır.' diyordu. Başından bu yana içinde olduğu Ali İsmail Korkmaz davasının sonucunu işaret ederek; 'ceza mı, ödül mü' sorusunu haykırıyordu.
İçlerinde; 'büyümek zorunda bırakılmış çocuklar taşıyan çocukları' sahipleniyor.
Çocuk katlini rakamlarla lanetleniyor.
Devlete ve yargıya hesap soruyordu.
İsterdim ki; Sevgili/Sayın Sezgin Tanrıkulu'nun dünyaya, hayata bakışı, söylem ve çalışmaları partisinin ideolojisini, genel politikalarını sarsılmaz biçimde şekillendirsin, yol haritasını çıkarsın…
Aktif politikaya atılmadan önce, tüm varlığı ile yürüttüğü; üyesi olduğu Kürt halkının bölgesinin mağduriyet ve mahrumiyetleri, insan hakları, töre cinayetleri gibi çalışmaları ile mimlenmeye çalışılansa da;
Meseleyi; topyekûn , tüm ezilenler için 'amansız', 'fakatsız' bir demokrasi ve özgürlükler rejiminin çözeceği söylem ve iddiasını, attığı her adımla somutlayan Tanrıkulu'nun;
Tarım işçisinden, maden emekçisine;
Okula giden çocuklarımızı zehirleyen yandaş sütçülerden, askere yedirilmesi muhtemel kokuşmuş ete;
Yap-işlet-devretle heba edilen kültürel ve tarihi miraslarımızdan, hükümetin medya havuzuna dalmamakta direnen Karşı Gazetesi'nin gördüğü baskıya;
Basın Enformasyon Genel Müdürü'nün, hak kazanmış 94 gazeteciye basın kartını vermemesine kadar…
Kamu kurumlarında zimmetine para geçiren yöneticilerden; barış sürecine…
Yandaş olmayı reddeden emekçilerin gördüğü mobingden;
Fransa'ya iade edilen IŞID üyelerine; işsizliğe, iş ve yol kazalarına;
Bir hızlı tren hattı açılışında; annesiyle
çocuğu arasında geçen 'okuldaki hırsızlık' sohbetine katılarak;
'Allah tüm hırsızların belasını versin' diyen bir yurttaşın
korumalarca gözaltına alınmasına kadar;
Her haksızlığın peşine ısrarla düşüşündeki istikrarı ve kararlılığını alkışlıyorum…
CHP'nin onun, yani bizim gibilerin sahip olduğu ve her insanın hak ettiği
' başka dünya' özlemi ile oluşturulacak zemini bulana kadar;
klonlanmasını ve bir kopyasının da İzmir' den aday gösterilmesini diliyorum…