Dünya Sağlık Örgütü'ne göre dünyada 400 milyonun üzerinde obez ve yaklaşık 1, 6 milyardan fazla kilolu birey bulunmakta ve 2015 yılında bu rakamın sırasıyla 700 milyon ve 2,3 milyara ulaşacağı tahmin edilmektedir. Endokrinolojik hastalıklarla ilgili olarak Ocak 2010'da, 540 merkezde yapılan saha araştırmasında, Türkiye'de obezite sıklığının %32 olduğunu tespit edilmiştir. Bu rapor; erkeklerde kilo fazlalığının, kadınlarda ise obezitenin daha yaygın olduğuna dikkate çekmiştir.
İlginç olan kentsel ve kırsalda obezite oranları birbirine oldukça yakındır. Çok sevindirici bir haber vereyim size, bu konuyla ilgili hükümet ciddi çalışmalar başlattı son günlerde. Uzmanlar artık halk ile aynı dili konuşuyorlar. Obezite'nin sadece bildiğimiz anlamı 'fastfood' alışkanlığının olmasının dışında, artık annelerimizin tencere yemeğinin de obezite için tehlikeli bir alışkanlık olduğu kabul görmüş durumda …
Obezite'nin aslında pek çok nedeni var. Genetik faktörlerin yanında (anne ve babası obez olan kişilerin çocuklarının da obez olması neredeyse %100 kesin) çevresel faktörler de oldukça etkili.. Diyeceksiniz ki, çevresel faktörler nelerdir? Hemen anlatmaya başlayabilirim sizlere.. İlk önce kilo vermeye veya kilonuzu korumaya yönelik bir yürüyüş yapmayı planlıyorsanız bence şimdiden vazgeçin.. Sahil kenarlarının dışında şehrin iç mahallelerinde böyle bir lükse ne yazık ki sahip değiliz. İkinci önemli konu; yolda yürürken gözünüzü takılacak bütün tehlikeli yiyecekler sırasıyla size bakmakta vitrinlerde.. (pizzalar, hamburgerler, pastalar, dondurmalar vb) Eğer başarabilirseniz bu vitrinlerden gözleriniz kapalı geçebilirsiniz.. Yoksa alışkanlıklarınıza dur diyemeyecek 'bir taneden ne çıkar ki' diyerek o gün başladığınız rejiminizi hemen bozmuş olacaksınız. Türk toplumunun çok ilginç bir özelliği var. O da iyi günde kötü günde (yani kutlamalarda ve ölümlerde) hep tatlı yiyoruz. Ölümü bile helva ile kutluyoruz.
Obezite'yi etkileyen bir üçüncü faktör, ekonomik… kısacası bireylerin sosyo ekonomik durumları onların yeme alışkanlıklarını çok etkiliyor.
Geçtiğimiz günlerde alışveriş sepetinde 10 tane makarna ve 5 adet ekmeği evine götüren bir hanım görmüştüm. Tahminen, o gece bu evde bütün aile fertleri 'bol karbonhidratlı ' ve tamamen kilo almaya yönelik bir ziyafet çekecekler. Niye bu konuda hassas davrandığıma gelirsek, biraz da mitolojik kahramanları gözlerimizin önüne getirmemiz gerekir.
Tanrı'lar bile o dönemlerde şişmanmış. Yani şişmanlık 'gücü' sembolize ediyormuş. Obezite estetik bir problem olmaktan ziyade aslında bir hastalık. Bu konuyla ilgili eğer bir mücadele etmek istiyorsak, ne ile mücadele ettiğimizi öncelikle bilmek gerekiyor. Obezite hastalığı ile mi yoksa yeme alışkanlıklarımızı değiştirmeye yönelik bir tutum mu geliştireceğiz?
Eğer mücadele etmek istiyorsak obezite önlenebilir bir hastalık mı dersek, hemen evet diyebiliriz. Ancak öncelikle obezite buzdağının görünen yüzeyi ile görünmeyen yüzeyinde neler olduğunu öğrenmemiz gerekir..
Görünen kısmı kişilerin vücut yapılarıdır. Görünmeyen yüzde ise; kanser, felç, kroner arter hastalıkları, infertilit, depresyon ve benzeri hastalıklar bulunmaktadır..
Obezite aslında bir endüstri pazarı.. İnsanlar bu hastalıktan kısa sürede iyileşmeyi bekliyorlar. Paylaşılan bir insan modeli biçimi var ekranlarda.. Pek çok işletme, mankenlerin üç boyutlu fotoğraflarını reklamlara koyarak, bu kişileri model olarak almamızı ve onlara benzememizi istiyorlar. Burada beni rahatsız eden konu, obezite de bile 'cinsiyet ayrımcılığı'nın yapıldığını hissetmek.
Genellikle kilolu bir kadın ile erkeği gördüğümüzde farklı yorumlarda bulunuyoruz ve ne yazık ki erkeklerin kilolu olmasını yadırgamazken, kadınları hemen eleştiriyoruz. Hepsinin 'doksan altmış doksan' olmalarını bekliyoruz.
