Bürokrasiden Siyasete geçenler üç’’e ayrılır;
1)Gerçekten kariyer sahibi olanlar ve partilerin ihtiyaç duyduğu uzmanlar,
2)Devlet görevi yaptığı sırada, makamını siyasetin çirkin yüzüne peşkeş çekip sonra da dokunulmazlığa ihtiyaç duyanlar,
3)Hiçbir özelliği olmayan, sadece ’“Partinin Adamı’” olduğunu tescil ettirmek için aday olanlar. Bunlar seçimden sonra partiye gelip ’“ben sizin adamınızım, aday oldum kazanamadım, şu makama beni getirin’” diye kapı aşındıranlardır.
Ben genellikle herkesin siyasetle ilgilenmesi taraftarıyım. Kaliteli ve doğru insanlar siyasete girecekler ki, üçkağıtçı takımı dışarıda kalsın. Bu yüzden birinci şıktaki kariyer sahibi insanların ve uzmanların siyasete girmeleri için hep teşvikçi ve yardımcı oldum.
Üçüncü şıktakiler önemli kişiler değildirler. Partilerin tecrübeli kadroları bunları ayıklamak zorundadırlar.
Esas tehlikeli ve korkunç olan ikinci şıktaki kişilerdir. Bu kişilere, iktidarın başı veya çok yakın çevresi tarafından kanunsuz, yanlış işler yaptırılır. Bu kişiler bazen; Bir medya grubuna usulsüz kredi verilmesini sağlayan devlet bankalarından birinin Genel Müdürü veya kredilerden sorumlu Genel Müdür Yardımcısıdır, bazen; Devletin belli ve hassas birimlerinden birini cemaatin emrine veren ve bu grubun insanlara devlet olanaklarıyla tuzak kurmasına izin veren utanmazlar olabilir, bazen; parti il başkanı gibi çalışan Valiler olabilir, bazen de kendi teşkilatındaki vatan evlatlarını şehit eden katilleri, Türk Bayrağını ve Atatürk’’ün resmini indirterek karşılayan zavallılar olabilir.
Bu alışverişin halk tabiriyle söylenişi şöyledir; ’“Sen bu işe göz yum, kirlensen de önemli değil, biz seni önce milletvekili sonra da ak pak yaparız’…’”
İkinci şıktaki zavallılardan bazılarını bilirim. Allah kimseyi o duruma düşürmesin. Genel Başkan tarafından kullanılan bazıları kandırılır, milletvekili yapılmaz, orta yerde bırakılır. Bunların bir kısmı kafayı üşütür, bir kısmı yargıda hesap vermekle uğraşır ve yok olurlar.
Milletvekili olanların da hiç itibarları olmaz, Genel Başkan dahil hiç kimse yüzlerine bakmaz, görev vermez. Tek başlarına mecliste dolaşırlar sonra da unutulur giderler’…
’“Bürokratların siyasete katılmalarındaki en büyük yanlış ise, seçilemeyenlerin tekrar görevlerine dönmelerine yasaların izin vermesidir. Bu olmamalıdır. Siyaset başlı başına çok önemli bir görevdir. Gönüllülük esasına dayanır. Siyaset yapmak isteyenler, aday olanlar bu işin masraflarını kendileri karşılarlar. Halbuki bürokratlar, adaylıkları süresince ’“henüz istifa etmeden önce bile’” tüm devlet olanaklarını kullanırlar. Yani sıradan bir vatandaşın siyasete girmesiyle, bir bürokratın siyasete girmesinde bir ’“eşitsizlik’” vardır. Ayrıca önemli bir devlet görevinde bulunan ve bir partiden aday olan bir bürokrat, ’“tarafsızlığını’” yitirmiş demektir. Bu yüzden milletvekili adayı olan bürokrat, seçimi kazanamazsa eski görevine dönememelidir.’”
Bu bilgiden sonra AKP’’den aday olan bürokratlardan bazılarına bir göz atalım ve onları yukarıdaki 3 şıktan birine oturtalım;
*Kamu Güvenliği Teşkilatı Müsteşarı Muammer Güler,
*Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kaan Köksal,
*Ankara Cumhuriyet Savcısı Mehmet Yücesoy,
* AKP zamanında göreve getirilen bazı Valiler,
Ankara Savcısı Mehmet Yücesoy haricindekileri birebir tanırım, onu tanımıyorum, bu yüzden hakkında fikir yürütemem. Diğerlerinden çoğunun atanma kararnamelerinde imzam vardır. AKP iktidarından önce sıradan görevlerini ciddiyetle yapan devlet memurları idiler. Geçen 9 senede neler oldu bilemiyorum!.. Fakat bu bürokratlar 1. Şıkka giremezler, uzmanlıkları yoktur, Türkiye’’de bu kişilerin görevlerini aynı düzeyde yapacak yüzlerce meslektaşları vardır. Bunlar 3. Şıkka da girmezler, zaten bürokrasi de gelebilecekleri yere gelmişlerdir.
Geriye, en tehlikeli olan 2. Şık kalıyor. AKP İktidarı bu bürokratlara yasa dışı işler yaptırdı mı?.. Bunlar niçin dokunulmazlık zırhına ihtiyaç duyarlar?..
Aday olduklarına göre bu sorular ve benzerleri çok sorulacak, bu kişilerin geçmişleri, aileleri, kardeşleri, görev zamanları, servetleri, harcamaları didik didik araştırılacaktır. Siyasete girenlerin bunları baştan kabullenmeleri gerekir.
Ne demişler; ’“Gerçek soyunu-sopunu ve kendini tanımak istiyorsan siyasete gir.’”
Görelim bakalım AKP’’nin üst düzey bürokratlarını, neler yapmışlar!...