Ayakkabı kutulu, para sayma makineli, çok bakanlı, istifalı son operasyonların İzmir'deki yerel seçim yarışını nasıl etkileyeceği üzerine kafa yoruyoruz günlerdir. İki farklı görüş var.
Birinci görüşün sahiplerine göre zaten sürece avantajlı girecek olan CHP için İzmir tam anlamıyla çantada keklik hale geldi. Hani ceket koysa kazanır türünden… Bu görüşün sahiplerine göre durum şimdiden 30+1.
Bakan Yıldırım ve AK Parti adayları sahaya çıkıp prestij mücadelesi verecekler.
Yenildik ama ezilmedik demek için…
İkinci görüş biraz daha temkinlilerce savunuluyor. Son yaşananların bilhassa İzmir Büyükşehir Adayı Binali Yıldırım üzerinde ekstra bir motivasyon yarattığı öngörüsüyle başlıyorlar söze.
Açıkçası bana da yakın gelen senaryo bu. İzmir adaylığına gönülsüz de olsa razı gelen Yıldırım'ın yaşananların ardından bilhassa ustası Erdoğan'ı yedirmeme psikolojisiyle alana olanca gücüyle baskı yapacağı düşünülüyor.
Kaldı ki adaylığa karar verdiği süreçte yüzde 40'ın üzerine çıkma potansiyeli olduğu anketlerle sabit olan Yıldırım'ın son gelişmelerin ardından partisindeki erimeyi en aza indirecek isim olduğu biliniyor.
Türkiye Cumhuriyeti'nin 90 yıllık tarihinde aralıksız en uzun soluklu ulaştırma bakanı olarak dikkat çeken Yıldırım'ın gelinen noktada alacağı her oyun önemi var.
Son seçimlerde (12 Haziran 2011) yüzde 37'yi gören AK Parti'de öncelikli hedef bu oranın üzerine çıkmaktı. Yaşananların ardından yüzde 37'yi korumak bile önemli hale geldi. Kaldı ki ayakkabı kutularından mütevellit bir erime söz konusu olursa bu erimeyi en yüksek seviyede durduracak isim de Binali Yıldırım…
Son sürecin Yıldırım'ı kamçılamasındaki tek faktör siyasi kariyerini borçlu olduğu Recep Tayyip Erdoğan da değil muhtemelen… İkinci ya da üçüncü operasyonlarda Bakan Yıldırım'ın da adının karışma/karıştırılma ihtimali söz konusu. Türkiye Cumhuriyeti bütçesinden en yüksek dilimleri kullanan, en bol sıfırlı ihalelerin altına imza atan, Yap İşlet Modelleriyle çok sayıda devasa projeyi gerçekleştiren, Konak Tünelleri gibi fii tarihinden kanunlarla ihale prosedürüne takılmadan iş yürüten Yıldırım'ın hükümete yönelik bir operasyonun hedefinde olmaması mümkün görünmüyor.
Zaten polisin direndiği 2. operasyonun basına sızdırılan gözaltı listesinde Yıldırım'ın bakanlığından ihale alan çok sayıda işadamının ismi vardı.
Özetle Yıldırım hem sıkı sıkıya bağlı olduğu lideri Erdoğan'a hem de kendisine dönük bir saldırıyı savuşturmak için 30 Mart'tan güçlü çıkmak zorunda. Erdoğan'ın alacağı oy oranı onun siyasi yolculuğunu doğrudan etkileyecek. Dolayısıyla Yıldırım'ınkini de…
O yüzden son operasyonların Binali Yıldırım üzerinde ekstra bir motivasyon sağlaması doğaldır. Yedirmeyiz psikolojisiyle… Peki, bu motivasyon sandığa nasıl yansıyacaktır?
17 Aralık yolsuzluk/rüşvet depreminden önce İzmir'de gönülsüz de olsa en az 8-10 ilçede etkili olacağı varsayılan Yıldırım'ın son gelişmelerin ardından yarışa birkaç adım daha geriden başlaması kaçınılmaz görünüyor.
Ama yarışın başındaki gönülsüzlüğün yerini artık mücadele hırsı kaplamışa benziyor. Dahası bize kadar yansıyan enerji Yıldırım'ın yaşananlara yönelik iyiden iyiye bilendiğini gösteriyor.
