Evet, Milliyet gazetesi böyle bir manşet kullanmış, Danimarka da okullarda okutulan tarih kitaplarında Atatürk'ün diktatör olduğu yazılı imiş. Günaydın demek lazım. Milliyet gazetesi, daha yeni öğrenmiş Atatürk için Batılı ülkelerde kullanılan sıfatları.

Sizleri 90 yıl öncesine götüreyim. Osmanlı İmparatorluğu fiilen çökmüş, Türklere sadece Orta Anadolu yurt olarak bırakılmak isteniyor. İmparatorluk çökerken insanlarımız canını kurtarmak için Avrupa'dan kaçarak Anadolu'ya sığınmış. Bu göçmeleri analiz ettiğimizde 38 etnik gurup olduğunu, bunların ortak yanının Müslüman olduğunu görüyoruz. Osmanlının son dönemindeki Meclisi Mebussan da Hıristiyan vekiller ayrımcılık peşinde. Bütün vekiller ortak bir ülkü etrafında toplanamıyordu İstiklal harbi, birinci dünya savaşından yorgun düşen Batılıların sadece Yunanistan'ı öne sürmeleri üzerine yirmi bin şehit vererek kazanılması sonucunda Ege ve Trakya bölgesi geri kazanılmıştır.

Anadolu'dan istilacılar gönderildikten sonra devletin yönetim biçimi ve devlet başkanının kim olacağı konusu da ortaya çıkmış, sonuçta cumhuriyet ve onun da başının Mustafa Kemal olmasında mutabık kalınmıştır. O dönemde Batılı ülkelerde krallıklar yerine cumhuriyet rejimleri tercihi doğmuştu. Biz de doğru tercihte bulunmuştuk. Yönetim biçiminin Cumhuriyet olması onun insan haklarına önem veren hukukun üstünlüğünü tanıyan bir rejim olmasını sağlamaz. Biz 1946 yılına kadar tek partili bir cumhuriyet idaresine sahiptik. O günkü basına bakarsanız Atatürk'ün lakabı ebedi şef, İnönü'nün ise milli şef olduğunu görürsünüz. Şeflikler hangi yönetimde olabiliyor bir düşünün. O gün için bugünün insan hakları ve hürriyetlerini uygulasaydık, güçlü bir iç harp çıkar ve bu yıllarca devam ederdi.

Atatürk devrimleri halka sorarak mı yaptı? Hayır. Çok partili bir sistem mi getirdi? Hayır. Meclis egemen mi idi? Hayır. Devrimlere karşı çıkan bir azınlığı sindirmek için de birçok kişi hapsedildi veya idam edildi. Bu cezalar için özel yetkili mahkemeler ve yargı sektöründen gelmeyen kişiler hakim olarak atandı. Bunları demokrasi ile yönetilen ülkelerde olması düşünülemez. Bunlar bizde olduğu içinde Atatürk dönemini diktatörlükle sınıflandırmak batılı ülkelerde çok yaygındır. Bizim tek partili dönem geçmişiyle hesaplaşmamız olmamalı. Ama bazı gerçekleri de görmemezlikten gelmemeliyiz.