2025 yılında insanlık, emperyalizmin yarattığı neoliberal politikalarla acıları ve gericiliği yaşadı.

Dilerseniz acıların ve gericiliğin yaşandığı Ortadoğu’dan başlayalım.

Ortadoğu’da Neler Yaşandı?

2025 yılında da Afrika’dan sonra Ortadoğu’ya çöken ABD, Britanya ve AB ortaklığının oluşturduğu emperyalist çete, yerel işbirlikçilileri kullanarak siyah altın için milyonlarca insanın yok olmasına salt sessiz kalmadı,onların kan denizinde boğulmasına da destek verdi.

Emperyalistler, Ortadoğu’daki birincil üsleri olan İsrail ile işbirliği yapan kral, prens, şeyh ve cumhurbaşkanlarını miatlarını dolduruncaya değin kullandılar.Çünkü onların hemen hepsi, sınırları Britanya ve Fransız ortak yapımı Sykes-Picot cetveli tarafından çizilmiş kabile devletçikleri idi.

Emperyalizmin Yarattığı Neoliberal Politikaların Sonuçlarından biri -Suriye’nin Yıkımı

Bu kapsamda en trajik olaylardan biri Suriye’de yaşandı.

Emperyal devletlerin daha yüksek düzeyde denetime sokulmak istendi.

Ancak yıkımına neden olan konuların başında, iç dinamikler de başat rol oynadı

Uluslaşma sürecindeki ülkede, halkçılık ve devletçilik temelinde bir politika izlenmedi.

Suriye’de 2000 yılından itibaren ekonomide ağırlıklı olarak neoliberal bir ekonomi uygulanmaya başlanmıştı. Bankacılıktan başlanarak ekonominin her alanında emperyal devletlerle, örneğin,İran ve Suudiler,Hollanda, Hindistan, ABD, Kanada, Çin’in güdümünde özelleştirmeler ve yatırımlar uygulandı.

Devletin topladığı vergiler, iş ve aş olarak eşitlikçilik temelinde insanlarına yansıtılmadı.

Bunun sonucunda küçük bir azınlığın dışında,kitlelerde yoksullaşma yaygınlaştı.

Uygulanan bu ekonomi-politikalar, etnisite ve dincilik temelinde ayrıştırmaları gündeme getirdi .Suriye’nin başına gelen dramın temeli bu olmuştur.

Emperyalizmine Karşı Çıkmaksızın Kurtuluş Var Mı?

Emperyalizm, IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü gibi denetimlerindeki örgütler aracılığıyla üçüncü ülkelerin ürettikleri mal ve hizmetlerini en ucuz bir maliyetle kendilerine aktarıyorlar.

İşin kötü yanı ise, zengin ülkelerin emekçi kesimlerinin de kendi kapitalistlerinin mazlum ülkelerden aktardığı kaynaklarından pay alıyor olması. Bu nedenden dolayı sisteme etkin tavır göstermiyorlar

Üçüncü dünya ülkelerinde işbirlikçi hükümetler ve onları denetleyen yabancı yatırımcılar, çiftçilerin topraklarına zorla ve/ ya da satın almalarla el koyuyorlar.

Örneğin zorla el koyma, Afrika’da yaşanmadı mı?

Aslında bu el koymanın sömürgeleştirmenin bir aracı olan kullanılan Hıristiyanlaştırma ile başlatıldığını anımsatalım.

Kenya’nın Kurucu Devlet Başkanı Jomo Kenyatta bunu şöyle ifade etmişti; ‘’Avrupalılar geldiklerinde onların elinde İncil, bizim elimizde ise topraklarımız vardı. Bize gözlerimizi kapatıp dua etmeyi öğrettiler. Gözlerimizi açtığımızda baktık ki İncil bizim elimizdeydi. Topraklarımız ise beyazların olmuştu.

Emperyalizm, üçüncü dünya ülkelerinin tarımını da denetleyerek,toprakları hunharca kullanarak üretimde yetersizlikleri yaratıyor. İnsanların en temel gereksinmesi olan besinlere ulaşmasını engelliyor. Milyarlarda insan açık sınırında yaşamak zorunda kalıyor.

Emperyalizmin Yarattığı Neoliberal Politikaları Süpürmek Atatürkçülükle Olası

Acıları ve gericiliği yaratan sistemin, kapitalizm ve onun yarattığı sömürgecilik olduğunu yeniden anımsatalım ve çıkış yolunun Atatürkçülükle olası olduğunu belirtelim.

Atatürk,1933’de bunu şöyle ifade etmiş değil miydi?: “Doğudan doğan güneşe bakınız! Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Doğu devletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum… Müstemlekecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerini milletler arasında renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve iş birliği çağı egemen olacaktır.

Üstelik Atatürk, müstemlekecilik ve emperyalizme karşı verilecek mücadelede, mazlum milletlerin devletçilik ve halkçılık temelinde bir ekonomi uygulamasının koşul ve gerekli olduğunu görmüş ve uygulamıştı.

Atatürk, 15 yıllık kısa bir sürede çok sayıda eseri ve fabrikayı kazandırmıştı.Böylelikle emperyal devletlerin Türkiye’de yeniden ekonomiyi denetim altına olması önlenebilmiş ve Osmanlı İmparatorluğu’ndan devraldığı enkaz ortadan kaldırılmıştı.

Özetle,2026 yılında yurttaşlar olarak çok daha yüksek düzeyde birinci görevimiz;

Bir siyasi güç olarak cumhuriyetin kazanımlarını sahiplenmek, o kazanımlardan geriye düşmemek.

Buna koşut olarak, kapitalist sermaye düzenine,hala ağırlığını sürdüren feodal kalıntılar ve de din sömürüsü ile emek sömürüsünü örtük olarak saklamaya çalışan siyasal yaklaşımlara karşı, sınıf mücadelesi ve laiklik mücadelesini, gelir dağılımında eşitlik temelinde toplumsallaştırmak gerekiyor.”diye düşünüyorum.

2026 yılında yurdumuz ve dünyamız için , bütün insanlığa gelir dağılımında eşitlik diliyorum.