Bütün dünyanın totaliter ideolojilerin peşinde koşarak birbirine girdiği, insanlık ailesinin 20. yüzyıldaki en karanlık günleridir 1940’’lı yıllar’… ’¶
Savaş ekonomisi kuralları içinde Türkiye’’de ekmeğin karne ile satıldığı, başta şeker ve un olmak üzere en temel tüketim mallarının karaborsaya düştüğü, Milli Şef İnönülü yıllar’… Bu kirli II. Dünya Savaşı yıllarında tarafsız kalabilmek için mekik diplomasisi yapan, duruma göre kah müttefik güçlere kah da Almanya’’ya yanaşarak denge politikasının en uç örneklerini sergileyen ve Türkiye’’yi savaş dışı tutabilmek için gösterilen olağanüstü gayretler’…17 yıllık genç Cumhuriyet’’in ’“sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış kitle’” tezahürüyle oluşturmak istediği dayanışmacı ve mesleki temsil anlayışına dayalı solidarist-korporatist ideolojik yönelimler ve rejimin tek partisi içinde savaş ekonomisinden beslenenlerin, yükselen taşra ve ticaret burjuvasinin bu geniş konsensüsten ve toplumsal ittifaktan yavaş yavaş kopma çabaları’…
TBMM’’de Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu, Köy Enstitüleri Kanunu’’na karşı başını toprak ağalarının çektiği CHP içindeki parti içi muhalefetin yükselen ayak sesleri’…O günlerin tek iletişim aracı olan radyodaki ’“ajans’”larda Almanların cephelerdeki üstünlük haberleri üzerine oluşan kamuoyu algıları’… Avrupa’’da yükselen faşist rüzgarların Türkiye’’de yarattığı etkiler’… Varlık Vergisi, Aşkale sürgünleri, Struma faciası ve iç politikada baş gösteren ırkçı-turancı dalgalanmalar’… Ta ki, Almanların 1943 kışında Stalingrad önlerinde püskürtülmesiyle son bulacak olan iç bunaltıcı karartma geceleri’…
Bütün bunlara rağmen, Lüx fenerlerinin ve isli gaz lambalarının loş ışıklarının yarattığı bir avuç aydınlıkta ayakta kalmaya çalışan ve Kemalettin Tuğcu öykülerini bile aratmayacak sıcacık insan hikayeleri... O tarihe kadar sığırtmaçlık yapmaktan başka şansı olmayan köy çocuklarının Köy Enstitüleri’’nde keman, piyano mandolin çalarak ve dünya klasiklerini okuyarak ’“canlanmaları’”, aydınlanmaları’….
Evet, değerli Egedesonsöz okurları’… Bütün bunların hepsi 1940’’lı yılların ilk yarısında yaşandı. Elbette ki, yaşadığımız kent İzmir bütün bu gelişmelerden nasibini aldı. Nitekim, dönemin İzmir gazeteleri üzerinde yapılan genel bir taramada ülkenin bu en önemli ticaret ve liman kentinin savaş ekonomisi kuralları içinde ekonomik ve sosyal açıdan ne tür sıkıntılarla boğuştuğu açık olarak izlenebilir. Bu ortam içerisinde CHP’’nin İzmir’’deki il başkanlığının izlediği yol haritasını belirleyen 11 Aralık 1942 tarihli İl Kongresi gerçekten önemliydi. İşte bu yazıda sizlere 1942’’deki CHP İzmir İl Kongresi’’ni anlatmaya çalışacağım.
Bilindiği gibi Atatürk’’ün 1938’’deki ölümüyle birlikte CHP’’de ’“milli şef’” İnönü dönemi başlar. 26 Aralık 1938’’deki CHP I. Olağanüstü Kurultayı’’nda yapılan bir tüzük değişikliğiyle İsmet İnönü ’“değişmez genel başkan’” olur. Hatta yapılan tüzük değişikliğinde değişmez genel başkanlığın ancak vefat, vazife yapamayacak bir hastalık veya istifa ile sona erebileceği özenle vurgulanır. Bu değişiklik İsmet İnönü’’nün parti içinde zaten var olan tarihsel gücünü bir kez daha perçinler. 1939’’dan 1945’’e yani II.Dünya Savaşı’’nın bitimine kadar olan süreçte ise, CHP İzmir İl Başkanlığı görevini 4 önemli isim üstlenir. Bunlar sırasıyla Atıf İnan, Münir Birsel, Sedat Dikmen ve Mehmet Orhon’’dur.
