Zor yıldı 2013, hem de çok zor. Uğursuz-muş 13... Buna inanmak ne derece doğru bilinmez. Ancak tüm uğursuzluklarıyla, felaketleriyle antidemokratik uygulamalarıyla, yitirdiklerimizin acısı özlemiyle, sosyal ve ekonomik çıkmazlarıyla, yolsuzluklarıyla, bitip tükenmeyen kavgarı ve tüm karmaşasıyla geride kaldı gitti.
Şimdi yeni umutlar zamanı... Belki yeni bir dünya, barış ve sevginin hüküm sürdüğü... Adil, dayanışmacı, insanca, hakça, sömürmekten değil, emekten yana... Belki yeni bir anayurt kardeş kavgasının yaşanmadığı, ancak TC adının da ayaklar altına alınmadığı... Tüm dünyanın sevip saydığı, kurtuluş savaşımındaki halklara en iyi örnek Ulu Önder'e hakaret yağmadığı... Özgürlükçü, halkını düşünen, demokrat, aydın, yurdunu seven, çevreye duyarsız kalmayan, salt insanları değil hayvanları da doğal yaşamı da seven, vatanı para kasalarından önde tutanlar... Belki onlarla örülecek yeni bir siyasi yapı... Kimbilir?
Halk yığınları boyunlarına asılan yaşamak ağrısı giderek artarken, sporla, çoğunlukla da futbolla moral bulmayı yeğliyor. O yüzden ümitler, beklentiler zaman, mekan hatta boyut tanımıyor. Bunca sıkıntının arasında sporsever adeta bir başka boyutta yaşıyor.
Borç gırtlağı aşmış, alacaklılar, icra dosyaları sırada... Serseri mayın gibi, hangi dalganın ardından, iskeleden mi sancaktan mı, UEFA'dan mı, FIFA'dan mı? Nereden ne geleceği belli değil. Ama şampiyonluk isteniyor.
Bazan da para her şeyi çözmüyor. Biraz daha sistem, biraz daha tutarlılık, biraz sabır, biraz hoşgörü, belki biraz daha da para istiyor.
Sadece isimle görkemli geçmişle ise işler çözülmüyor. Bir zamanlar adını duyduğunda tir tir tir titreyenler, şimdi karşıtın olmuş. Senden daha iyi otelde kaldığında, senden daha çok prim verdiğinde, senden daha pahalı futbolcu aldığında, sen yalnızken, yanında kaymakamı, belediye başkanı, milletvekili, amiri, memuruyla protokolda sana hava attığında için kararıyor.
Çember biraz daha daralırken, kısır çekişmeler, temlikler, mahkeme kapılarına dayanan anlaşmazlıklar. Bilinmez ki neler paylaşılamıyor?
Çözümün adresi alt yapı mı? Ama hem yarışmacı, hem yetiştirici olmanın önünde sıra sıra engeller duruyor. Bir yanda, sistemden beslenip nemalananlar, öte yanda kabaran katlanan borçlar... Gencecik yetenekleri un gibi öğüten, üç ayda bir de yeni aktörlerini sahaya süren, eskilerini çöpe atan, takımların yeri ve ligi ne olursa olsun hiç kaybetmeyip, hep kazananlar.. Kentin en önemli markasına duyarsız kalan sözüm ona camialar... 'Ben de buradan yetiştim' demeden sırt çevirip, arkalarına dönüp bakmayanlar... Temliği taktığı gibi hemen uzayanlar.
2014'ü umut ederken, nerelere geldik. 'Umut etmek işkenceyi uzatır' diyen Alman düşünür haklı mı acaba?
Yok yok bu kara tablo üstüne güneş gibi doğanlar da var. Sistemden, istikrardan, ehil ellerle, profesyonellerle çalışmayı yeğleyenler... Parayı doğru harcayıp, doğru yöntemi seçen, iyi niyetle, arzuyla, zorluklardan yılmadan güvenle, sevgiyle yola çıkanlar. Koca camiaların, hep örselenmiş kentin yüzünü yerden kaldırıp, başarıları sınır dışına taşıyanlar, durmadan ilklere imza atanlar...
Kah yeşil sahalarda, kah parke salonlarda...
Umut bu. Her şeye karşın umut etmeli, dayanmalı... Şairin dediği gibi
Dayan kitap ile / Dayan iş ile. / Tırnak ile, diş ile,  / Umut ile, sevda ile, düş ile...
Evet yine de umut etmeli... Kimbilir belki Kaf Dağı'nın ardında belki de kapının arkasında...