Şu günlerde 'Kıvanç Tatlıtuğ'un baklavaları' moda olmuş. Bunu duyduğum zaman çok gülmüştüm. Bu ülkede, bir uzmanın dünya olayları ile ilgili verdiği bir demeç mi sizce daha çok konuşuluyordur, yoksa Kıvanç Tatlıtuğ'un baklavaları mı?
Obez kişilerin hiç damgalandığını (stigmatizasyon) düşündünüz mü? Bizler obez insanları gördüğümüzde onlara 'tembel, iradesiz, sorunları olan kişiler' olarak görüyoruz. Bu kişiler de kendilerine 'ben iradesizim, ikili ilişkilerde hep sorun yaşarım, hep reddedilirim korkusuyla' yaşıyorlar. Daha kötüsü; hiçbir şeyi hak etmediklerini düşünürler.
Çocukluğumuzda daha kilolu kız ya da erkek çocuklara 'tombiş' ifadesinin kullanıldığını hatırlarsınız. Bu sözün onları ne kadar rahatsız ettiğini hiç düşündünüz mü? Sosyalleşme sürecinde bir kız çocuğunun gideceği arkadaş toplantısına 'kilolu olması' ve 'giyeceği elbisenin kendisine yakışmayacağı korkusuyla' toplantıya gitmediğini ve kendini eve mahkum ettiğini düşünürsek, bu kişilere karşı ne kadar haksızlık ettiğimizi belki anlayabiliriz.
Yapılan araştırmalar göstermiş ki; obez kişiler zayıflayacaklarını düşünmüyorlar bile.. Çünkü uzun yıllar içinde o kadar kilo alıp veriyorlar ki bu sonunda bu sorun kısır bir döngüye dönüşüyor. Günümüzde 'fit olmak' moda.. Bütün magazin dergilerine baktığımızda çeşitli diyet listeleri görüyoruz. Önemli olan diyet yapmak değildir, neyi, niçin yaptığımızı fark etmektir.
Düşünün; obez bir kişi kilo vermek için diyete başlıyor. Bir hafta sonra tartıya çıktığında kilosunun bir gram bile oynamadığını görüyor. Umutlarla başladığı hayalleri bir anda sıfırlanıyor, dik duran omuzları aşağıya düşüyor. Obizete kişilerin aynı zamanda öz saygınlıklarını yitirmelerine de neden olabiliyor.
Obezite; psikolojik, sosyal, ekonomik açıdan da pahalıya mal olan bir hastalık.. Uçakta veya sinemada obez kişilerin bilet alırken iki kişilik bilet almış olduklarını düşündüğümüz de obezitenin öyle küçümsenecek bir olgu olmadığını fark edebilirsiniz...
Obezite'yi tetikleyen pek çok değişken var. Ancak burada bu tetikleyen faktörlerden ziyade, obezite ile nasıl baş edileceğini kavramak gerekir. Başlangıç öncelikle her halde kararlı olmakla başlıyor. Ama bunun için alışkanlıklarımızı değiştirmeye niyetli olmak gerek.
Bundan yıllar önce, bir buçuk ay boyunca Londra'da kalmıştım. Ev sahibim her gün bana sabah kahvaltısı ve akşam yemeği veriyordu. Akşam yemeğinde, bir iki parça haşlama et, sebze ve salata yiyordum. Yemek bitince de bir kek ya da tart üzerine dondurma….. Bence normal bir insanın bir günde alması gereken kalori miktarı, bahsettiğim yiyeceklerle karşılanmış oluyor. Genellikle boş yere midelerimizi dolduruyoruz. Spor salonlarında her pazartesi bir 'insan patlaması' olur. Bütün üyeler sabahtan akşama kadar salondadır. Sanki 'suçlarını affettirmek için' koşuyorlardır. Hafta sonu ne bulunduysa yenilmiştir. Doymak nedir bilinmemiştir. Şimdi bu iki günün 'günahını' ödemek zamanıdır.
Galiba artık annelerimizin tencere yemeğinden biraz uzaklaşıp ,sağlıklı ve dengeli beslenmeyi tercih edip, sporu hayatımıza daha fazla adapte etme zamanıdır. Sağlıklı bir yaşama başlama kararını ne zaman almalıyız? 30-40-50 yaşına gelince mi? Hangisi?
Bilmemiz ve kabul etmemiz gereken tek bir kural var, örnek olmak adına bebeğimiz dünyaya geldiği andan itibaren onlara 'yeme alışkanlıklarını' doğru bir şekilde kazandırmak zorundayız. Bu durum o kadar kolay değil tabiki…
Böyle bir alışkanlığı edindiğimiz zaman ise; farklı bir perspektiften dünyaya ve insanlara bakmayı öğreneceğiz. Spor yapmak sanki 'yemek'gibi bir alışkanlığınız olacak. Kendinizle kavga etmenize neden olan kilolarınız artık canınızı sıkmayacak.
Sabit bir kiloda kalmayı yaşam boyu başarabilirsiniz. Daha dengeli bir yaşam sizi bekliyor aslında. Annemin çok ilginç sözü vardır: 'İnsanlar, ya kepçe ile ya da çay kaşığı ile yemek yiyorlar. Yani ya çok yiyoruz ya da çok az.. Halbuki; yemek kaşığı ile yemeğe başlarsak bu sorunlar kendiliğinden çözümleneceği gibi obezite ile de mücadele etmiş olacağız..