EGEDESONSÖZ - 22 Mart Dünya Su Günü’nde Tahtalı Barajı önünde, TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu, İzmir Tabip Odası, İzmir Barosu, Konak Kent Konseyi, Ege Kent Konseyleri Birliği, EGEÇEP ve İzmir Yaşam Alanları ortak basın açıklaması yaptı. Açıklamayı, Ege Kent Konseyleri Birliği ve Konak Kent Konseyi Başkanı Hamit Mumcu okudu.
Ortak açıklamada, suyun yaşam için temel bir hak olduğu vurgulanırken, 2026 Dünya Su Günü temasının “Su ve Cinsiyet” olduğuna dikkat çekildi. Açıklamada, suyun yönetimi ve kullanımında toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, kadınların suya erişimde yaşadığı yükler ve afet durumlarında bu yükün artışı ele alındı. Mumcu, Türkiye’de kadınların özellikle kırsal ve afet bölgelerinde ailelerinin temel su ihtiyaçlarını sağlamak için büyük çaba harcadığını hatırlattı.
İzmir’deki su sıkıntılarına da değinilen açıklamada, Tahtalı ve Gördes barajlarının doluluk oranlarının kritik seviyelere gerilediği, kuraklık nedeniyle su tasarrufuna gidildiği ve yeraltı su kaynaklarının kullanımının arttığı ifade edildi. Öte yandan artan yağışlarla şehir merkezinde Konak, Foça, Seferihisar ve Menderes gibi bölgelerde yaşanan taşkınlar ve yanlış imar uygulamaları ile yetersiz altyapının yarattığı kayıplara dikkat çekildi.
Açıklamanın tamamı şu şekilde:
Tahtalı barajı önünde Ege Kent Konseyleri Birliği ve Konak Kent Konseyi Başkanı Hamit Mumcu tarafından okunan açıklama şu şekilde:
SUYUMUZA, YAŞAMIMIZA SAHİP ÇIKIYORUZ…
SU MÜCADELESİNİ BÜYÜTÜYORUZ…
22 Mart Dünya Su Günü; Tüm canlılar için Suyun, Sağlıklı Yaşanabilir Suya Erişimin ve Su Hakkı için verilen kavganın yaşam mücadelesinin merkezinde olduğunun bir kez daha vurgulandığı gün.
Birleşmiş Milletler 22 Mart tarihini dünyada su kaynaklarındaki kısıtlılığa dikkat çekmek, su kaynaklarının korunması, geliştirilmesi ve verimli kullanımı konusundaki çalışmaları duyurmak ve desteklemek amacıyla Dünya Su Günü olarak tanımladı. 2026 Yılının Teması, su kaynaklarının yönetimi ve kullanımında cinsiyet eşitliğine odaklanan "Su ve Cinsiyet" olarak belirlendi.
Bu tema ile suyun yönetimi ve korunması süreçlerinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve su krizinden en çok etkilenen grupların sesinin duyurulması amaçlanmaktadır. Gerek iklimsel koşullar gerekse sosyo-ekonomik koşullar nedeni ile gelişmemiş ülkelerde bir çok bölgede kısıtlı olan suya erişim kadın emeği ile sağlanıyor. Kadınlar ve kız çocukları kendileri ve ailelerinin temel ihtiyaçları için gerekli suyu kilometrelerce uzaklıktaki kuyulardan taşımak zorunda kalıyor.
Ülkemiz nüfusunun ise yaklaşık %98'i içme ve kullanma suyu şebekesi ile hizmet almakla birlikte özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun bazı köylerinde veya yaylalarda, suyun kaynaktan eve taşınması hala büyük oranda kadının sorumluluğundadır. Kentlerde veya afet durumlarında (örneğin deprem sonrası) suyun kesilmesi, ev içi temizlik ve hijyen yükünü doğrudan kadının omuzlarına yüklemektedir. Deprem bölgesinde şehir merkezlerinde su akışı büyük oranda sağlansa da yenileme çalışmaları nedeni ile kesintiler devam etmektedir. Yaklaşık 300 bin nüfusun barındığı konteyner kentlerde ise suya erişim hassas durumdadır. Bu koşullarda kadınların taşıdığı mutfak yükü ve temizliği koruma çabası bir toplumsal cinsiyet meselesine dönüşüyor.
