Ender ALDANMAZ/EGEDESONSÖZ- Türkiye güne Süleymancılar tarikatına yönelik gerçekleştirilen suç örgütü operasyonuna uyandı.

Süleymancılar operasyonunda kimler gözaltına alındı?
Süleymancılar operasyonunda kimler gözaltına alındı?
İçeriği Görüntüle

Liderliğini Alihan Kuriş’in yaptığı tarikata yönelik operasyon kapsamında Kuriş dahil 48 kişi hakkında gözaltı kararı verilirken tarikata ait olduğu öne sürülen bazı şirketlere de el konuldu.

İzmir'de Süleymancılara operasyon!
İzmir'de Süleymancılara operasyon!
İçeriği Görüntüle

Devlet bürokrasisindeki tarikat örgütlenmeleri ile ilgili dikkat çekici açıklamalarda bulunan YENİ Parti İzmir Milletvekili Murat Bakan, Süleymancılar tarikatına yönelik olarak yapılan operasyonu yorumladı.

Bakan, AK Parti iktidarının tarikatlarla olan ilişkisine dikkat çekerek tarikatların önlerinin açıldığını, tarikatların iktidara yakınlık-uzaklık üzerinden değerlendirmeye alındığını belirtti; Denetimden yoksun olan tarikatların ve cemaatlerin milli güvenlik meselesi haline gelebileceğini de "FETÖ" üzerinden örnekledi. Bakan ayrıca adil yargılama koşulu ile Menzil tarikatının inceleme altına alınması gerektiğinin de altını çizdi.

YENİ Partili Murat Bakan yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

“Bugün kamuoyunda Süleymancılar olarak bilinen yapıya yönelik bir operasyon gerçekleştirildi; cemaatin liderinin de aralarında olduğu çok sayıda kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Öncelikle şunu net söyleyeyim: Kimseyi peşinen suçlu ilan etmiyorum. Adil yargılanma hakkı herkes için geçerlidir ve bu yapı için de geçerli olmalıdır. Ama tam da bu yüzden asıl meseleyi konuşmamız gerekiyor.

DEM Parti'den Selahattin Demirtaş sorusuna yanıt!
DEM Parti'den Selahattin Demirtaş sorusuna yanıt!
İçeriği Görüntüle

Çünkü mesele Süleymancılar'dan çok daha derin. Türkiye'nin kanayan yarası, yıllardır denetimsiz büyüyen tarikat ve cemaat yapılanmalarıdır. Bunlar dışa kapalı, hiyerarşisi görünmez, finansmanı şeffaf olmayan örgütlenmelerdir. Yurtları, kursları, medreseleri ve geniş ticaret ağlarıyla adeta devlet içinde ayrı bir devlet gibi işlerler. Aladağ'da bir yurtta yanarak can veren kız çocuklarımızı unutmadık; o da bu denetimsizliğin bedeliydi.

Sosyolojik olarak bakıldığında bu yapıların gücü tesadüf değildir. İhtiyaç sahibi ailelere barınma, eğitim, iş ve çevre vaat ederek başlar; verilen her imkân zamanla bir bağlılık, bir borç ilişkisine dönüşür. İnsanların en saf duygusu olan inanç, burada bir sadakat mekanizmasına çevrilir. Dini meşruiyetin arkasına gizlenmiş ekonomik bir işletmeye dönüşen bu ağlarda, tepedeki isimler zenginleşirken tabandaki insanlar sadece rıza üreten bir kitle haline gelir. Bugün soruşturmaya konu olan aklama, yurt dışına aktarılan yüksek tutarlar ve şirketlere atanan kayyımlar, tam da bu "dini cemaat" görüntüsünün altındaki mali gerçekliği gösteriyor.

Daha da vahimi, bu yapıların denetlenmek bir yana önlerinin açılmış olmasıdır. Bu çevrelere yakın isimlerin devlet kademelerinde hızla yükseldiğini, hâkiminden savcısına, generalinden emniyet müdürüne, valisine kadar kritik görevlere geldiğini gördük. "Sarıklı amiral" tartışması bu gerçekliğin sadece görünen yüzüydü. Ordunun, yargının, emniyetin liyakatle değil cemaat aidiyetiyle şekillenmesi, bir devletin çürümesinin en tehlikeli halidir.

Burada bir noktanın altını özellikle çiziyorum: Bu yapıları "bana yakın" ya da "bana muhalif" diye ayırmak en büyük hatadır. Geçmişte "bize yakın" denilen bir yapının bu ülkede Meclisi bombaladığını, vatandaşlarımızı şehit ettiğini acıyla yaşadık. O yüzden tehlikeli olan belli bir cemaat değil, denetimsiz cemaat ve tarikat yapılanmasının kendisidir. Eğer Süleymancılar hakkında bu adımlar atılabiliyorsa, aynısı adil yargılama koşuluyla Menzil dahil bütün yapılar için de yapılmalıdır. Aksi halde bu operasyonun seçici olduğu, birilerinin hedef alınıp birilerinin korunduğu izlenimi doğar ki bu da hukuka olan güveni bitirir.

Şunu da açıkça söyleyeyim: İnanç özgürlüğü ve ibadet özgürlüğü kutsaldır. İnsanlar diledikleri gibi inanır, inandığı gibi yaşar; buna kimsenin sözü olamaz. Karşı çıktığımız inanç değil, o inancın istismar edilerek devlet içinde milyar dolarlık finansal imparatorluklara dönüştürülmesidir. Yapılması gereken bellidir: Bütün bu yapılar mercek altına alınmalı, mali kaynakları şeffaflaştırılmalı, denetim ve hukukun tam anlamıyla içine çekilmelidir. Laik ve demokratik bir hukuk devletinde, hesap vermeyen hiçbir güç odağına yer yoktur”