Anadolu Gazetesi, 13 Aralık 1942
11 Aralık 1942 Cuma günü saat üç’’te İzmir Halkevi’’nde toplanan CHP İzmir İl Kongresi’’ne İzmir Valisi Sabri Öney, partinin bölge müfettişi İstanbul Milletvekili Galip Bahtiyar Göker, İzmir milletvekilleri, Belediye Başkanı Reşat Leblebicioğlu, Parti Vilayet İdare Heyeti Reisi Münir Birsel, Defterdar Mümtaz Tarhan, hükümet daireleri reis ve müdürleri, Ticaret Odası Reisi, Vilayet Umumi Meclisi, Belediye Meclisi, parti vilayet ve kaza idare heyeti azaları ve kalabalık bir dinleyici kitlesi katılmıştı. Genel sekreterlik emriyle kongre başkanlığına bölge müfettişi Galip Bahtiyar Göker getirilmiş, ikinci başkanlığa ise, Seferihisar delegesi Mehmet Orhan ve divan katipliklerine de kemal Erim ve Sadık Bey seçilmişlerdir. Avukat Münir Birsel bu gelişmelerden sonra CHP İdare Heyeti raporunu okumuş ve konuşması belediye hoparlörleriyle bütün İzmir’’e duyurulmuştu. Bu gelişmelerden de anlaşılacağı gibi 1930’’ların ortalarında karşımıza çıkan parti-devlet özdeşliği II.Dünya savaşı yıllarında da devam etmekteydi. Zira kongreye İzmir’’de başta vali olmak üzere bütün yüksek kamu görevlileri iştirak etmişti Münir Birsel konuşmasında; iaşe işleri, ekmek meselesi, sosyal yardım, işçi ve esnaf cemiyetleri ile halkevleri ve halkodalarının faaliyetleri üzerinde durmuş, Bornova, Buca ve Torbalı’’da birer halkevi açılacağını söylemiş, Alaçatı Nahiyesi’’nde ise bir halk odası açılacağını ifade etmiştir. Münir Birsel, Milli Şef İnönü’’nün İzmir’’e özel bir önem verdiğini, 1940’’dan bu yana üç kez İzmir’’e gelerek kentin sorunlarıyla yakından ilgilendiğini, hatta CHP Genel Sekreteri Memduh Şevket Esendal’’ın da İzmir’’e gelerek kentin sorunları hakkında bilgi aldığını vurgulamıştır.(Kaynak: Anadolu Gazetesi, 12 Birinci Kanun (Aralık 1942)
Kongre’’nin ikinci günü İzmir ve kazalarının ekonomik ve sosyal sorunları üzerinde durulmuş ve yapılan tartışmalardan sonra Yol Vergisi’’ni herkesin kazancına göre ödemesi gerektiği, İzmir Elektrik Şirketi’’nin İzmir halkından depozito diye topladığı paraları bankada kendi adına nemalandırmaması ve bu paranın nemalarıyla birlikte ilkokulların yardım heyetlerine dağıtılması karar altına alınmıştır. Çiftçilere mutlak surette pulluk ve uç demirinden oluşan ziraat aletlerinin dağıtılması, sıtma bulunan yerlerde halka kinin verilmesi, Ege Bölgesi’’nin kültür ihtiyacının giderilmesi amacıyla İzmir’’de vakit geçirmeksizin bir üniversite açılması, üniversite açılıncaya kadar da şehirde bu eksikliği giderecek bir yüksek ticaret fakültesinin kurulması ve Bergama’’da parti nahiye teşkilatı oluşturulması gibi kararlar alınmıştır. Bütün bunlara ek olarak kongrede, Çeşme dispanserinin genişletilmesi, Bayındır Hükümet Konağı’’nın acele tamamlanması, liseyi bitiren kızların derhal memuriyete alınması, Eşrefpaşa’’da bir nahiye teşkilatı oluşturulması ile ekmeğin mutlak surette ucuzlatılması istenmiştir.
