Türkiye'de seçmen davranışlarının temel özelliklerinden biri; genel seçimlerdeki parti tercihleriyle karşılaştırıldığında özellikle büyükkentlerde tercihlerin yerel seçimlerde farklılaşabilmesidir. Seçmen partisini değiştirme kararı vermemişse, genel seçimde parti aidiyeti, bağlılığı ve özdeşliği gibi etkenler, oyların farklı partilere yönelmesinin önünde engeldir. Partisinin seçimi kazanamayacağını bilse de, seçmen yine sandıkta partisini tercih eder. Oysa ki yerel seçimlerde genel seçimlerdeki kadar 'donmuş' ya da 'istikrarlı' seçmen davranışlarından sözedilemez. Türkiye parti sisteminde neredeyse istisnasız tüm partiler ve seçmenleri için sözü edilen bu davranış ve eğilim az ya da çok gözlenmektedir. Genelde sağ ya da sol partilere oy veren seçmenler yerelde ideolojisine ihanet edip etmediğini sorgulamadan, rahatlıkla rakip ideolojik bloktaki partilere bir kez de olsa oy verebilmekteler. Bu politik davranış örüntüsü merkez sağ ya da merkez sol seçmen bağlamında düşünüldüğünde o kadar şaşılacak bir durum değilken, konuya uç milliyetçi Türk ya da Kürt seçmenler örneğinde bakıldığında, ilk bakışta anlaşılması zor görülebilir.
Kendisini Türk milliyetçisi olarak tanımlayan ve MHP'nin siyasi bagajında olan bir seçmenin ya da etnik kimliğini Kürt olarak ilan eden BDP'li seçmenin sandıkta ılımlı sol ya da sağ partilere yönelmesini anlamak pek kolay görünmeyebilir. Oysa ki, seçmenlerin oy verme davranışlarının ardındaki dinamikler üzerinden politik olanın sosyolojisini izah etmek aslında o kadar da zor değil. Olguyu bir soru aracılığıyla somutlaştırmak gerekirse, sorumuzu şöyle formüle edebiliriz? 'Genel seçimde X Türk milliyetçisi ya da Y Kürt milliyetçisi partilere oy veren seçmenler yerel seçimde ideolojik yelpazedeki ılımlı merkez sağdaki W ya da merkez soldaki Z partisine neden oy verir? Seçmenlerin oy verme davranışlarıyla ilgili geliştirilmiş teorilerden yola çıktığımızda, bunu öncelikle ekonomik faydacılık ya da pragmatizmle açıklamak mümkün. Seçmen ekonomik fayda göreceği parti ya da adaya, ideolojik olarak bağlı olduğu partiyi bir süreliğine yedeğe alarak yönelebilir. Ekonomik fayda, beklentiler seçmenlerin parti tercihinin genel ile yerelde ayrışabilmesinin başlıca nedenlerinden biri olarak teoriyle uyum içindedir. Fakat, teorilerin vurgu yaptığı birkaç gerekçe daha vardır ki, özellikle ülkemizde fazlasıyla yerel seçimlerde gözlenmektedir. O da; stratejik oy verme ve aday faktörüdür.
