Saltanatın yıkılışının, ’“Egemenliğin kayıtsız şartsız milletin’” oluşunun 90. yılını kutluyoruz. Her yer renk renk, cıvıl cıvıl, her tarafta bir festival, dünyanın dört bir yanından konuklar, çeşitli sanatçılar, değişik etkinlikler.’¶
Bir yandan da hicri takvime göre her yıl on gün atması gereken, ama nedense yıllardır Nisan’’ın 23’’üne çakılıp kalan alternatif kutlamalar. Durup durduk yerde insanı günaha sokuyorlar. Tövbe, tövbeee!
Baharın gelişi ile uyanan doğanın coşkusuna katılmak güzel. Kutlamaları uluslar arası boyuta taşıyıp, Ulu Önder Atatürk’’ün ’“Yurtta barış, dünyada barış’” felsefesini dünya halklarına yaymak da bir düşünce ürünü. Bunlara bir diyeceğimiz yok. Ne var ki, artık bu işin dozu kaçmaya başladı. Neredeyse 23 Nisan’’ın üzerinden ’“Ulusal Egemenlik’” kavramı yavaş yavaş silinirken, egemenliğin ulusa geçmesinin kutlaması olarak çocuklara armağan edilen ve bu özelliğiyle dünyadaki tek bayram olan ’“23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’” artık bir çocuk karnavalı edasında algılanmaya başlandı.
Üzerindeki derin anlamlar bir kenara bırakılıp, ’“lay lay lom’” havasında içi boş bir fiesta havasına dönüştürüldü. Birileri bu işe dur demezse, yakın bir zamanda sadece bu havayla anılacak ve gelecek kuşaklara da ’“uluslararası bir çocuk karnavalı’” olarak sunulacak.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’’nin kurulmasının ardından tam 90 yıl geçmiş. Biz 60’’lı yılların ikinci yarısında bu coşkuyu yaşamaya başladık. Günler öncesinden hazırlıklar başlar, kalbimiz küt küt atar, rontların, temsili kurtuluş mücadelesinin mini tiyatral gösterilerinin provalarında büyük bir titizlikle hazırlanır, bayram günü de büyük bir coşkuyu yaşardık. ’“Ulusal Egemenliğin’” bize kazandırdıkları, elleri öpülesi eğitmenlerimiz tarafından en yalın şekliyle vurgulanır, biz de bunları en ince zerresine kadar benliğimizde hissederdik. Okunan şiirler de, anlatılan kurtuluş öykülerinde gözyaşlarımızı tutamazdık.
Tıpkı yıllar sonsuzluğa uzansa da her 10 Kasım’’da ’“saat 9’’u 5 geçe’” gözyaşlarımızı tutamadığımız ve tutamayacağımız gibi.
Yıllar yılı kovalıyor. Cumhuriyet kuşağı, yerini 68 kuşağına bıraktı, ardından 78’’liler geldi. Duvarlar yıkıldı, perdeler ortadan kalktı, dünya küreselleşti. İnternet çağı geldi, dünya küçüldü, düşünceler de’… Yaşamı sorgulayanların, kendi öz değerlerinin farkına varıp, bunların kullanılmasını, çıkar ve amaçlar doğrultusundan yönlendirilmesini içine sindiremeyenlerin sayısı da giderek azalıyor.
Dogmatizm ve doktrinler, bunların yanında da manevi değerler, kültürel miraslar, çok uluslu küresel canavarlar tarafından yok edildi. Artık salt yemyeşil örtüsüyle değil de, kül bulutlarıyla, eriyen buzulların gürültüsü, yok olan mercanların feryadıyla yeni bir mevsime uyanmanın şaşkınlığını yaşayan doğa anamız da son çırpınışlarını yaşıyor.
Gözü bir türlü doymak bilmeyen ve sopasını da emekçi yığınların üzerinden eksik etmeyen, daha çok para kazanmaktan başka bir şeyi düşünmeyen ve bu uğurda, her değeri soğurup, posasını yine günahsız yığınlara sunan dini, milliyeti, dili olmayan sadece paranın birleştirdiği bu küresel devler artık yaşamımızın derinliklerine sinmiş, her evresinde bizi yönetiyorlar.
Açıkca dillendirilmese de paranın ’“gizli Tanrı’” olarak algılandığı bir dünyada yaşıyoruz. Buna karşın mistik söylemlerin çok büyük bir bölümünün arkasında da insanları duygusal yönlerinden teslim alıp, onları kendi çıkarları ve amaçlar doğrultusunda kullanmak yatıyor. Bu oluşumların, bu düşünce yapısının her karış toprağı şehit kanlarıyla sulanmaş bu güzel vatana da bulaştığını, üzülerek izliyoruz. Sadece üzülmekle mi kalacağız?
Onun için 23 Nisan şimdi çok daha önemli. Çok daha derinden algılanması, anlamının çok iyi kavranması gerekiyor.
Dünyanın sayılı imparatorluklarından biri olduktan sonra, harap ve bitap düşmüş, her karış toprağı emperyalist güçler tarafından paylaşılırken, kendi yazgısına boyun eğmemiş, dünyaya bir daha gelmeyecek ulu bir önder, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’’ün saflarında buluşup, yine dünyada eşi benzeri görülmemiş bir Kurtuluş Savaşı veren bir ulusun, kendine yakışan bir yönetim modeliyle Cumhuriyet’’le yönetilmeye başladığı bir gün.
Onun Gazi Mustafa Kemal tarafından çocuklara armağan edilmesi ise, bu eşsiz dünya liderinin ince düşüncesinin, çocuklara olan sevgisi ve çocukların ülkenin geleceği olduğu doğru saptamasının bir ürünü.
23 Nisan bu! Uluslararası bir çocuk karnavalı, ya da alternatif kutlamalarla perdelenecek, gölgelenmeye çalışılacak kadar basit bir şey değil.