Anadolu Gazetesi, 12 Aralık 1942
Yapılan bu tartışmalardan ve alınan kararlardan sonra seçimlere geçilmiş, 78 azanın katıldığı ve gizli oyla yapılan seçimler sonucunda CHP İzmir İl İdare Heyeti’’ne 78 oyla Münir Birsel, 77 oyla Ekrem Oran, 76’’şar oyla Reşat Leblebicioğlu ve Doktor Kamuran Örs, 75’’er oyla Avukat Şükrü Sayar, Rahmi Balaban ve Sedat Dikmen, 73 oyla Doktor Mithat Ören ve 69 oyla Öğretmen Mithat Oksancak seçilmiştir. Partinin İzmir kurultay delegeliklerine ise Atıf İnan, Reşat Leblebicioğlu, Doktor Kamuran Örs, Ekrem Oran, Mehmet Orhan, Sami Gülcüoğlu, ve Hasan Çelebi seçilmişlerdir. Seçimlerin bittiği akşam CHP İl Yönetim Kurulu Halkevi’’nde toplanmış ve görev bölümü yapmışlardır. Buna göre; İl Başaknalığı’’na Avukat Münir Birsel, İl Sekreterliği ve Halkevi Başkanlığı’’na Doktor Kamuran Örs, İl Muhasebeciliği’’ne de Sedat Dikmen getirilmiştir. Aynı gün akşam kongre delegelerine CHP İl Yönetim Kurulu Deniz Gazinosu’’nda bir akşam yemeği vermiştir. (Kaynak. Anadolu Gazetesi, 13 Birinci kanun (Aralık) 1942).
1942’’deki CHP İzmir İl Kongresi’’nde İl Başkanı seçilen Münir Birsel
Peki, 1942’’deki kongrede İl Başkanı seçilen Münir Birsel kimdi?1897’’de İzmir’’de dünyaya gelen, önce İzmir İdadisi’’ni sonra İstanbul Hukuk Fakültesi’’ni birincilikle bitiren, 1923’’de İzmir’’e dönerek avukatlık bürosu açan Münir Birsel 1934’’den 1940 yılına kadar üç kez İzmir Barosu Başkanlığı’’nı yürütmüş ve 1930’’dan 1938 yılına kadar da İl Genel Meclisi üyeliğinde bulunmuştur.1943 seçimlerinde aynı zamanda İzmir’’den milletvekili seçilen Münir Birsel sırasıyla Recep Peker, ve Hasan Saka kabinelerinde Milli Savunma Bakanı olarak görev yapmış, Şemsettin Günaltay hükümeti döneminde ise, İşletmeler Bakanı olmuştur. Demokrat Partili yıllar boyunca kendi kabuğuna çekilen ve İzmir’’de avukatlık yapmaya devam eden Münir Birsel, 24 Şubat 1990’’da İzmir’’de vefat etmiştir.
II. Dünya Savaşı’’nın etkilerinin yoğun olarak hissedildiği 1942 İzmir’’inden bir kesit olarak sizlerle paylaşmaya çalıştığım 1942 CHP İzmir İl Kongresi’’nin bugün bize sunduğu analize gelince!... Her şeyden önce tek partili yıllarda CHP’’nin yerel örgütleri doğal olarak kentte bulunan resmi makamlarla, belediyeyle, halkeviyle organik bir bağ oluşturmuştur. İl Kongresi’’nin belediyeye ait hoparlörlerle bütün kente duyurulması bazı maksatlı çevrelerin tek partili yıllarda ’‘CHP bürokratik bir elitin partisi olmuştur’’ şeklindeki iddialarının aksine, bu dönemde alınan kararların geniş halk kesimleriyle paylaşıldığının bir işareti olarak değerlendirilebilir. Kentli orta sınıfı Cumhuriyet değerleriyle buluşturabilmek için 1930’’ların başında kurulan halkevlerinin CHP yerel örgütleriyle olan bağları ise aşikardır. Hatta bu bağ o kadar güçlüdür ki, İzmir Halkevi Başkanı aynı zamanda CHP İzmir İl Yönetim Kurulu üyesidir. Ve CHP İzmir İl Kongresi de bu bağın doğal bir sonucu olarak İzmir Halkevi’’nde toplanmıştır. Kongreye katılan delegelerin mesleksel analizine baktığımızda; avukat, doktor, tüccar, öğretmen ve muhasebeci ile yerel eşraf ve çiftçilerin ön sıralarda yer aldığı görülür. Bu bağlamda İl Kongresi, İzmir’’in tüm sorunlarıyla yakından ilgilenmiş ve bu sorunların çözümüne yönelik kararlar almayı ihmal etmemiştir.
Evet; 1940’’lı yılların o karanlık ortamında tek partili yıllarda bir CHP İzmir İl Kongresi ve düşündürdükleri... Delege ağalığının olmadığı, naylon üyelerin, liste savaşlarının yaşanmadığı, talimatla il başkanının atanmadığı, ekipçilik-hizipçilik görüntüsünün ekseninde toplumun, ülkenin ve kentin gündeminden kopuk tartışmaların yerine zerafet, letafet, incelik ve üretim dolu günler’… Sizce hangisi daha demokratik?