Stratejik oy verme, seçmenin kendisine ideolojik olarak en uzakta ve seçim kazanma ihtimali yüksek olan partinin seçimden galip çıkmaması için, kazanma ihtimali olan partinin en güçlü rakibine sandıkta destek vermesidir. Aday faktörü ise, aralarındaki aidiyet duygusuna rağmen, partisi yerine bir ya da birkaç seçime özgü olmak üzere seçmenin farklı bir partinin adayına dair zihninde çeşitli psikolojik, ekonomik, politik ve kültürel kategoriler üzerinden inşa ettiği özdeşlik hissiyle destek vermesidir. Bu soyut ya da teorik saptamalardan yola çıkarak, 30 Mart 2014'te İzmir'deki Türk ve Kürt milliyetçilerinin sandık reflekslerinin nasıl olabileceğine dair sınırlı değerlendirmelerde bulunabiliriz. Bunun için, önce 2009 yerel seçimlerindeki refleksleri hatırlamak gerekir. Bu seçimde CHP'yi yerelde Aziz Kocaoğlu liderliğinde yüzde 50'nin üzerine taşıyan dinamik içinde çelişkili gibi görünse de, Türk ve Kürt milliyetçilerinin varlığı gözardı edilemez. Aynı seçimde Türk milliyetçisi MHP'lilerin hatırı sayılır bir kısmı AK Parti'nin kazanmaması için stratejik oy kullanarak CHP'ye yönelirken, Kürt milliyetçisi seçmenlerin de bir kısmı politik kimlik ve aidiyetlerini bir kenarak koyarak, Aziz Kocaoğlu ile kurduğu özdeşlik ilişkisiyle CHP'yi desteklemişlerdi. CHP'nin Büyükşehir Belediye Başkanlığını 2 seçmenden en az 1'inin oyuyla kazanmasını belirleyen dinamik tabii ki sözkonusu seçmen grupları değildi. Fakat, sandıklarda CHP ile Ak Parti arasındaki makasın açılmasının müsebbibi adı geçen seçmen kitlesiydi diyebiliriz.
30 Mart 2014'te sandıkta bu seçmenler örneğinde tarih tekerrür eder mi şeklindeki bir soruya ancak güvenilir bilimsel ampirik veriler yardımıyla sağlıklı yanıt vermek mümkün olsa da, İzmir'de veri siyasal atmosferden yola çıkarak kimi öngörülerde bulunmak mümkün. Önce bir gerçeğin altını net olarak çizmek gerekir. Ampirik bulgulara göre, yaklaşık olarak İzmir'li 4 seçmenden 1'i sandıkta stratejik oy kullanıyor. İzmirliler için laiklik ile yaşam tarzlarının korunması soludukları hava kadar elzem. İzmirli seçmenler için adayın kimliği, niteliği, kente sunulacak hizmetler önemli olmakla birlikte, kimlik ve hizmetin kent ve kentlinin sosyo-kültürel dokusuyla örtüşmesi gerekiyor. Yoksa, İzmir'li petrol zenginliğinin yarattığı Körfez coğrafyasındaki görgüsüz maddeci modernizm sevdalısı bir kentli kitle de değil. Moderniteyi lüks gökdelen ve AVM'lerle değil, içindeki demokratik, katılımcı kent kültürüyle tanımlayan bir sosyolojik topluluk. Bu veri durum, yaşam tarzı merkezli laikçi hassasiyetleri içselleştirmiş olanlar kadar, Türk ve Kürt milliyetçi seçmenler için de böyle.
İzmir'deki Türk milliyetçilerinin sandıktaki reflekslerinin 2009'dan bugüne altüst olduğuna işaret eden yerele özgü politik gelişmeler yaşanmadığı gibi, kentte kalış süresi uzadıkça İzmir'li olmaya dair yaşam tarzları gelişen milliyetçi Kürtler için de refleks değiştirmeyi gerektiren dinamikler yok gibi. Üstelik, Edirne'de Türk milliyetçisi, Diyarbakır'da Kürt halkının politik kimliğinin yılmaz savunucuğuna soyunan pragmatik-popülist bir parti olarak Ak Parti kürtler için post-modern zamanların ruhuna uygun, herşeyin içiçe girdiği bir konjonktürde politik bagajına iktidarda kalma uğruna herşeyden bir şey ekleyen bir parti olarak algılanıyor. Bu eklektik kimlik İzmir'de Türk ve kürt milliyetçisi seçmenler tarafından ne ölçüde samimi ve gerçekçi bulunur ve Ak Parti lehine sandığa yansır ya da bu kitlelerin hatırı sayılır bir kısmı her daim son dakikada CHP mi der? Şimdilik bunlar yanıtlanması kolay olmayan sorular.