Türkün şanla şerefle dolu tarihinin en parlak sayfası Çanakkale;
Pek çoğumuz Çanakkale'yi yani şehitlikleri ziyaret etmişizdir. Balkan savaşlarının ardından açlık ve sefalet içerisindeki Türk Milleti yeni bir Haçlı seferiyle karşı karşıya kalmış, düşmana karşı tek yumruk olan milletimiz 16 ülkeden gelen askerlere karşı galip gelmiştir.
Türk tarihi açısından dönüm noktası olan bu savaşta hiç unutmamamız gereken bazı noktalar vardır ki, bunlardan bazılarını hatırlatmakta yarar olduğunu düşünüyorum.
Aç ve perişan halkımızın dişinden tırnağından artırarak devletine kazandırmak
istediği ve parasını peşin ödediği iki savaş gemisine İngilizlerin el koyduğunu, tüm ültimatomlarımıza rağmen paramızı geri ödemediklerini ve bu gemilere daha sonra askerlerini doldurarak Çanakkale'ye yolladıklarını, Enver Paşa'nın Alman hayranlığının bize 500 bin vatan evladına ve bir imparatorluğun tasfiyesine neden olduğunu, Sultan Abdülhamid'in ise olayları kırk yıl önceden görerek Çanakkale'deki tabyaları güçlendirdiğini ve elden geçirdiğini, Bazı yeni tabyaları inşa ettirdiğini, O'nun yaptığı çalışmaların belki de savaşın seyrini değiştirdiğini, İngilizlerin daha savaş ilan edilmeden
Seddülbahir'i bombaladıklarını ve 86 şehit verdiğimizi,
İngiliz -Fransız donanmasının Gelibolu öncesi 200 yıldır hiç yenilmediğini, İngiliz-Fransız donanmasının seksen parça gemiyle boğaza saldırdığını, İngilizlerin sabah saatlerinde girdikleri boğazı ellerini kollarını sallayarak, canlarının istediği her yeri bombalayarak geçebileceklerini zannettiklerini, Akşam beş çayını Marmara denizinin ortasında içmeyi planladıklarını, İstanbul üzerine bahisler kurduklarını,

Yüzlerce yıl Osmanlının ekmeğini yemiş olan ve Osmanlıdan sadece saygı ve hoşgörü görmüş olan gayr-i müslimlerin, İngiliz-Fransız donanmasının gelmekte olduğunu haber alınca İstanbul'da sevinç gösterileri yaptığını Bu tehlikeli gelişmeler karşısında devleti yönetenlerin başkenti Eskişehir'e taşımayı düşündüğünü, hatta gerekli binaların ayarlandığını, gitmesi için teklif götürülen devrik Sultan Abdülhamid'in bu teklife şiddetle karşı çıktığını, 'Biz İstanbul'u alırken Bizans İmparatoru kanının son damlasına kadar savaştı ve öldü Ben ondan daha mı az şerefliyim! Gelirlerse burada savaşır ve ölürüz' dediğini, bu sözler üzerine payitahtın utandığını ve İstanbul'da kalmaya karar verdiğini,

Osmanlı Devletinin elinde sadece 26 deniz mayını kaldığını, Nusret (Yardım) gemimizin kaptanının (Tophaneli Hakkı Binbaşı ) mayınları nereye ve ne zaman bırakması gerektiğini bir gece önce rüyasında bir yüce kişi tarafından kendisine bildirildiğini, Bu mayınların hiç akla gelmeyecek biçimde Ertuğrul koyunda kıyıya paralel olarak döküldüğünü, İngilizlerin boğazı defalarca dikine kontrol etmelerine rağmen bu mayınları tespit edemediklerini çünkü Nusret'in bu mayınları son mayın kontrolünden sonra sabaha karşı bıraktığını

200 yıldır yenilmeyen dünyanın en büyük donanmasının mayınlara çarparak iki saatte dağıldığını Türklerin batan düşman gemilerindeki savunmasız askerlere ateş etmeyi bıraktıklarını ve diğer gemilere ateş ettiklerini Bunu gören İngiliz komutanlarının -muhtemelen kendileri tersini yapmış olacakları için- olaya bir anlam veremediklerini Her fırsatta bize insan hakları, medeniyet, tokatları patlatanların o gün aldıkları bu insanlık dersi karşısında şok geçirdiklerini,

Edremitli Seyit Onbaşının, Topun ağzına mermi süren vinç tesisatı bombardımanda kullanılamaz hale gelince 'Ya Allah Bismillah' diyerek üç tane 275 kiloluk mermiyi tek başına arka arkaya kaldırarak yatağa sürdüğünü ve ateşlediğini, bu işlemi yapabilmesi için her defasına üç basamaklı metal bir merdivenden çıkması gerektiğini, üçüncü atışta İngilizlerin 'Ocean' zırhlısının dümenini parçaladığını, dümeni kırılan 'Ocean'ın sarhoş bir
serseri gibi mayınlara sürüklendiğini bir mayına çarparak havaya uçtuğunu ve yirmi dakika içinde battığını,

Bu olayın ertesinde bölük komutanının Seyit Onbaşıyı çağırttığını, aynı mermiyi kaldırmasını istediğini ancak Seyit Onbaşının bunu başaramadığını Bunun üzerine Komutanın 'Bu merminin tahtadan bir maketini getirsinler, Bu yiğidin fotoğrafını çeksinler' diye emir
verdiğini, Bu fotoğrafın hepimizin çok iyi bildiği ve Seyit Onbaşının günümüze ulaşan tek fotoğrafı olduğunu,

Cumhuriyet kurulduktan çok sonra Atatürk'ün Edremit'i ziyareti sırasında Seyit Onbaşıyı sorduğunu ve Kaymakam dahil kimsenin bilmediğini Kaymakamın Seyit Onbaşı'yı Atatürk'ün huzuruna çıkarmadan önce kılığını beğenmeyip, tıraş ettirip takım elbise
giydirdiğini, bu olayın Atatürk'ü derinden yaraladığını Kaymakam dahil orada bulunan herkesi azarladığını Seyit Onbaşının ölene kadar ormancılık yaparak sefalet içinde perişan yaşadığını,

Nusret Mayın gemisinin yakın zamana kadar Mersin'de demirli olduğunu ve ömrü dolduğu için jilet yapılmasının planlandığını, sırf bu ihtimalin bile Türk Milleti adına yüz kızartıcı bir utanç levhası olarak kalacağını, birkaç vatanseverin çırpınışıyla şimdilik bu olayın durdurulduğunu,

Savaş istatistiklerine göre bir m2′ye 6000 mermi düştüğünü, bu oranın dünya savaş tarihinin en yüksek oranı olduğunu Havada iki merminin çarpışma ihtimalinin 600 milyonda bir olduğunu, bu çarpışan mermilerden Çanakkale'de onlarca bulunduğunu Savaş Gazilerinin 'Cehennem diye bir yer vardır Biz orayı gördük' dediklerini
Ortalığı basan sinekler yüzünden hiçbir yiyecek maddesinin birkaç tane sinek yutmadan yenilemeyeceğini, Salgın hastalıkların da savaş kadar can aldığını, unutmayalım unutturmayalım…