4 gün önce, Van'da yaşananlarla ilgili ''oohhh çok iyi oldu'' kafasındaki insanlarla, onlara laf yetiştirmeye çalışan diğerlerinin tartışmaları, ülke gündeminde o kadar fazla yer kapladı ki, olayın özünden iyice uzaklaştık… Uzaklaştıkça da mide bulantım iyice arttı…
Herkes hak ettiğini yaşadı… 4 aylık bebek hak ettiği için öldü... Onlarca öğretmenimiz, görev nedeniyle orada olan vatandaşlarımız hak ettiği için öldü… Bizler için kelle koltukta savaşan uzman çavuş Özgür Durmaz'ın eşi ve 8 yaşındaki oğlu hakettikleri için öldüler… Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan, vergisini veren vatanına sahip çıkan yüzlerce kürt hakettikleri için öldüler…
Bu mudur yani, aferin bize… Depremden çok Van kelimesi, doğu kelimesi, kürt kelimesi vurgulanıyor…
Arama kurtarma ekibindeki köpek bile Türk/Kürt ayrımı yapmadan insan kurtarma çabasındayken, insanlar böyle düşünebiliyorsa, gerçekten de sözün bittiği yerdeyiz…
* * *
Oysa milletçe şuan konuşulması gereken konu, yıllardan beri deprem nedeniyle toplanan vergilerin neden gerekli iyileştirmeler için kullanılmadığı, riskli bölge ve binaların neden tahliye edilmediği, AFAD'ın yani Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı'nın neden adam gibi çalışıp en kısa zamanda yardım ulaştırmayı beceremediği olmalıdır.
Hep birlikte gördük ki, 1999'dan bu yana geçen 12 yılda ülke depreme hazır olmaya bir adım bile yaklaşmamış… Oysa 17 Ağustos depremini yaşamış bir devletin, bu konuda ciddi anlamda yol katetmiş olması gerekmez miydi? Neden hata ve olumsuzluklardan bir türlü ders çıkarmıyoruz, bunları konuşmalıyız…
Bizlerden avuç avuç toplanan vergiler kimbilir nerelerde… Giderlerimizin yüzde 60'ına yakınını vergiler oluştururken, hala o vergilerden adam gibi dönüş alamamış olmamız asıl tartışılması gereken konu…
Yurdun dört bir yanından yardım yağıyor, tamam insanlıktır dayanışmadır… Ama neden kimse ''Deprem vergileri nerede'' diye sorma gereğini duymuyor? Zamanı gelmedi mi sizce o vergilerin karşılığını almanın?
Enkaz altında, üzerindeki cansız elle simge haline gelen minik Yunus, hastane yolunda öldü… İç kanama geçirdiği belirlenen Yunus, karayoluyla yaklaşık 5 saat uzaklıktaki Erzurum'a götürülürken, yolda yaşama veda etti… İbrahim Tatlıses için ambulans uçak seferber eden Sağlık Bakanlığı acaba neredeydi? Doktorlar eylem yaparken, ''gerekirse hastalarımızı yurtdışına götürürüz'' diyen Sağlık Bakanımız Yunus'un ölümüne ne dedi acaba, ben rastlamadım bu konuda hiç bir açıklamasına…
Enkazın altından boncuk boncuk bakan Yunus'u gördüğünde, benim içimin titrediği kadar titredi mi acaba yüreği, merak ediyorum…
İşte hep bunları konuşup tartışacağımıza, çözeceğimize, saçma sapan ideolojilerin peşinden koşuyor, insanlığımızı unutuyoruz…
Ne de güzel demiş Can Yücel ''Neredeyse ışığa inanmaz olacaktık, öyle hızla büyüyordu içimizdeki karanlık…''
* * *
Aslında canımı sıkan beni üzüntüye boğan sadece bu konuşulanlar değil...
Son iki gündür yardım adı altında yaşananlar da kahretti beni …
2 günden beri ekranlarda izlediğim görüntüler gerçekten de inanılmaz…
Organize olmak adına bir şey yok, insanlar çadır için battaniye için birbirlerini dövüyor… Kamyonların üzerinde insanlar, gelişigüzel ellerine ne geçiyorsa almaya çalışıyor… Kamyonlar hareket ediyor, insanlar kamyondan inmiyor, arkasından sürüklenenler var…
Bir başka kamyonda bir görevli kamyonun kasasındaki battaniyeleri yorganları gelişigüzel kalabalığa atıyor… İnsanlar atılanları kapmak için birbirini eziyor…
Görüntüler gösteriyor ki, afetler için hiç ama hiçbir hazırlığımız yokmuş meğer… Afet Koordinasyon Merkezleri sanki herkesi her şeyi Allaha havale etmiş…
Ne çadır stoğumuz varmış, ne de battaniye… Varsa bile göründüğü gibi hayli yetersiz…
Organize edecek tek bir kişi bile yok…
Bu kadar mı zor, bir kamyon yardımı düzenli bir şekilde, gerçek ihtiyaç sahiplerine dağıtmak…
Gelen yardımlar, bir merkezde toplanıp oradan belediyenin ya da valiliğin kontrolünde dağıtılamaz mı?
El attığımız her işte bu kadar beceriksiz olmak zorunda mıyız?
Yazık, gerçekten yazık…
Dipnot 1: Dikkatimi çeken bir şey var… Yardımda bulunmak isteyenlerde, yağma olaylarını gördükten sonra bir cayma potansiyeli görüyorum… Lütfen aklınızdan çıkarmayın, sadece 4 gün olmuş deprem olalı, her şeyini kaybetmişsin ve soğukta çoluk çocuk dışarıdasın… O psikoloji ile çadıra battaniyeye ya da yiyeceğe ulaşmak öyle öncelikli olur ki, her şeyi unutursun… Yakını ölmüş, ailesinden geride kalanlar bu soğukta aç açık sokakta kalmış bir insandan, makul davranışlar beklemek biraz insafsızlık olur… Devlet hızla organize olup koordinasyonu sağlasa zaten bu görüntüler de yaşanmaz… Yağma var deyip bunun ardına sığınarak yardımı esirgemeyin lütfen… Çünkü bu çok büyük bir vicdani sorundur…
Dipnot 2: Van, coğrafi konumu itibarıyla, ülkenin en doğusunda olabilir… Ulaşımın zor olduğu bir bölgede olabilir… Ama ne olur lütfen, orasının da vatan toprağı olduğunu unutmayalım… Vatanımıza, insanımıza ve hepsinden önemlisi vicdanımıza sahip çıkalım…
Dipnot 3: 18 Ağustos 1999'da bir fotoğraf vardı gazetelerde… Unutamadığım… Ayakta duran onlarca bina ve aralarında çökmüş tek bir bina… O fotoğrafın aynısını dün yine gördüm… Sağlam binalar ve sağlam binaların arasında tek bir tane çökmüş bina… Yorum yapmak istemiyorum…