Gelişmiş toplumların siyasal sistemleri lidere dayalı olarak kurgulanmaz. Partilerin 'kurumsal yapılarının ürettiği dinamizm' her dönem yeni liderleri siyaset sahnesine çıkarır.
Vali, belediye başkanı, milletvekili, belediye meclis üyesi, en üst düzeyde parti yöneticisi seçilmeyi hedefleyenler o siyasal mekanizmanın çarkı içinde rafine edilip sisteme dahil olurlar. Siyasi partiler 'politikacı mezun eden' birer akademi işlevi görürler.
Bizde ise tam tersi yaşanır.
Temsili demokrasimiz sık-sık tankların paletleri altında çiğnendiğinden, siyasal sistemimizin kurumsal kimlik kazanmaya zamanı olmaz. Dolayısıyla lider ya da profesyonel siyasal yönetici kadrolarını demokratik yaşama kazandıramaz.
Mevcut liderlerimiz ise oligarşinin azıcık yumuşatılmış haliyle önlerine konulan listeye göre karar verirler;
'Sen milletvekili, sen belediye başkanı, sen belediye meclis üyesi olacaksın, sen ise bekle '
Bu yüzden her seçim döneminde, aday belirleme sürecinde benzer isyanlara, tartışmalara tanık oluruz.
Bütün bunların asıl nedeni; partilerimizin kurumsallaşmamalarıdır.
İzmir Ak Parti'de yaşanan aday belirleme tartışması da ülkemizin genel siyasi sorunu olup, kişileri gereğinden fazla değerli, önemli kılma, ya da önemsizleştirme olayı değildir. Özetle bütün politikacıların ortak yazgısıdır.
Asıl önemli olan Binali Yıldırım'ın siyasi yazgısının ne olacağıdır?
Ak Parti tarafından İzmir'de Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday gösterilen Binalı Yıldırım, Başbakan Erdoğan'dan sonra partisinin en büyük siyasi markasıdır. En başarılı bakanıdır.
Bu kişisel bir algı değildir. Son 10 yılda ülkemize çağ atlatan, onu küresel güç haline getiren kurumların başında Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı vardır.
Binali Yıldırım İzmir'den milletvekili adayı gösterildiğinde de yazmıştım. Bugün ise Büyükşehir Belediye Başkan Adayı gösterildiği için yazıyorum.
'Binali bey İzmir için tarihi bir fırsat'
Siyasi kaygılarımızı, bulunduğumuz ideolojik mevziiyi bir kenara bırakacak olursak bunun yanlı politik bir analiz olmadığını herkes kabul edecektir.
İzmir de tıpkı Diyarbakır gibi ' mikro siyaset' kaygılardan beslenir. Kentli kazanacaklarından çok kayıp edeceklerini hesaplar.
Oysa Binali Yıldırım sadece AK Parti'nin değil, ülke yatırımcılarının ve geleceğe koşanların ilham kaynağıdır.
Bugün ise iktidar partisine yönelik başlatılan 'siyasi linç' kampanyasının hedef politikacısı maalesef Binali Yıldırım olmuştur. Bunu bir yol kazası değil, siyasi yolculukta kurulmuş pusu olarak yorumlayanlardanım.
Binali Yıldırım İzmir'e Büyükşehir Belediye Başkanı seçilebilir mi?.
Japonların bir atasözü vardır; 'Dünyanın gidişi hariç, her türlü akıntıya karşı durabilirsiniz'
CHP İzmir'de Aziz Kocaoğlu'nun mütevazi, ulaşılabilir, dürüst kişiliği, toplumun bütün kesimleriyle eşit mesafede durma stratejisi kabul görmüş ve bu algı sandığa yansımıştır.
Ortada 'şehircilik adına ' yazacağımız bir başarı öyküsü var mı ?
Bu cevap görecelidir.
İyi bir belediye başkanı ' başarılı bir belediye başkanı' sonucunu doğurmuyor. Çünkü başarı ancak ve ancak bir takım oyunuyla, alanında profesyonel bir ekiple mümkündür.
Aziz başkanın bu ekibi var mı ?
Bence yok.
Oldu mu ?,
Bence hiç olmadı. Mevcut ideolojik yapılanma, teknik ve bürokratik becerisi yüksek 'operasyonel' bir kadronun oluşumuna asla müsaade etmedi.
Son 8 yıldır sürekli aynı şeyleri yapan, aynı sonuçları alan, 'slogan ve propaganda odaklı' çalışan bir kadro gözlemledik.
İzmir'in önceliklerini konuşmaya fırsatımız bile olmadı. Hep politik gündemin içinde zamanımızı, enerjimizi tükettik.
Aziz başkan, İzmir'in sahip olduğu kalkınma ve şehircilik potansiyelini değerlendirdiğini, kentlinin yaşam kalitesini yükselttiğini söylüyor. 'İzmirliyiz yaparız' sloganı da bunun ürünüdür.
İki dönem belediye başkanlığının Aziz Kocaoğlu'nu yıprattığını yada siyasetten yorduğunu söyleyemeyiz. İzmir'deki 'medya kalkanı ' Kocaoğlu'nu hep korudu ve eleştirilerin dışında tutmayı başardı.
Örneğin; İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne 2 Mayıs 2011 de düzenlenen operasyon , ünlü gazeteci Gönül Soyoğul kaleminden 'ÇETE' adıyla kitaba dönüştürüldü. Kocaoğlu'na kurulan pusu ile 397 yıllık hapis isteminin hikayesi anlatıldı. Aziz başkan yaşadığı mağduriyet anlatıldı.
Aynı Aziz başkan, bugün İzmir limanıyla ilgili olarak düzenlenen, en büyük siyasi rakibi Binali Yıldırım'ın çok uzaktan bir yakının 'tutuksuz' yargılandığı davayı seçim meydanlarında kullanabiliyor. Ortada iddianame bile yokken…
Tekrar yerel seçimlere dönecek olursak…
İzmir'in baştan sona yenilenmeye ihtiyacı var.
Bundan sonra; kimin, hangi siyasi görüşün kazanacağına odaklanırsak tarihi bir hata yapmış oluruz.
İzmir'in kiminle ne kazanacağını, kiminle neler kaybedeceğini konuşmalıyız, tartışmalıyız, yazmalıyız.
Ticari ya da siyasi kaygılar üzerinden kurgulanan haberler, yorumlar, anketler, raporlar, köşe yazılarıyla kuşatıldığımız bugünlerde İzmirliler şuna karar vermeli;
Daha yaşanılabilir bir kent için kimi seçebiliriz?
'Yaşam durağan değildir. Zihinlerini değiştiremeyenler; düşkünler evindeki zavallılarla, mezarlıktakilerdir.' Everett Dirksen