Kentimize geldiğimizde ise kuraklık ve su sıkıntısı nedeni ile geçtiğimiz yaz başlayan ve aylarca devam eden su kesintileri evlerde kadınlar başta olmak üzere kent halkının günlük hayatını olumsuz etkilerken suyun yaşamsal önemini bir kez daha hatırlattı.
Suyun yaşamsal önemi ortadayken; korunması gereken su varlıklarımız, hem miktar hem de nitelik olarak azalıyor, sulak alanlarımız kuruyor, yağmalanıyor, yok oluyor.
İmara, ranta dayalı kentleşme ve çevre politikaları doğa olaylarını felaketlere dönüştürüp, büyük yıkımlara neden oluyor. Enerji, madencilik, sanayi ve turizm gibi faaliyetler konusundaki denetimsizlik de yaşamı ve doğayı tehdit ediyor.
Mevzuat değişiklikleri, koruma amaçlı planlar ve torbadan çıkan düzenlemeler ile sularımız gözden çıkartılıyor. Yüzey sularımız, yeraltı sularımız, denizlerimiz, kıyı alanlarımız, havzalarımız, suyumuzu koruyan ormanlarımız, sulak alanlarımız, korunan alanlarımız, biyolojik çeşitliliğimiz, doğal ve kültürel varlıklarımız, yaşam alanlarımız, rant uğruna yok ediliyor ya da aşırı kirletiliyor. Ülkemizde de 1960’lardan bu yana, sulak alanların yarısı ekosistem özelliklerini kaybetti.
Bölgemizde de durum ülke genelinden farklı değil. İzmir’in de içinde bulunduğu Gediz, Küçük Menderes, Büyük Menderes, Kuzey Ege Havzalarında yerüstü ve yeraltı su kütlerinin büyük kısmında nihai durumun kötü ve zayıf olduğu havza yönetim planlarında paylaşılıyor.
Havzalarımızda yüzey ve yer altı sularına yönelik kirlilik baskısı artarak devam ederken, kontrolsüz yeraltı suyu çekimleri ile su varlıklarımız yok oluyor. İzmir’in içme suyunun yaklaşık %50’sini sağlayan Tahtalı ile Gördes baraj havzalarındaki kirlenme baskısının artması, kirlilik seviyesi zaten yüksek olan havzaları daha da korumasız hale getirerek, yaşamsal riskler oluşturuyor.
2025 yılında Gördes Barajı tamamen boşalırken Ocak 2026 da Tahtalı Barajı doluluk oranı %0,98 seviyesine kadar gerileyerek son yılların en düşük noktasını gördü. Su kesintileri ile tasarruf yapılmaya çalışılırken, rezerv kaynaklar olan yeraltı sularının kullanımı arttı.
Kuraklık ve alternatif su kaynakları tartışılırken artan yağışlar sonucu şehir merkezinde Konak, sahilde Foça, Seferihisar, Menderes ilçeleri başta olmak üzere kentin bir çok bölgesinde yaşanan taşkınlar kentsel alanda ve tarım alanlarında önemli kayıplara neden oldu. Yanlış imar uygulamaları ve yetersiz altyapı kayıpları arttırıyor.
Kentimizin iklim projeksiyonlarına göre artması beklenen kuraklık, aşırı yağışlar, sel ve taşkınlara yeterince hazırlıklı olduğunu söylemek mümkün değil.
Denizlerimiz kirlilik baskısı, kıyı alanlarımız da işgal altında.
İzmir Kentinin gelecekteki su ihtiyacını karşılamak üzere planlanan 250-300 bin kişiye temiz su sağlayabilecek kapasitede Çamlı Baraj Havzası Efemçukuru Altın madenine kurban edilmişken, madenin yarattığı ve yaratacağı çevresel risklere karşı kent halkı savunmasız. Kentin su varlığını korumak adına yıllardır sürdürülen çabalarla, hukuki kazanımlar elde edilse de, TÜPRAG altın şirketi kapasitesini 2,5 kat artırarak çalışmaya, yaşamsal öneme sahip su kaynaklarımıza, yeni tehditler eklemeye, bizler de mücadeleye devam ediyoruz.