Tam da bu noktada stratejik davranması beklenen AK Parti İzmir'in dikkatli adımlar ve doğru adaylarla yarışta iddiasını yeniden yakalamaya çalışacağı düşünülüyor.
*
Buca'da kapısı çalınan Cemil Şeboy iddialı bir aday. Son süreçteki CHP yönetimi Şeboy'u arattı. Öte yandan ilçenin merkez sağ hatta merkez sol yapısıyla ilişki halindeki Rumeli Göçmeni Şeboy, Yıldırım'ın bulabileceği en iddialı aday konumunda.
Seferihisar'ı 10 yıl yönetmiş, CHP'ye transferi direkten dönmüş, ölmüş ANAP'la girdiği yarışta yüzde 20'ye yakın oy almış Hamit Nişancı da öyle…
İlçesinde varlığını koruyan iddialı bir aday.
AK Parti'nin Bakan Yıldırım'la birlikte iddialı olacağı diğer iki ilçe de Bayraklı ve Karabağlar… Hatta Gaziemir… 2009 yarışından önce dönemin il başkanı Aydın Şengül tarafından itinayla çizilen sınırları ve yoğun gecekondu nüfusuyla dikkat çeken İzmir'in çiçeği burnunda iki ilçesinde de yarışa güçlü adaylarla girmeyi planlayan AK Parti, CHP'nin hata yapması halinde sonuç almaya oldukça yakın görünüyor.
Çözüm süreciyle birlikte bu iki ilçede yoğun yaşayan Kürt kökenli seçmenlerin de iktidar partisine destek olması bekleniyor.
Ve de Başbakan Erdoğan'ın kriz anlarında bir parça kayıp yaşasa da ağırlıklı olarak partisinin seçmenlerini kilitlemeyi başardığı da biliniyor.
Gezi Parkı ve Çözüm Süreçlerinden sonra yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarında da masumiyetlerini meydan meydan anlatan Erdoğan, 'dış mihrak, lobi' söylemleriyle en azından kendi seçmenini tutmayı başarıyor. AK Parti'ye yönelik uluslar arası saldırı senaryosuna çok sayıda taraftar bulan Erdoğan, 30 Mart'ta gücünü korumak için hiçbir maddi fedakarlıktan kaçınmayacağının da sinyallerini veriyor.
*
Bakan Yıldırım'ın altını merkez sağ ağırlıklı güçlü isimlerle doldurup, milletvekilleriyle de süsleyerek A Takımı algısı yaratmayı planlayan AK Parti'de tek hedef var.
Alabileceğin kadar yüksek oy al.
Koparabileceğin kadar ilçe kopar…
Başta 2011 genel seçimlerinde önde tamamlanan ilçeler olmak üzere merkezdeki büyük ilçelerde CHP'nin hata yapmasını kollayan AK Parti'de kozmik planlar rakibin zayıf yönleri üzerine kurgulanıyor.
Peki, ya CHP'de…?
Rakibin elini görmek lazım diyerek aylarca aday adaylığı sürecini yöneten Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, tehlikenin farkında.
Kritik ilçelerdeki aday faktörünün altını çizen Kocaoğlu, CHP'nin bu ilçelerde rakibin elini gördükten sonra aday açıklaması yapması gerektiğini savunuyor.
Ege TV'deki Güne Bakış'ta 2013'ün son programında açıkça yüzde 56,7'nin üzerine çıkmayı hedeflediğini açıklayan Kocaoğlu, 'Bu kez ilçelerde kendisinin sürükleyeceği' değil en azından kendini kurtaran, mümkünse ekstra oyu olan adaylara yönelme eğiliminde olduğunu ortaya koydu.
Dedik ya baştan…
Bu seçim sadece AK Parti yahut Başbakan Erdoğan için değil…
Herkes için olmak ya da olmamak mücadelesi…
Ve herkes rakibin elini, hamlesini önemsiyor.
Biz de kendimizi izlemeye değer bir satranç maçının ortasında buluyoruz.
Ustaların hamlelerini görmeye, anlamını çözmeye çalışıyoruz.