Suyumuzu korumayan, rant için kullandıran, kirleten ve kirlenmesine göz yumanların değişmesi gerekiyor.
Biz Suyumuza yönelik tehditleri, tüm canlılara ait olan su, toprak, doğal varlıkların özelleştirilmesi ve çok uluslu şirketlerin eline geçmesi süreçlerine karşı mücadeleyi birlikte sürdürmeye devam edeceğiz.
Sözümüz Dünya Su Gününün imza altına alındığı 22 Mart 1993 ‘ten bu yana değişmedi;
• “Su yaşamsal bir haktır. Temiz ve sağlıklı suya erişim tüm canlıların hakkıdır” dedik, diyoruz…
• “Yaşam için en temel gereksinim, temel bir doğal varlık olan su; bir meta değil, tüm canlıların ortak varlığıdır” dedik, diyoruz…
• 30 yıldır söylediğimiz gibi; bugün de yaşamın devamlılığı için zorunlu olan, Su hakkımız için mücadele edeceğimize ilişkin kararlılığımızı bir kez daha vurguluyoruz.
Suyun tüm canlılar için vazgeçilmez doğal bir hak olduğu noktasından hareketle ortaklaşan sözlerimizi bir kez daha tekrarlıyoruz;
• Suya erişimdeki eşitsizlikleri bertaraf edecek şekilde, her canlı için sağlıklı suya erişim hakkının korunması,
• Yaşam için zorunlu olan suyun korunması ve doğru kullanılmasının planlanması,
• Havzalardaki kirlilik risklerinin engellenmesi, su kalitesinin iyileştirilmesi, kirlilik riski taşıyan konut, sanayi, enerji, madencilik sektörlerine karşı mücadelenin büyütülmesi,
• Tarımsal su kullanımının doğru yönetilmesi ve tarım kaynaklı kirlilik risklerinin önlenmesi,
• Yer altı sularımızın kontrolsüz çekimi ve kirlenmesine karşı, çiftçilerimizi mağdur etmeden gerekli denetim ve izleme çalışmalarının yürütülmesi, sanayinin kontrolsüz ve aşırı yer altı suyu kullanımının önüne geçilmesi,
• Suyumuzu, havzalarımızı, denizlerimizi, kıyılarımızı, nehirlerimizi, ormanlarımızı, biyolojik çeşitliliğimizi, doğal ve kültürel varlıklarımızı, yaşam alanlarımızı korumak, geleceğimizi kurtarma sorumluluğu hepimizin omuzlarındadır.
Bunun için; Yerel Yönetimler başta olmak üzere herkesi ortak hareket etmeye çağırıyoruz.
Bizler yaşamsal sorumluluğumuzun ağırlığı ve örgütlü mücadele bilinci ile
• Suyun en temel yaşam hakkı olduğu gerçeğinden yola çıkarak, suyun özelleştirilmesi, metalaştırılması, ticarileşmesine HAYIR diyoruz,
• İzmir’in Su Varlıklarını, Sağlıklı Suya Erişim Hakkını Koruma bilinci ve kararlılığı ile Bergama’da, Efemçukuru’nda, Turgutlu Çal Dağ’da, Gördes’te Madencilik Projelerine HAYIR diyoruz,
• Çamlı Barajı yapılsın, suyumuz korunsun diyoruz,
• Büyük Menderes ve Gediz havzalarında, vahşi bir şekilde işletilen ve bu havzaları kirlettiği bilirkişi raporlarıyla kesinleşen jeotermal sondaj ve santrallere HAYIR diyoruz,
Geleceğimizi koruma kararlılığımızı kamuoyu ile bir kez daha paylaşıyor ve yaşam mücadelemize destek vermeye çağırıyoruz.
TMMOB İZMİR İL KOORDİNASYON KURULU -- İZMİR TABİP ODASI
İZMİR BAROSU-- KONAK KENT KONSEYİ --EGE KENT KONSEYLERİ BİRLİĞİ




